Savaş petrol için mi?

Londra'da kaldığım son günde, Birkbeck College'de, Ortadoğu sorunları üstüne gayriresmi bir toplantıya katıldım.

Londra'da kaldığım son günde, Birkbeck College'de, Ortadoğu sorunları üstüne gayriresmi bir toplantıya katıldım. Bütün gün kalamadım, ama benim bulunduğum bölümde şu sıralar dünyanın her yerinde tartışılan konu konuşuldu: Amerika'nın Irak'a müdahale etmekte bu kadar ısrarlı olmasının ardında petrol sorunu mu yatıyor.
Bu, genel olarak solun savunduğu bir görüş, ama solun dışında da rağbet görüyor. Çok doğru olduğunu düşünmüyorum; savaşın yalnız petrolle ilgili bir savaş olarak açıklanmasının bazı başka sakıncaları da olduğuna inanıyorum.
Ama önce şunu belirtmeli: Bugün 'Irak' adı ile 'petrol' kavramı arasında ne kadar sıkı fıkı bir bağlantı olduğunu çocuğa sorsanız o da anlatır. Irak'la ilgili bir şeyler yapmaya hazırlanan birinin, petrolle ilgili bir düşüncesi olmaması da mümkün değildir.
Bunun yanında, Bush'un ve iş arkadaşlarının kimliğini de unutmamak gerekiyor. Orada pek çok kişinin şöyle ya da böyle petrolle ilgisi var.
Ve ABD dünyanın en büyük petrol tüketicisi...
Bütün bunlar doğru olmakla birlikte, müdahale için asıl sebebin petrol olduğu kanısında değilim. Katıldığım toplantıda konuşan petrol uzmanı Robert ve izleyenlerin çoğu da aynı görüşteydi.
Durumu vülgarize ederek şöyle söyleyeyim: Bush, bir gün Powell, Rumsfeld ve Wolfowitz gibi adamlarını gizli bir toplantıya çağırıyor, 'Arkadaşlar, şu Irak petrolüne nasıl el koyacağız?' diye soruyor. Düşünüp taşınıyorlar. Irak'la 11 Eylül arasında bir tür bağlantı kurup o bahaneyle müdahale etmeye karar veriyorlar ve böylece şu anda durduğumuz noktaya geliyoruz.
Ortada böyle bir durum, böyle bir hikâye olduğunu sanmıyorum.
Tarihte hiçbir şey böyle olmaz zaten. Ama 'Bu bir petrol savaşıdır' diye tutturduğunuzda, bu tür bir senaryo kurmuş oluyorsunuz.
Benim değerlendirebildiğim kadarıyla, Bush başkanlığında Amerika, 11 Eylül'de aldığı maddi ve manevi yaraların intikamı peşinde. Entipüften Afganistan'a girip Taliban'ı kaçırması, bu yaraları kapatmak için yeterli değildi. Zaten gözüne kestirdiği Irak'ı vurmak, daha doyurucu -ve 'göz dolduran'- bir eylem olacak. Bu işler yapılırken, herhalde petrol işine de yeni bir düzenleme getirilecektir.
'Bu bir petrol savaşıdır' demek, aslında, yapılan işi 'akılcı' bir gerekçeye bağlamış oluyor. 'Kuraldışı', dolayısıyla 'hukuk dışı', evet, ama sonuçta bir 'rasyonalite'si olan bir davranış.
Oysa ben George W. Bush'un Amerika'da 'rasyonel' olmayan bir şeyleri temsil ettiğini gözlemliyorum. Bu da bana çok daha vahim ve ağır geliyor.
Bütün sağ - otoriter siyasi yapılarda akıldışı ile değişik dozlarda flörtleşmeler vardır. Bush da Amerikan toplumuna özgü bir 'atavizm'in oldukça bütünlüklü bir temsilcisi. Hani vestern filmlerinde bildiğimiz, atlarına atlayıp 'sherriff'lerinin yanında suçluların ardına düşen
Amerikalılar... Ama onlar tabii bu film türünün idealize ettikleridir. Amerikan edebiyatında, 'Ox-Bow Incident' gibi ya da Faulkner'in birçok romanında anlattığı gibi 'linç partileri' ile karşılaşırız. Kendi bildiği değerler doğrultusunda davranmaktan şaşmayan Amerikalının kurduğu Ku Klux Klan gibi sevimli örgütler (ve tabii 'Rifle Association') vardır. Bush, doğal olarak bu ideolojinin adamı ve sözlerinden mimiklerine, bütün referansları bu kültüre. Bu atavizmi eşeleyip dürterek ve uyarıp uyandırarak, kendini Amerika'nın, Amerika'yı da dünyanın patronu haline getirmeye çalışıyor.
Tabii yalnız Amerika'da değil, bütün dünyada, bu 'malı' almak için can atan çok kişi var.