'Satılmış kalem' meselesi

Önce Cüneyt Ülsever'in sütununda rastlamıştım, geçen gün de Hakkı Devrim değinmiş: MGK Genel Sekreteri olan general Tuncer Kılınç, Akşam gazetesinde, Avrupa'da yaptığı 'sivil toplum' görüşmelerini eleştirenlere cevap vermiş.

Önce Cüneyt Ülsever'in sütununda rastlamıştım, geçen gün de Hakkı Devrim değinmiş: MGK Genel Sekreteri olan general Tuncer Kılınç, Akşam gazetesinde, Avrupa'da yaptığı 'sivil toplum' görüşmelerini eleştirenlere cevap vermiş. Bu görüşmelerini olsun, daha önceki 'İran ve Rusya ile işbirliği yapma' önerisini olsun, ben de eleştirmiştim. Şimdilerde böyle bir âdet çıktı: bu general gibi yazı çiziyle doğrudan ilgisi olmayanların yanı sıra profesyonel köşe yazarları da bir 'anonim sövme' tekniği geliştirdiler. En özgülü 'entel-liboş' olmak üzere, bir grup insana, bir arada sövüyorlar. Eskiden yazı makinesiyle yazarken, makineye, arasına karbonlar konulmuş pelürler koyar, bir yazışta sekiz-on kopya çıkarırdık. Bu da böyle. Bir sövüşte, beş-on isabet kaydediyorsunuz.
Hakkı bey Akşam'daki bu konuşmadan kısa bir alıntı vermiş. General, "Satılmış kalemlerin yegâne arzusu Silahlı Kuvvetleri yıpratmaya çalışmaktır. İşin aslı, ayrılıkçı düşüncelere sahip olanların Kıbrıs ve Ege üzerindeki haklarımızı görmezlikten gelen tutumları, Kürt ve Alevi vatandaşlarımıza azınlık statüsü sağlama istekleri gibi ulusal çıkar, birlik ve beraberliğimize ters düşen isteklerine, Silahlı Kuvvetleri engel olarak görmeleridir."
Çok alışık olduğumuz üslup. Zaten bu cevabı vermek gereğini duyduğu eleştirilerin nesnesi olan önceki konuşmaları yapan kişinin, bu aşamada da söze 'Satılmış kalemler' diyerek başlamasında yadırganacak bir şey yok.
Ancak, gene de, generalin kendisiyle Silahlı Kuvvetler'in geri kalanı arasında kurduğu ilişki konusunda sorulması gereken bir şeyler olduğu görülüyor. Bu general, çeşitli sözlerinin arasında, eline boyayı alıp, kâğıtları boyayıp, para basmaktan dem vurdu, örneğin. 'İktisat' denilen alanda bu gibi sözlere 'abes' gibi nitelemeler yapıldığını generalin kendisinden başka bilmeyen pek azdır sanırım. Ama 'satılmış kalemler' onun şahsında 'Silahlı Kuvvetler'i yıpratmaya çalışıyorsa, Silahlı Kuvvetler mensupları da general gibi bir teneke yeşil boyayla enflasyon sorununun çözüleceğini düşünüyor mu? Ya da, hiç değilse astları, orgeneral gibi düşünmekle yükümlü mü? Böyle olduğunu sanmıyorum. O halde, 'Silahlı Kuvvetler'in mensubudur diye, 'Alırsın boyayı, basarsın parayı' ya da 'Avrupa'da bizim işimiz ne? Aslan gibi Rusya ve İran'la işbirliği imkânını niçin aramıyoruz?' diye konuşan biri, eleştiriden muaf mıdır?
Bir kurumun üyesi olduğu için toplumun eleştirisinden muaf tutulan yetkililerin var olduğu rejimlere siyaset biliminde ne ad verilir?
Tuncer Kılınç gezdiği ülkelerde, niçin yapıldığı hâlâ pek belli olmayan toplantılara katılan kişilerle konuşma üslubundan ötürü, yumruklar ve hakaretler savurmasından ötürü, ekonomi konusunda veya daha önceki çıkışında uluslararası ittifaklar konusunda dile getirdiği, ciddiye alınamaz düşüncelerinden ötürü, eleştirilmiştir.
Ama kendisi, hemen, bu eleştiri cüretini gösterenlerin 'gizli emelleri'ni tespit ediyor ve açıklıyor: 'Haklarımızı görmezlikten gelen', şu bu, kısacası, zaten 'satılmış' dediği kişiler. Yani siz, 'ekonomi hakkında böyle konuşan biri, çıkıp orada burada, sıfatının şemsiyesi altında, bu düşüncelerini söylemese iyi olur' dediğiniz anda, general Tuncer Kılınç, bütün benzerleri gibi, en hafifi 'bölücü' olan suçlamalarla üstünüze gelecek. 'Sıfatı'nı bu biçimde kullanmaktan da geri durmayacak. Ben de bunun yalnız 'antidemokratik' vb. olduğunu değil, bunun çok vahim ve korkutucu olduğunu düşünüyorum ve söylüyorum. General Tuncer Kılınç'ın genel sekreteri olduğu MGK, Türkiye'nin en güçlü, en büyük yetkilerle donatılmış siyasi organı. Yasası halka açıklanmadığı için, bu yetkilerin sınırını bile doğru dürüst bilmiyoruz. Benim ve hepimizin hayatımız ve her şeyimiz hakkında en belirleyici kararlar verme yetkisine sahip bu kurulun en yetkili kişisi de birkaç seferdir görüşleri basına yansıyan, bu sayede bu görüşlerden biraz haberdar olabildiğimiz Tuncer Kılınç! Ve o, 'satılmış kalemler' diye konuşabiliyor. Ama benim ve hiçbirimizin bu kişi hakkında duyduğumuz güvensizliğimizi yansıtabileceğimiz bir merci yok. Peki, bu rejimin adı ne?