'Şaşırma' duygusu

Çarşamba gününün (22 Ekim) Hürriyet'inde manşet şöyleydi: 'KADEK'e karşı ZANA'. 'Allah Allah' ya da 'fesüphanallah' diyerek bunun ne anlama geleceğini çözmeye çalışırken manşetin altındaki açıklama sorunu halletti:

Çarşamba gününün (22 Ekim) Hürriyet'inde manşet şöyleydi: 'KADEK'e karşı ZANA'. 'Allah Allah' ya da 'fesüphanallah' diyerek bunun ne anlama geleceğini çözmeye çalışırken manşetin altındaki açıklama sorunu halletti: "Avrupa Birliği Komisyonu ile görüşen Türk yetkililer 'KADEK'i terör listesine sokarsanız Leyla Zana ile arkadaşlarının davasının seyri değişebilir' mesajı verdiler."
Haberi Zeynel Lüle yapmış. Ciddi haber yapmasıyla tanınan bir gazetecidir. Herhalde bu doğru olmalı. Epeydir bu kadar fazla şaşırmıyordum -her gün basınımızı okuyup izlediğim halde. bu haber doğrusu bayağı tuhafıma gitti. Şaşırmam, bu haberin Türkiye'deki siyasi davaların mahiyeti hakkında ifşa ettiği gerçekten çok vahim durumla ilgili değildi. Artık şaşırmayacak kadar iyi biliyoruz bunun kural olarak böyle olduğunu. Demek ki hukuk bilgisi ve kendi vicdanı dışında hiçbir şeyden etkilenmeden yargılama yapan bir mahkeme yok ortada. Avrupalılar KADEK'i terörist örgüt listesine aldıklarında, mahkemenin tavrı değişebilir. Bir şey, herhalde bundan daha açık söylenemezdi. Durmadan tekrarlanan bir klişe vardır: 'Bağımsız yargı sürecine müdahale edilemez.' Leyla Zana ve arkadaşlarının durumuna benzer durumlarda bu söz özellikle sık sık tekrarlanır. Bazı politikacılar, genel olarak, 'bu nasıl iş?' diye soran yabancılara, 'Vallahi, biz de bundan hoşnut değiliz, ama ne yapalım, bağımsız yargı süreci' derler. Yabancılar eleştirinin dozunu kaçıracak olursa celalleşiriz de. 'Şunlara bakın: bağımsız yargının kararına karşı çıkmamızı istiyorlar! Bu ne küstahlık!' falan diye tersleniriz.
Buyurun şimdi size, 'bağımsız yargı!'
Ama, diyorum ya, şaşırmam 'Meğer yargı bağımsız değilmiş!' şaşırması değildi. Bu ülkede ne bağımsız ki yargı bağımsız olsun. Yalnız, bizim Türkiye olarak dünyadan iyice 'bağımsız' olmamız gerekiyor ki, içeride her şey, işte şöyle, şu resimde görüldüğü gibi işlesin. Gençliğimde Yassıada siyasi mahkemesini görmüştüm. Sonraki yıllarda 141-142'den açılmış birçok davanın seyrini, sonuçlarını izledim. Bir yandan, okuduğumuz kitaplarda bu işlerin geçmişte nasıl olduğunu gördük: İstiklal Mahkemeleri, İzmir suikast girişimini izleyen mahkemeler, Karabekir'in uzun uzun konuşmasına engel olamayan, bu nedenle akşam yemekte Atatürk'ten sıkı bir zılgıt yiyen ve dolayısıyla davetin verildiği binayı kapısından değil penceresinden terk eden 'hâkimler heyeti'nin hikâyesini okuduk.
Derken 12 Mart oldu. Ben kendim de uzun süren bir mahkeme sürecinde, bağımsız Türk adaletinin işleyişini yakından gözlemledim. Kontr-gerilla komutanının her gün savcıyla telefon konuşmasını ünlü konağın çok ses geçiren odalarında kendi kulağımla dinleme imkânını buldum. Bu süre içinde, 'Bomba' davası gibi, 'sabotaj' davası gibi, nice hukuki pırlantalar izledim. Sonraki yıllarımızda da, bize bunları aratacak bir şey olmadı. Çeşitli Yargıtay kararları da gördük, deneyim birikimimizi zenginleştirdik.
Dolayısıyla bu noktada şaşacak bir şey yok.
Ama bir gazetenin -Türkiye'nin en büyük gazetesinin- bunu bu dille haber yapmasına, yazmasına şaştım. Burada da şaşkınlığım, gazetenin bunu 'meşru' görmesinden ötürü değil, çünkü buna benzer daha neleri meşru gördüğünü biliyorum.
Ama kendi meşru görse de, normali, toplumun bunu bilmemesini sağlamaktır. Oysa burada açık açık, 'Mahkemenin seyri pazarlığa tabidir' denmiş.
O halde böyle şeylerin artık kamuoyunun kılını kıpırdatmaz hale geldiği sonucunu çıkarsamamız gerekiyor. Şimdi, bu başlığı çarşamba günü gördüğümü söylemiştim. O günlerde Çankaya'daki 29 Ekim resepsiyonu gündeme geldi ve ben o konu üstüne yazdım. Ama gözümün ucuyla, bu manşete gelecek tepkileri kolluyordum. Bütün basını izleyemiyorum, böyle bir iddiam yok. Belki oldu da ben görmedim, ama gördüğüm kısmında bir tepkiye rastlamadım.
'Resmi' biri çıkıp, 'Böyle şey olur mu? Böyle bir konuşma olmadı' demedi. Demek bu Avrupalılarla sorunları böyle konuşmak iyi ve doğru bir şey.
Oradan tepki gelmediği gibi benim türünden süfli yazar-çizerden de tepki gelmedi.
Demek ki, sonuç olarak durum normal.
'İşte, bir de buna şaştım' diyecektim, ama vazgeçtim. Yazdıkça durum normalleşti; yazının sonuna geldiğimde şaşılacak bir şey olmadığına karar verdim.
Biz toplumca olmuşuz, olgunlaşmışız.