Sanatın sırası geliyor

Picasso Sergisi'nin çok kişi tarafından ziyaret edildiğini, Emirgân'ın yıllardır görmediği kalabalıkları ağırladığını hem gazetelerde...

Picasso Sergisi'nin çok kişi tarafından ziyaret edildiğini, Emirgân'ın yıllardır görmediği kalabalıkları ağırladığını hem gazetelerde okuyorum hem de tanıdıklarımdan işitiyorum. Ne kadar sevindirici bir durum! Ben daha resmen açılmadan gitmiş ve gene tahminleri (ve sanırım düşünülen tedbirleri!) aşan bir kalabalıkla karşılaşmıştım, açık kaldığı sürece böyle devam edeceği umudu da doğmuştu içimde.
Gene duyduğuma göre okullu grupları da geliyormuş... Gelmesi aslında kendi başına çok önemli sayılmayabilir, çünkü çeşitli yerlere giderler. Ama karşılaştığımız yerlerde duruma bakarak benim çıkardığım sonuç, etkinliğin, oraya kadar gelmek olduğudur. Bu 'etkinlik' tamamlandıktan sonra orada ne olduğuna pek bakılmaz. Oysa bu sergide böyle değilmiş; öğretmenler ilginç motifler buluyor, resimler arasında bağlantılar kuruyor, çocukların ilgisini resimler üstünde toplamayı başarıyormuş.
Bütün bunlara rağmen, 40 yılın karamsarı olarak, birtakım şüpheci sorular sorayım: 'Picasso' adı, pek çok yerde olduğu gibi Türkiye'de de, 'modern resim'le eşanlamlı sayılır. Bu özdeşlik, her ikisi açısından da çok hayırlı olmayabilir, acaip bir şeye 'Picasso gibi' denilebilir. Unutmayalım ki Kenan Evren bile bu çerçevede Picasso'dan haberdardı ve 'Onun kadar ben de yaparım' diye konuşuyordu. Yani, 'Picasso Sergisi'ne gidelim' demek, 'Haberiniz var mı' Bir 'modern resim' sergisi açılmış. Gidip bir görelim mi, ne dersiniz?' demek gibi bir şey de olabilir. Acaba bir Degas veya Modigliani veya Dufy sergisi açılırsa aynı şey olacak mıdır?
Haksız bir soru olabilir bu. Batı'da müze gezdiğinizde en sık rastladığınız ressamlardan biridir Picasso, çünkü son derece üretkendir.
Buna rağmen, dünyanın neresinde Picasso sergisi açılsa, başka pek çok ressamla kıyaslanmayacak kadar fazla seyirci çekeceğinden şüphem yok. Ama sonuçta bir 'oran' sorunu var: Sözgelişi Picasso sergisine 50 bin kişi gitti, ama Degas sergisi açıldı ve meraklısı 100 kişiyi bulmadı.
Şu durumda ortada aynasız bir keyfiyet var demektir. O 50 bin kişi resim sanatını sevdiği için değil, 'Picasso' adının çekimine kapıldığı için sergiye koşmuştur. Çünkü bu kadar resim-sever varsa, Degas da bu kadar öksüz kalmaz.
Tabii bu sorunun cevabını vermenin yolu böyle 'spekülasyonlar' yapmak değil, çaresini bulup Degas'ın da, Cezanne'ın da, başkalarının da sergisini açmak ve ne olduğunu böyle görmektir. Konuyu vardırmak istediğim nokta da bu: Bu sanatsal/kültürel izolasyondan çıkmanın araçlarının yaratılması.
Bu izolasyon aslında çok zamandır çok yerinden aşılmış ve geçilmiş durumda. İstanbul Kültür Festivali bu alanda bir koçbaşı işlevi gördü ve pek çok nitelikli sanat ürününü buraya taşıyarak İstanbul'u dünyanın en önemli ve zengin festivallerinden birinin ev sahibi yapmayı başardı. Ama her şeye rağmen, dünyanın hâlâ tam içinde değil, biraz kıyısındayız. Bu kısmen kendi öznel duruşumuzun bir sonucu olabilir- kendimizi 'içeride' görmememizin. Kısmen, bütün bu artan etkinliklere rağmen, orada 'seyirci', 'dinleyici', yani 'tüketici' konumundan, 'üretici' konumuna adım atamamaktan.
Ama bunların da gerisinde, bu gibi şeylerle hiçbir ilgisi, bir kulak dolgunluğu bile bulunmayan 'öteki' İstanbul ve tabii 'öteki Türkiye' yatıyor.
Şimdi, toplumun bir kesiminde, dünyada var olan güzel şeylere ortak olma yolunda bir özlem varsa, Picasso'nun yanı sıra nitelikli filmler, modern sanatın başka eserleri, nitelikli edebiyat ve daha birçok şey, burada ilgiyle (ama 'bilgi'yle de) izleniyorsa, bunların başlangıçlarına, ilk adımlarına, bütün toplumda bir ihtiyaç ve bir özlem olduğunu sanıyorum. Ama henüz seçkinler, onların böyle bir özlem duymaya hakları olduğunu kabul etmiş, hatta bundan haberdar olmuş değiller.
Onun için de daha bir süre, bir yandan önemli bir Picasso Sergisi'ni getiren ve tadını çıkaran, bir yandan da kendi ulusal resim-heykel müzesindeki eserlerin kaydını tutamayan (tabii eserlerin kendilerini de tutamayan) biraz garip bir ülke olarak yaşamaya devam edeceğiz.