'Refleks' mi, 'kültür' mü?

Emniyet Müdürü'nün basını suçlayan sonuşması, kendi geri adım atması üstüne, söndü.

Emniyet Müdürü'nün basını suçlayan sonuşması, kendi geri adım atması üstüne, söndü. Barış çubukları yakıldı ve içildi bile. Dün de yazmıştım,
'Emniyet Müdürü'dür, söyler' alışkanlığının payı var herhalde bu 'şipşak barış'ta. Ayrıca, medyamızın önde gelen kesiminde, otoriteyle uzun süre küs kalamama alışkanlığının da payı olmalı. Gerçi Türkiye'de 'otorite' deyince akla ilkin polis gelmez (sokakta öyledir de, seçkinler arasında değilir); ama ne de olsa 'asker'den sonrası polis'. Son olarak, muhtemelen bu Emniyet Müdürü de olmuş olanı kan davası haline getirmek isteyen biri değil.
Böylece karşılıklı yatışıldı. Basın Kanunu'nun gene de değişebileceğini söylemek, 'üst' otoriteye, 'vali'ye kaldı.
Bu arada, dün belirttiğim gibi, 'ikinci merak konumu' oluşturan, Beyoğlu'nde lumpen döven fedakâr polis timiyle ilgili herhangi bir gelişmeye rastlamadım. Anlaşılan o gördüğümüz sahnede, yanlış olan, olmaması gereken tek unsur, sahneyi çeken kameraydı, gerisi normaldi.
Polisimizin vatani görevlerini gerekli güvenlik ortamında devam ettirebilmesi için bu gibi serseri, yüzer/gezer kameralar hakkında da bir tedbir alınması gerekiyor.
Aslında eldeki 'her derde deva' memurin kanununda bunun tedbiri vardı: 'Polis memurunun görevini yapmasını engellemek' tarzında bir şey, o kameraya ve bütün benzer kameralara uygulanabilecek. Ama, korkarım, Avrupa Birliği'ne şirin görünme ve ta Kopenhag'daki birtakım ilkelere yetişme hevesinden (onur kırıcı bir heves) o güzelim kanunu da değiştirdik bugünlerde.
Neyse, bunları geçebiliriz. Emniyet Müdürü basına bulaşmaktan vazgeçtiğine göre, centilmenlik gereği, basın da Emniyet'e bulaşmaz. İstenen ideal düzen bu değil mi?
Ben, Emniyet Müdürü'nün tarihi konuşmasını yaptığı gün itibarıyla Başbakan'a geleyim. Medyadan izleyebildiğim kadar o tarihi günde Emniyet Müdürü bir kere konuştu, Başbakan üç kere konuştu. Müdürü tamamlayıp üstüne de çıkan bu konuşmalar bana çok daha ürkütücü geldi.
'Antidemokratik' olmak, bu toplumda, çok köklü bir şey. Bakın, 'otoriter' olmak, 'totaliter' olmak falan demiyorum. Onlar sonradan geliyor ve birey ya da akımlara, ideolojilere göre değişiyor. Ama hepsinin ortak paydası, hepsini besleyen, hepsine ayağını sağlam yere basmasını sağlayan bir 'antidemokrat' zemin var bu toplumda, bu toplumun genel ideolojisinde, hayatı algılamasının genel kalıplarında. Asıl derdim bu. Bunun ne olduğunu çözmeye çalışıyorum: 'refleks' mi bu, 'içgüdü' mü, yoksa 'kültür' mü?
İlk ikisi olduğunu sanmıyorum, çünkü hayatın yapısına aykırı. Lisedeyken biyoloji hocamız beynini kesip omiriliğini bıraktığı kurbağanın bacağını makasla dürtünce kurbağa bacağını oynatırdı. 'Antidemokratik' olmak, hiçbir topluluğun hayatında, beynin derinine geçip omiriliğe işlemiş olamaz. Olamaz da, bu ülkede bunun yaygınlığı, otomatikliği, ister istemez, bunun bir 'refleks' haline gelip gelmediğini düşündürüyor insana.
Başbakan Erdoğan, AKP'den, AKP'nin nerelerden nerelere evrildiğini hep birlikte gördük, biliyoruz. 'Demokrasi bizim için araç' sözü hâlâ tartışılıyor, yarın öbür gün ben de o sözün uzantılarını ele almak istiyorum.
Ama şimdi şu kadarını söyleyeyim ki, bu ülkede var olan siyasi çizgilerin hiçbirinde, 'demokrasi'ye bir 'araç'tan daha şerefli bir şey olduğunu
düşünerek bakan yok. Belki bakmaya gerek de yok, ama bu ayrı bir tartışma.
Yalnız, 'araç'tan 'araç'a fark var. Yaşamak istiyorum ve oksijen denen şey de benim için, yaşama amacım için, bir 'araç', bu anlamda. Ama olmazsa yaşayamıyorum.
AKP'nin ve Erdoğan'ın bu ülkede yaşadıkları evrim, sanırım, kendileri için 'demokrasi'nin aşağı yukarı 'oksijen'le eşdeğer bir 'araç' olduğunu kavramaları temeli üstünden gerçekleşti. Böylece bu 'kültür'e doğru benim çok ciddiye aldığım ve önem verdiğim bir yöneliş gösterdiler. Ama galiba her şeye rağmen ara sıra omurilik beynin önüne geçiyor ve 'antidemokratik refleks' hatırladığım o kurbağa gibi bacağını oynatıyor.
Ben şahsen demokratik değerleri savunmaya bağıtlıyım; herkese karşı ve ne pahasına olursa olsun. Bu çerçevede, AKP'nin demokratik değerlerini de savunurum. Gene de, AKP'nin demokratik değerleri nereye kadar savunacağı konusunda daha sahih bir ölçüye ihtiyaç duyuyor insan.