'Şaşırma' konusu

Konferansın iptalinden sonra, yurtiçinden, yurtdışından, çeşitli basın organlarının muhabirleri birçok soru soruyor. Bu sorulardan biri, 'Şaşırdınız mı?' Düşünüyorum: 'şaşırdım mı?' Hayır.

Konferansın iptalinden sonra, yurtiçinden, yurtdışından, çeşitli basın organlarının muhabirleri birçok soru soruyor. Bu sorulardan biri, 'Şaşırdınız mı?' Düşünüyorum: 'şaşırdım mı?' Hayır. Şaşırmadım. Demokrasinin gündelik gerçeklik olduğu bir ülkede yaşıyor olsaydım, böyle bir olayla karşılaşsam, herhalde çok şaşırırdım. Nitekim öyle ülkelerde yaşayan tanıdıklarımdan gelen tepkilere bakıyorum: hayret ve dehşet içindeler. Ama benim bu ülkede edindiğim (benimsemeden edindiğim) 'siyaset kültürü' içinde, bu olayın şaşırtıcı denir bir yanı yok.
Hükümetin Adalet Bakanı'nın konuşması için çok şey söylenir, ama 'şaşırtıcı' demezsiniz, çünkü böyle konuşan politikacı, bakan, devlet görevlisi, kim bilir kaç kere görmüşsünüzdür, hayatınız boyunca.
Onun yanında, onu kışkırtan 'muhalefet partisi' sözcüsüne de sanırım şaşırmazsınız, hele bu 'muhalefet' partisinin adının
CHP olduğunu biliyorsanız.
'Güvenlik sağlayamam' dediği yolunda, henüz doğrulama fırsatı bulamadığım bir söylenti dolaşan valiye, sunulan bütün tebliğlerin yazılı metinlerinin gönderilmesini talep eden savcıya şaşar mısınız, 60 küsur yıldır bu memlekette yaşıyor ve çevrenizde olup bitenlere bir miktar dikkat ediyorsanız?
Bu olup bitenlere böyle baktığınızda, YÖK Başkanı olan zatın ağzından çıkan beyanata da şaşmamanız gerekmez mi? Bir açıdan, evet, şaşıracak herhangi bir şey yoktur. YÖK bir '12 Eylül kurumu'dur ve kurulduğundan beri, kurulma amacı dışına çıkan herhangi bir davranışı görülmemiştir. Bugünkü başkanının bu konferans üstüne söylediği sözle de, 20 küsur yıl önceki kuruluşunun felsefesine harfiyen riayet etmekte bulunduğu bir kere daha görülmüştür.
O halde 'şaşılacak bir şey yok!' Evet, siyasi deneyim birikimi açısından böyle. Böyle olmasına rağmen, bu kurum, bu memleketin kendi yasal-kurumsal çerçevesinde yükseköğrenimin en yüksek, belirleyici kurumu olarak varolduğu için, 'ilkesel' düzeyde bir şaşırma içgüdüsünü canlı tutmamız gerekiyor.
Siyasi otorite, bir konferans düzenleme hakkına, neredeyse küfür düzeyine ulaşan bir söylemle müdahale ediyor. Ve YÖK Başkanı bunu onaylıyor. Onaylama nedeni, sadece, o konferansta konuşacak olanların söyleyeceğini tahmin ettiği şeyler: 'Tarihte bir Ermeni kıyımı oldu' mealinde bir söz. Bunun söylenmemesi için, başka hemen hemen her konuda tekerine çomak
sokmaya çalıştığı siyasi iktidarın sözcüsünü onaylıyor, bir üniversitenin ve rektörünün her türlü düzeysiz ve kuraldışı saldırıyla bunaltılmasını onaylıyor ve '... bilimsel toplantılardan birisi olamayacağı
kanısına' ulaşıldığını söyleyebiliyor.
Yani, YÖK Başkanlığı makamını işgal etmekte olan ve kendisi de bir hukuk profesörü ('anayasa hukuku') olan Erdoğan Teziç, bu konferansta konuşacağını bildiği (ama 'ne' konuşacağını şu anda mantıken bilmediği), sözgelişi Şerif Mardin'in, Fikret Adanır'ın, Ethem Eldem'in, Cemil Koçak'ın, Stefan Yerasimos'un, Ayşe Öncü'nün, Metin Kunt'un, Şeyla Benhabib'in bu toplantıda 'bilimsel olmayan' tebliğler vereceklerini beyan eylemiş bulunuyor.
'Tek taraflı toplantı', şu anda 'demagoji cephesi'nin başlıca silahı ve cephenin medyadaki temsilcileri hep bir ağızdan bunu haykırıyor (yarın bu konuyu özellikle ele almak istiyorum), bu cepheyi ve bu koroyu yıllardır tanırız -bu da 'şaşırtıcı' filan değil. Ama 'YÖK Başkanı' konumunda oturan kişi karşısında 'ilkesel şaşırma hakkı'mızı elden çıkarmayalım.