Statükonun provokasyonu

Gene bir 'başbakana suikast teşebbüsü' yaşadık. Bunların içinde en ciddisi Özal'a karşı olanıydı. Ama Ecevit'e atılan yazı makinesi veya </br>Demirel'e atılan yumruk gibi çeşitli sevimsiz olaylarımız da eksik değil.

Gene bir 'başbakana suikast teşebbüsü' yaşadık. Bunların içinde en ciddisi Özal'a karşı olanıydı. Ama Ecevit'e atılan yazı makinesi veya
Demirel'e atılan yumruk gibi çeşitli sevimsiz olaylarımız da eksik değil. Bu sonuncusu da, medyanın hemen 'ekmek arası' nitelemesiyle gülünçlüğe mahkûm ettiği 'kurusıkı' tabancayla, tragedya değil, komedya türünün örnekleri arasında yer alacak. 'Müteşebbis', Ahmet Hakan'ın dediği gibi 'meczup' mu, Güneri Cıvaoğlu'nun ima ettiği gibi bundan öte
bir şey de olabilir mi, şimdilik bilmiyoruz ve ileride bilip bilmeyeceğimiz de belli değil. Ne var ki, bu olay, sakin sakin yaşayan bir toplumun içinden her nasılsa zuhur etmiş bir bireysel manyağın işi
değil -bireyin kendisi öyle olsa da.
Çünkü AKP iktidarının başladığı günden beri gerginlik yaratmak üzere sistemli, kararlı ve oldukça örgütlü bir çaba harcayan kesimler var. Gerçekten toplumun bütününü ilgilendiren, kapsayan bir tehlike, bir tehdit yok ortada. Ama bu cepheyi meydana getiren çeşitli kesimlerin, kendilerini yeniden üretemeyeceklerini görmekten ileri gelen telaşları bir olgu. Bu yapay gerilimi üretenler de onlar. Gerilim büyük ölçüde onlarla sınırlı olduğu, toplum gerçekten ciddi ya da tehlikeli iniş çıkışlardan geçmediği için, aşağıdan yukarıya kitlesel bir kaynaşma, bir hareketlenme görülmüyor. Ama yapay gerginlik, hiçbir zaman eksiğini duymadığımız o
eksantrik bireyleri eyleme geçmeye teşvik edecek bir arkaplan yaratıyor.
Taksim'in bir köşesinde kendilerini nedense 'Türk solu' diye adlandırma gereğini duymuş üç-beş kişi... Biri elinde bir bayrakla dolanıyor. Biri 'Atatürk için' imza toplamaya çalışıyor. Nedir, hangi felaket bunları buralara dökmüş? Bunun bir cevabı olmadığı onlarla çevrelerinde akıp giden normal hayat, normal insanlar arasındaki kontrasttan belli.
Ama yalnız Taksim'in bir köşesinde değil, her yerde hazır ve nazırlar. En çok da medyanın bir yerlerinde, tabii. Onun için de, Papa'nın ayin yapmasından Kıbrıs'ın satılmasına, her gün yeni bir ihanet senaryosu, her gün yeni bir komplo deşifre ederek bağırıyor ve o yapay gerilimi atmosferin bir yerinde sürekli ayakta tutuyorlar.
Önemli bir avantajları, içlerinden bir kesimin (iplerin ucunu elinde tutan kesimin) aslında statükonun, 'müesses nizam'ın personeli olması. Bu büyük bir ironi, paradoks, çelişki olsa da, işin özü bu: düzen, düzensizliği kışkırtıyor. Muktedirler, şu dönemde oluşmuş konjonktürün, demokratik özlemler, AKP iktidarı ve Avrupa Birliği etkenlerinin ilginç bir biçimde üst üste gelip çakışmasından oluşan konjonktürün, alışık oldukları iktidarı ellerinden alacağını sezinliyor; sezinledikleri oranda, düzeni sabote ederek ve gerilim yaratarak, bu gidişi durdurmaya çalışıyorlar.
Çok tehlikeli bir oyun bu. Çünkü, son analizde, seferber etmeleri gereken güç, şimdiye kadar kendilerinin de pek adam yerine koymak gereğini duymadıkları sokak! Orada linç, burada linç, sokak da, birikmiş öfkelerini bu yeni ortamda dışına vurmaya hazırlanıyor.
Sorun kendi iktidarlarına gelince, bu kesimin nasıl bir pervasızlık ve sorumsuzluk politikasına girebildiğini gösterdiği için ayrıca ilginç ve anlamlı bir durum.