Rakıdan girip lafa...

'Rakı ölümleri'nde kurban sayısı 20'yi geçti. Cumartesi sabahının Radikal'i sahte rakı şişeleri veya malzemelerinin ele geçtiği yerleri sayıyor. Liste ürkütücü.

'Rakı ölümleri'nde kurban sayısı 20'yi geçti. Cumartesi sabahının Radikal'i sahte rakı şişeleri veya malzemelerinin ele geçtiği yerleri sayıyor. Liste ürkütücü. Bizler, rakı üzerindeki tekelin kaldırılmasının birkaç yıllık bir olay olduğunu sanıyorduk. Meğer çoktan özelleştirilmiş! Hatırı sayılır bir sanayi çoktan kurulmuş olmalı.
Dünyanın her yerinde içkilere yüksek oranda vergi konur. Böylece fiyatları yükselir. Demek ki, maliyeti fiyatına göre çok düşüktür. O zaman, biri bunu kaçak üretip çok daha ucuza satarak gene kâr eder (düşünün, bizim devleti ayakta tutan vergi kalemlerinden biri), onun malını alıp satan kişi de kâr eder. Her zaman olduğu gibi, bir tek 'tüketici'nin bundan bir kârı olmaz -üstelik bu nedenle ölebilir de.
Tabii Tekel kurulmadan önce buralarda varolan rakıyı irili ufaklı birçok firma üretiyordu; şimdi Yunanistan'daki uzo üretiminde olduğu gibi. Ama bunlar da adı sanı olan firmalar oldukları için böyle adam öldürmeleri söz konusu değildi.
Ama şu anda 'kaçak rakı' üretenlerin böyle korumaları gereken bir markaları yok ve kolay tarafından para kazanmak dışında bir şey görmüyor gözleri.
Böylece, rakının sahtesi de, şu ortaya çıkanlardan anlaşıldığına göre, ibadullah. Şimdi, içlerinden birileri ölçüyü adamakıllı kaçırıp insan öldürmeye başlayınca, memleketin her yerinde kaçak rakı imalathaneleri ortaya çıkarılıyor. Bu da başlı başına düşündürücü bir durum değil mi?
'Rakının sahtesi' diyorum da, deyince düşünüyorum... Her şeyin 'sahtesini' yapan bir toplum olduğumuzu.
Bu marifetlerin bazılarından ötürü uluslararası ölçekte sorun haline geliyoruz. Sözgelişi, 'Lacoste'un sahtesini yapmakta. Bu işlerden pek anlamam, son durumun ne merkezde olduğunu da bilmiyorum, ama Kanadalı bir arkadaşım, yıllar önce, İstanbul'un çarşılar bölgesinde bir sokağa girdiğini, burada dükkânlarda ve işporta tezgâhlarında yüzlerce adamın hep bir ağızdan 'Lacoste! Lacoste!' diye bağırarak satış yaptığını, gülerek ve şaşırarak anlatmıştı.
Bir ara Amerikan sigarası yaptığımız da söylenmişti. Bunun hakkındaki asıl söylenti, tabii, Bulgaristan üstüneydi. Kaçak Marlboro'lar komünist Bulgaristan'da yapılıp dağıtılıyormuş (ülke kategorisi olarak çok farklı sayılmaz). Ama bir ara burada, Adapazarı dolaylarında da bu işin başladığına dair bir rivayet dolaşmıştı.
Tabii bir 'solcu' kesim de bunları Amerikan sigara şirketlerinin vergiden kaçmak için açıp işlettiği yorumunu yapıyordu.
Böyle daha birçok şey sayılabilir. Bu dünyada bir şeyleri yapanlar var. Bir de, onların yaptığı şeylerin başarılı ya da başarısız taklitlerini yapanlar var. Kaçak rakı, kaçak Lacoste bir şey, ama kaçak falan olmayan 'Cola Turca' gibi bir buluş da aslında bunun çok uzağında değil.
Bence bu taklit ya da 'sahtesini yapma' işi bunlarla, bu 'nesneler dünyası' ile sınırlı kalmıyor. 'Manevi' diyecek alanlarda da benzer bir faaliyet devam ediyor. Yalnız 'Lacoste'un değil, sözgelişi 'profesör'ün de, 'yazar'ın da, 'düşünür'ün de ve daha birçok şeyin de 'sahtesini' imal etmiş durumdayız. Üstelik iş bu 'manevi' düzeye gelince, taklit başarısının dozu düşüyor.
Yani bu da bizim kendimize özgü 'sanal dünya'mız. Dünyanın sahip olduklarına biz de kendi ölçülerimizde sahip olarak mutlu yaşıyoruz -içlerinden biri zehirleyinceye kadar.