Savaş baltaları

Karagöz temsilinde Hacivat, Şeyh Küşteri meydanına gelip ?Yar bana bir eğlence!? diye bağırdığına göre, belli ki atalarımız monoton, muhtemelen sıkıcı bir hayat yaşıyormuş.

Karagöz temsilinde Hacivat, Şeyh Küşteri meydanına gelip ‘Yar bana bir eğlence!’ diye bağırdığına göre, belli ki atalarımız monoton, muhtemelen sıkıcı bir hayat yaşıyormuş. ‘Modern’ çağda, hele şu AKP iktidar oldu olalı, her gün bir ‘eğlence’ var. Yeni bir olayla karşılaşmadığımız gün geçmiyor.
Son günlerde bir Anayasa Mahkemesi üyesinin izlenmesi ya da dinlenmesi ihtimaliyle memleket yankılandı. Türkiye’yi az tanıyan biri, ‘Ee, ne var bunda?’ diyebilir. Gerçekten de, polisin birilerini izliyor ve dinliyor olmasının, Türkiye’de, bir ‘haber değeri’ olmadığını söyleyebiliriz.
Ama öyle değil aslında. Türkiye’yi daha iyi tanıyan biri, durumdaki ‘yeniliği’ görür hemen. Onun bunun izlenmesi değil, Anayasa Mahkemesi üyesi olan birinin izlenmesi, şaşırtıcı olan birinci nokta. Yoksa, herhangi bir mahkeme üyesine ‘Falancayı polis izliyormuş’ diye haber verseniz, ‘Tabii, vazifesi’ ya da ‘Onu da mı izlemeyecekti’ gibi bir cevap da alabilirdiniz.
İkinci şaşırtıcı nokta -ve asıl şaşırtıcı nokta- ‘izleme’yi yapan polis de olsa, işin ucunun devletin ‘istihbarat ihtiyacına’ uzanmaması, hatta tersine, ‘Bakalım, devlet neler yapıyormuş?’ gibi bir meraktan kaynaklanıyor olma ihtimali. Bunun hoşgörülür bir yanı olamaz!
‘Hoşgörülür yanı olabilir mi?’ diye, ciddi biçimde soruluyorsa, evet, olmamalı. Genel ilkem, kendime yapılmasından hoşlanmadığım bir şeyin başkasına yapılmasını onaylamamak, ona da yapılmamasını sonuna kadar savunmaktır. Dolayısıyla, bir ‘polis devleti’nin normal prosedürlerinin uygulanmasını alkışlayacak değilim. Ama aynı zamanda, kendimi bildim bileli bunların uygulandığını ve bunlardan başka bir şey uygulanmadığını unutacak da değilim.
Sorun aslında bu gibi laflara ve bu gibi tartışmalara sığmayacak kadar ciddi. Epey bir süredir, bildik deyimle, savaş baltaları gömülü olduğu yerlerden çıktı. Çıkmakla kalmayıp takır takır kullanılacakları an da yaklaşıyor olabilir. Üzerine konuştuğumuz durum böyle bir durum.
Bir kesim var, Yargıtay Başsavcısı’nın yarattığı fiili durumu normalleştirme derdinde. ‘Bu bir hukuki süreç’ diyerek bunun ne menem bir siyasi girişim olduğunu kamufle etme derdindeler. İkinci savunma da, bu normal sürecin Anayasa Mahkemesi tarafından hukuki bir biçimde çözüleceğini söylemeleri. Sanki bu mahkeme daha bir yıl kadar önce ‘367’ kararını vermemiş ya da herkes bu kararı unutmuş gibi. Doğrudan ilgili değil, ama Danıştay adına konuşan biri kalkıp darbe övecek, buna da Danıştay’dan itiraz eden çıkmayacak, ama şu parti kapatma davasının demokrasiye sığmadığını söyleyen bir ‘ecnebi’ çıkarsa, o mahkemenin başkanı kahramanca ‘yargı bağımsızlığı’nı savunacak. Yargıçlar ve savcılar bir savcıyı hokus pokus yöntemleriyle uçuracak. Buna benzer daha bir yığın olay olacak ve bunların olduğu ülkede yaşayan insanlar ‘Bir hukuki süreç başlamıştır, hukuki sonucuna varacaktır’ deyip oturacaklar. Kapatılacak parti de 367’lerin ve benzerlerinin tatlı anılarıyla gevşemiş, adaletin tecellisini bekleyecek.
Savaş baltalarının gömüldüğü yerden çıkarılması ortamı tehlikeli bir ortamdır. Herkes, en iyi kullanabildiği araçları kullanarak hayatını korumaya çalışır. Şu ana kadar, izleme ve dinleme sonucunda, bu ülkede gün ışığına çıkması tasavvur edilemeyecek şeyler gün ışığına çıktı. ‘Dinlemek suçtur’ diyorsun; dinlenen, izlenen adam ise Danıştay yargıcını veya Hrant Dink’i vurmuş veya bu işlerin içinde. Beğen beğendiğini.