Sarkaçtan sarmala

60'lardaki gözlemleriyle Türkiye'yi tanıyan Gellner, hâlâ tartıştığımız soruyu sormaktan geri durmuyor: "Bu ülkede hem laik, hem de demokrat olunamadığı ortaya çıkarsa ne olur?"

60'lardaki gözlemleriyle Türkiye'yi tanıyan Gellner, hâlâ tartıştığımız soruyu sormaktan geri durmuyor: "Bu ülkede hem laik, hem de demokrat olunamadığı ortaya çıkarsa ne olur?"
Daha önce sözünü ettiğim sarkaca bağlıyor cevabı. Gellner, bir süre önce Taksim'den kaldırılan, 27 Mayıs'ın 'süngü' anıtına da dikkat etmiş (edilmeyecek gibi değildi ki). Bunu şöyle yorumluyor: "Sembolizmi doğru okuyorsam, açıkça ve yüksek sesle diyor ki: Reaya ve/ya da onun seçilmiş temsilcileri fazla ileri giderse, biz bu duruma müdahale ederiz ve ne
yapacağımızı sizler çok iyi bilirsiniz."
Bu durumda bir 'tekrarlılık' var, şüphesiz. Gellner'in de söylediği gibi, İbn Haldun'un tarih teorisi tarzında 'döngüsel' bir tekrarlılık değil; 'sarkaç' benzetmesindekine uygun bir gidiş geliş. Gellner şunu belirtiyor: "Gelenekten popüler bir uzaklaşma, izin verilebilir sınırları aştığında, yukarıdan aşağıya bir Kemalist arınma, ulusal geleneğin
bekçileri tarafından zorlanacaktır. Bu konumun iki baş aktörü belki de içlerinden gelen bir dürtü gereği, hep aynı şekilde davranma zorunluğunu duyduğuna göre, bu sarkacın ebediyen böyle gidip gelmesini önleyecek bir şey olmayabilir."
Doğrusu hiç sevimli bir gelecek 'vizyon'u değil bu. Ama tabii tarihin "Ben ille de sevimli olacağım" diye bir kaygısı yok. Nitekim bir kere tankları Ankara'ya sokarak, bir kere de Ankara'nın ilçesinden geçirerek, üç buçuk kere aynı olay yaşandı.
Böyle bir kısırdöngüden kurtulmanın bir yolu yok mu? Bu 'dizi' de göstermeye çalıştığım gibi, Gellner Türkiye modeline aslında olumlu gözle bakıyor; ilk yazıda gösterdiğim gibi, Asya'nın 'demokrasi' potansiyeli taşıyan ülkeleri arasında sayıyor. Ancak Gellner son analizde demokratik Batı dünyasında yaşamış bir toplumsal bilimci. Batı'da bildiği ve benimsediği demokrasi ile burada 'filizlerini' gördüğü ve gelişmesini umduğu demokrasi arasındaki mesafeyi görmeyecek biri değil elbette. Bu 'mesafe'nin 'sembol'ünü biz kendi elimizle Taksim Meydanı'na dikmişiz zaten. Böyle bir süngü orada yadırganmadan sittin sene duruyorsa (kendi kalktığında anısı zihnimizde yaşamaya devam etmek üzere) ve ayrıca birçoğumuz o süngüyü 'demokrasinin garantisi' olarak görüyorsak, sarkacın ebediyen gidip gelmesi fikrinden çok rahatsız olmadığımız sonucu çıkar.
Gellner 'çıkış'ın olabilecek bir yolunu işaret etmekle yetiniyor: 'Orta Amerika' gibi bir 'Orta Türkiye'nin oluşup ortaya çıkması. Burada, 'Orta' dediği coğrafi değil. 'Sınıfsal' anlam taşıyor: 'Orta sınıf' demek istiyor. bunu şöyle tanımlamış: "Saygıdeğerlik ve normalliğin, Kemalist cumhuriyetçilikle kentli İslam'ın, bu beraberlikten tedirgin olmayan bir karışımı içinde dışavurumunu bulduğu' bir durum.
Sözü edilen durum bugün Türkiye'de 'ortaya çıktı' aslında. Gellner'in betimlediği aktörlerden 'İslam' bir kasaba fenomeni ve marjinal bir siyasi
ütopya olmaktan çıktı; büyük kentlere geldi, varoşlara, 'sol' adına orada olan şeyleri de tasfiye ederek, büyük ölçüde eline geçirdi, ama bununla da yetinmedi. Bugün bayağı geniş bir 'mütedeyyin orta sınıf' var. Bunlar Türkbükü'nde deniz tatili yapmıyor ama sözgelişi Afyon'da kaplıcaya gidiyor, Batı'nın her şeyine bayılmasa da AB'nin politik-ekonomik getirilerini anlıyor, kendine göre batiğinden defilesine, 'modernite'nin nimetlerinden sonuna kadar yararlanmak istiyor -ve bu nitelikleriyle sahiden radikal İslamcıları sinir ediyorlar. Ama toplumsal varlığı radikaller değil, onlar meydana getiriyor. Türkiye'de İslamcı politika'nın nereye kadar gidebileceğini de son analizde onlar, onların beklentileri, özlemleri belirleyecek.
Dolayısıyla Gellner'in işaret etmekle yetindiği 'karışım' ya da 'uzlaşma' toplum içinde yavaş yavaş biçimleniyor ve tahterevallinin ya da çekilen 'halat'ın iki ucundaki aktörler arasında da bunun farkında olan ve bu sonuçsuz sarkaç hareketinin artık bir an önce bitmesini isteyenler var.
Ve buna engel olmak için elinden geleni ardına koymamak üzere kurulmuş olanlar var. Kendine Türk Solu adını takmış derginin son sayısının sloganı 'Menderes gibi geldi, Menderes gibi gidecek!' 'Çağdaş medeniyet' savunucusunun nihai insanlığı bu.