Roman, masal, zekâ

Çetin Altan sormuş Turgut Özal'a, &quot;Hiç roman okudunuz mu?&quot; diye. Cevabını da almış: </br>&quot;Ben masal okumam.&quot;

Çetin Altan sormuş Turgut Özal'a, "Hiç roman okudunuz mu?" diye. Cevabını da almış:
"Ben masal okumam."
Aslında Çetin Altan'ın soruş tarzında ('Hiç' kelimesinin seçiminde) gelecek cevabın tahmini var gibi.
Evet, 'roman okuma'yı 'masal okuma' olarak değerlendiren bir anlayış!
Bu anlayışın sahibi de sokaktan geçerken bir anketçinin sorusuna muhatap olan, rastgele biri değil, Türkiye'de başbakan ve cumhurbaşkanı olan, bir toplumun tarihinde önemli bazı dönüşümlere yol açan biri. Aramızda bazılarının hâlâ yere göğe sığdıramadığı biri.
Ama şöyle bir düşünelim: Özal, kendinden fazla şüphesi olan biri değildi. Falan şarkıyı seviyorsa, kendisinde bir zevk eksikliği olup olmadığını sorgulamak aklına gelmez, sadece o şarkının gerçekten harika olduğunun kanıtı olarak görürdü. Bu konuda da komplekse kapılmadan söylemiş söyleyeceğini.
Cumhurbaşkanlarımızdan kaçı bu soruyla karşılaştı? Başkasını duymuşluğum yok! Karşılaşsalar, ne cevap verirlerdi? Örneğin Cevdet Sunay 'hiç' roman okumuş muydu? Celal Bayar okumuş muydu, okuduysa ne okumuştu?
Tabii buradan konuyu topluma taşımak da mümkün. Türkiye'de kaç kişi okuyor? İnsanların bir şey okuma oranlarının sıralamasında Türkiye kaçıncı? Okuyanlar ne okuyor? Buna benzer birçok soru sorulabilir.
Ama buralarda, 182. veya 164. olmak çok bir şey değiştirmeyebilir.
'Toplum' olarak bakıldığında işin içine yığınla etken girer ve konu iyice karmaşıklaşır. 'Seçkin'lerin tavrı daha kolay incelenebilir bir şey (ve aynı zamanda, toplumun niçin öyle davrandığını belirleyen etkenlerden biri).
Bunu bir başka konuya bağlayacağım. Bugünlerde bazı Alman 'bilim adamları'nın Türkler'deki IQ düzeyine ilişkin beyanatları basına yansıdı. Böyle konuşabilen insanların aslında ırkçı olduğu, dolayısıyla 'bilim adamı' olamayacağı yazıldı, söylendi. Okuduğumdan ben de benzer sonuçlar çıkarmıştım. Bir tanesi, söylediklerini bir miktar tevil ediyordu
-ama sadece 'bir miktar.'
'Zekâ' denen şey, hayatta her şey gibi, birtakım başka etkenlere bağlı. Öyle ki, A toplumundaki tanımı, B toplumundakinden farklı da olabilir. Ayrıca, aynı toplum içinde, çeşitli maddi etkenler de dolaylı olarak bunu etkileyebilir. Bir çocuk yalnız 'Eyüp oyuncağı' ile oynayarak büyümüş, öteki elektrikli trenler, 'Mecano'lar, 'Lego'larla yetişmişse, bu gene birinin öbüründen zeki olmasını zorunlu kılmaz, ama 'zekâ testi' dediğimiz ölçme yöntemine daha iyi uyan veya çok iyi uymayan sonuçlara yol açabilir.
Konunun uzmanı olan ama böyle durumlar yok ve zekâ Tanrı'dan gelen değişmez bir veriymiş gibi konuşan Alman bilim adamlarının aslında ırkçı olduğunu söyleyelim. Yalnız adamların elinde birtakım sayılar, istatistikler var. Bunlar, Türkiye'nin veya Gana'nın veya Tayland'ın 'geri zekâlı' insanlardan oluştuğunu kanıtlamıyor. Ama belki 'zekâ'yı teşvik eden öğelerin yeterli olmadığı gibi, aslında endişe verici bir olgunun sinyalini veriyor olabilir; çünkü son analizde 'zekâ' da, üzerinde çalıştığı nesnelerle birlikte nihai sonuçlarını verir.
Bu durumda, cumhurbaşkanlarının, 'Roman okur musun?' sorusuna 'Ben masal okumam' diye cevap verdiği bir memlekette, insan zihnine ve beynine gerekli özenin gösterilip gösterilmediği sorusu önem kazanıyor. Tabii, insan zihninden ne anladığımız sorusu da.