Savaş öncesi sorular

Savaş geldi dayandı. Böyle olmasının mantıki bir zorunluğu yoktur, ama kural olarak böyle olur...

Savaş geldi dayandı. Böyle olmasının mantıki bir zorunluğu yoktur, ama kural olarak böyle olur: Silahlar konuşmaya başladığı zaman ve silahların konuştuğu yerde, mantık konuşmaz. Ancak 'silah gibi' olan düşünceler söylenir ve dinlenir. Savaş, 'mutlak taraftarlık' gerektirir. Taraf
olacaksanız ve taraf olmanın gerektirdiği sözü söyleyeceksiniz. Bunu yapmıyorsanız, düşmansınız. Bugün bunları söylemek için erken olabilir. Ama çok geçmeden dünya buraya yönelecek. Yalnız burada, bu gibi konuşmalara zaten çoktandır alışık olduğumuz bu ülkede -veya onun bu
bakımlardan benzeri Amerika'da- değil, dünyanın pek çok yerinde bu partizan, kendi gibi görmeyeni hain ilan eden ses yükselmeye başladı. Umarım yanılıyorumdur, ama daha da yükseleceğini sanıyorum. Dünya tarihinde çok çirkin bir döneme girmekte olduğumuzu hissediyorum ve bundan tedirgin oluyorum.
Kuzey Irak'ta Kürt devleti veya onun benzeri bir şey oluşmasını önlemenin bir çeşit 'devlet politikası' olduğu, bu krizin bir aşamasından beri sık sık söylendi. Kimse tarafından da yalanlanmadı. 'Devlet politikası' biraz alangirli bir laf. Kim kararlaştırır bunu? Adından anlaşıldığı gibi, 'devlet' mi? Yalnızca 'devlet' mi? Örneğin, 'hükümet'in bunda payı olmaz mı? Varsa, payı olursa, hepsi hükümet olma şansına sahip olan siyasi partiler, aralarındaki bütün görüş ayrılıklarına rağmen, 'devlet politikası' sayılan o konuda aynı görüşü paylaşmak zorunda mıdır? Bazı devletlerin politikalarının daha çoğu böyle 'devlet politikası' özelliği taşıyorsa, partiler de buna farklı bir görüş sahibi olamıyor, ona
'harfiyen' denecek biçimde uymaları gerekiyorsa 'çok-partili' bir siyasi düzene ne gerek var? Hatta, 'çok'u bir yana, 'partili' bir düzene gerek var mı?
Bir şey 'devlet politikası' olunca partiler tarafından değiştirilemiyorsa, bunun nedeni, mantıken devletin yaptığı politikanın, partinin yaptığı politikadan daha iyi olmasıdır. Konunun 'devlet politikası' olması da, gene mantıken, önemiyle bağlantılı bir şey; yani, sorun ne kadar önemliyse, o kadar 'devlet politikası' haline gelmeli. Bu koşullarda, her şeye devlet karar verse daha iyi değil mi? Yoksa, 'Çankırı'ya şeker fabrikası mı yapalım, çimento fabrikası mı?' Ve 'Bunun ihalesini Ahmet'e mi verelim, Mehmet'e mi?' türünden sorulara cevap bulmak üzere ille partiler ve hükümetler gerekli mi? Yoksa ben yanılıyor muyum? Örneğin, Kuzey Irak'ta Kürt devleti kurulmaması, AKP'nin mi politikası? Yani hükümetin karar verdiği bir şey mi? Yoksa bir önceki hükümet mi buna karar vermişti?
'Partiler', 'hükümetler' dedik... Partiler, benim bildiğim, politikalarını ve programlarını topluma sunar, buna göre oy isterler. Şimdiye kadar,
'Bizim görüşümüze göre Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti kurulması casus belli'dir; 'Ey vatandaşlar! Siz ne diyorsunuz?' diye böyle bir
'politika'yı topluma danışan bir parti görmedim. Ama bir şey 'savaş nedeni' olacaksa, üstelik ülkeye yönelik bir saldırıdan değil, ülke sınırları dışında olması düşünülen bir şeyden söz ediyorsak, bunun yerinde bir karar olup olmadığı konusunda toplumun da bir söz hakkı olması, mantık ve ilke çerçevesinde, gerekmez mi? Çünkü bir 'savaş' olacaksa, son analizde, savaşacak olan da toplumun ta kendisidir.
Bunlar, toplumun, bu durumda tabii Türkiye'nin böyle bir 'devlet politikası'yla ilişkileri üstüne bazı düşünce ve sorular. Tabii böyle sınır ötesi ve uluslararası bir konuda, bir de başka ülkelerin, sözgelişi ABD'nin o konu üstüne düşünceleri ve politikaları var. Bu çerçevede bir casus belli kararı içeren bir 'devlet politikası' çok doğru bir şey midir?Savaş ortamına girerken böyle konulara yer kalmaz ama bu sorular ister istemez insanın aklına geliyor.
Cevabını hukuk, strateji, uluslararası ilişkiler vb. alanların uzmanları bilir herhalde.