Sevgi ve eleştiri

Britanya'da Kraliçe Anne çocuksuz ölünce, akrabalıklar ve veraset anlaşmaları gereği, Almanya'da Hannover Elektörü George davet edildi ve...

Britanya'da Kraliçe Anne çocuksuz ölünce, akrabalıklar ve veraset anlaşmaları gereği, Almanya'da Hannover Elektörü George davet edildi ve böylece bir sıra George'un kral olduğu Hannover hanedanının saltanatı başlamış oldu. Bu hanedan nedense hiç sevilmemiştir ülkede. 18. yüzyılda Britanya demokratik sürecini tamamladığı için kralların zaten fazla bir önemi kalmamıştı, ama şimdi olduğu gibi, bütün toplumun biraz pop ve belki biraz kitsch bir bağlılıkla sevdiği maskot haline de gelmemişlerdi.
Her neyse... 1830'da George'ların dördüncüsü de bu dünyaya veda etti. The Times'da hakkında çıkan yazıda şu cümleleri okuyoruz: "İnsan kardeşlerinin,
şu müteveffa kral kadar, ölümüne az esef ettiği bir kişi daha yoktur. Kimin gözünden bir damla yaş aktı onun için? Hangi yürek, onun için, ticari olmayan bir iç geçirmeyle sarsıldı?"
Bütün toplum, gelip geçen her krala bayılacak diye bir kural yok tabii. Gene de, öyle bir ölüm yazısı ('obituary') şaşırtıcı değil mi sizce? Daha ağır ne söylenebilir, 'ölmüş adamın arkasından'?
George'un yerine kardeşi IV. William geçti; Britanya onu da 1837'de kaybetti. Kaybetti, ama günün Spectator dergisine bakılırsa, bu kaybına pek fazla kederlenmedi: "Gerçi müteveffa kral kimi zaman güler yüzlü ve bir kral olduğu düşünülürse epey de dürüst bir adamdı, ama aynı zamanda zayıf, cahil ve sıradan bir kişiydi... Popülaritesini bile, kamunun aşağılaması diyebileceğimiz bir bedel ödeyerek elde etmişti."
Bu galiba daha da ağır. Üstelik yalnız krala değil krallığa da lafını geçirmiş!
Bundan da sonra tahta Kraliçe Victoria geçti ve o tahtta yıllar yılı oturdu: 1901'e kadar. Victoria ile birlikte hanedanın bir popüler eğlence konusu haline gelme süreci başlamış oldu.
Ölen iki kralın arkasından yazılanlar bana doğrusu epey şaşırtıcı geliyor. Bunların yayımlandığı yayın organları öyle 'marjinal', 'radikal',
'anarşist' filan denmesi mümkün olmayan, merkez mi merkez, saygıdeğer mi saygıdeğer yayınlar. Zaman da eski, 170 yıl öncesi.
Herhalde Türk olduğum için bana şaşırtıcı geliyor. Öyle 'kral' gibi, toplumun saygı göstermesi istenen bir kişi veya kurum hakkında bu kadar sere serpe (düpedüz alaycı) bir dille bu kadar sert bir eleştiri yapılabilmesi, bir 'Türk havsalası'nın kolay kolay anlayacağı, sindireceği bir şey değil. Aklıma, sözgelişi, Cevdet Sunay geliyor. Sağlığında hakkında ne fıkralar anlatılırdı! Kendisi ağzını açıp konuştuğunda bütün o fıkraları sollayıp geçerdi. Ama öldüğünde kimse şu yukarıdaki alıntılara benzer bir şey yazmadığı gibi, 'Bir kombinezonla cumhurbaşkanlığına geldi' diye bir cümle kurduğu için Çetin Altan, Cumhurbaşkanı'na hakaret suçundan iki buçuk yıla mahkûm oldu.
Şaşırıyorum, ama sonra düşününce, İngilizlerin krallarını -veya başka kurumlarını- kıyasıya eleştirme hakkına sahip oldukları için bu kadar sevip benimsediklerini anlıyorum. Bir nesneyi, kurumu, kişiyi alır, hakkında kötü bir şey söylenemez bir yere yerleştirirseniz, aslında onun hakkında bir korku yaratmış olursunuz, ama onun benimsenmesini veya sevilmesini sağlayamazsınız.
Bizim kültürümüzde bu yok; yani, eleştirmekle sevmenin arasında uzanan bu köprü yok. Bizim 'saygı' biçimimiz, korku temeline dayandığı için, sevgiye imkân tanımıyor. Dolayısıyla ikiyüzlülüğü, bir türlü duyup düşünüp başka türlü konuşmayı, ta içinde barındıran bir kültür biçimi.
Bu da bir tercih meselesi, tabii. Kimi öylesiyle, kimi böylesiyle rahat ediyor.