Seküler düşünce

Dün, Türkiye'de eğitimin bütün basamaklarına yerleşmiş olan 'ezber' alışkanlığından söz ediyordum. İsterseniz 'virüs' deyin buna.

Dün, Türkiye'de eğitimin bütün basamaklarına yerleşmiş olan 'ezber' alışkanlığından söz ediyordum. İsterseniz 'virüs' deyin buna. Bulunduğu yerden yayılır, kanser gibi her yanı sarar, kendinden başkasına hayat hakkı tanımaz. Sonunda, hareket alanı olan beyni, düşünme yeteneğini, zevki ve anlayışı öldürür.
Peki, nereden geliyor bu 'saygıdeğer', yıllandıkça kutsanmış öğrenme yöntemi? Kökenleri, tabii, eski çağlara uzanıyor -bilginin çok sınırlı biçimde 'depolanabildiği' zamanlara. Ortaçağı düşünün: bir kitaptan dünyada birkaç tane elyazması var; biri Semerkant'ta, biri Şam'da vb. Bu koşullarda sizin en dolaysız 'bilgi ambarı'nız, kendi belleğiniz. Oraya yığıyorsunuz bütün öğrendiklerinizi, tıpkı, elinize geçen altını da, toprakta kimsenin görmediği bir yere gömdüğünüz gibi.
Matbaanın icadından sonra, 'bilginin iddiharı' gereksizleşmeye başlıyor -kapitalizmin icadından sonra 'paranın iddiharı'nın da anlamsızlaşmaya başlaması gibi.
Artık bilgiyi zihninizde saklamanız gerekmiyor; istediğiniz zaman istediğiniz bilgiye nasıl ulaşacağınızı öğrenmeniz yeterli. 'Zihin' denen o çok değerli 'yeti'yi de 'ambar' veya 'kiler' gibi kullanmayın artık. Onun bütün potansiyelini, bilgiler ve düşünceler arasında yeni bağlantılar kurmaya yöneltin.
Modernleşen Türkiye'de matbaanın, şunun bunun (günümüzde bilgisayarın) etkileri görüldü, ama bazı başka etmenler, ezberden dediğim tarzda düşünsel üretkenliğe geçişi önledi. Onun için, eski sibyan mektebinin 'ba-bey-li, ba-la-bey-li' tarzı öğrenimi, özünde pek fazla değişmedi.
Bunun başlıca nedeni, buranın öteden beri bir otoriter toplum olmasıdır. Otoriter toplumun vazgeçilmez öğrenim ve öğretim biçimi 'ezber'dir. Başka türlü olamaz, çünkü burada, toplumda yaşayan insanlardan ve onların düşüncelerinden bağımsız, onların dışında oluşmuş, ama onların bilmek ve olduğu gibi kabul etmekle yükümlü olduğu 'ilkeler', 'doğrular', 'kurallar',
adına ne diyeceksek diyelim, böyle bir şeyler vardır. Bunlar, koşullar gereği, dini veya sekülarize bir kutsallığı olan, dolayısıyla üzerinde herhangi bir değişiklik yapılmaması gereken, tamamlanmış ve dokunulmaz formülasyonlardır. Dolayısıyla bunlar ancak ezberlenebilir.
Dolayısıyla da, öğretimin en temel düzeyinde, ezber yöntemi kaçınılmaz olarak yer alır. Bu yöntem, ezberlettiği dogmalardan da süreç içinde bir şeyler kaparak, kendisi de neredeyse onlar kadar kutsallaşır.
Ama sorun yalnızca bu sistemde 'ezber'in kaçınılmaz olmasından ibaret değil. Bu böyle olsun ya da olmasın, değindiğim öteki öğrenme ve düşüme yönteminin 'otoriter toplum'da yeri yoktur. Çünkü o düşünce biçimiyle bu toplum biçimi uzun süre bir arada bulunamazlar. Uzun süre yaşamayı başarırsa, düşünce biçimi, bu toplumu çatlatacaktır. Dolayısıyla, toplum öyle düşünme tarzını bastırır ve yok eder. Bu mücadelenin potansiyel olarak ya da fiilen var olduğu bir toplumda öğretim sisteminizi 'ezber'den başka bir yönteme dayandıramazsınız.
Biz de dayandırmadık ve dayandırmadan bugünlere geldik. Geldiğimiz noktadan mutlu olanlar vardır herhalde, ama şu ya da bu nedenle, şu ya da bu şekilde şikâyetçi olanların çok daha fazla yekûn tutacağını sanıyorum.
Bununla devam edip zihni yetileri gelişmiş bir toplum olmak mümkün değil. Olmadığı zaten açık seçik görülüyor. Değiştirmesi de çok zor, çünkü bu gerçek bir sekülarizasyon çabası gerektiriyor. Karar sizin -ya da 'bizim'.