Takiye

AKP iktidar olduğundan beri Türkiye'de bir 'takiye' muhabbeti başladı. Daha önceleri, bu hareketin başında Erbakan ve onun belirlediği kadrolar varken bu kavramın fazla sözü edilmezdi.

AKP iktidar olduğundan beri Türkiye'de bir 'takiye' muhabbeti başladı. Daha önceleri, bu hareketin başında Erbakan ve onun belirlediği kadrolar varken bu kavramın fazla sözü edilmezdi. Herhalde, bir şeyi saklamaya çalıştıkları izlenimini vermiyorlardı. Ama AKP ile Türkiye'deki İslamcı siyasi hareket kendine farklı bir yol aramaya başlar başlamaz, 'Bunlar takiye yapıyor' cümlesi de günlük hayatımıza girdi.
Şimdi, başörtüsüyle ilgili yeni gelişmelerden sonra bu iddianın da çok yaygınlaştığını tahmin ediyorum: "Üniversiteyle sınırlı diyorlar, ama buna inanmayın. Yakında ilkokul düzeyinde de, kamu alanında da, herkes başını bağlayacak. Adım adım buraya doğru gideceğiz."
'Hayır, böyle olmayacak' diyemem. Herhangi bir konu, bir nesne üstüne bu kadar konuşulur, kavga edilirse, o nesneyi herkesin gözünde büyütmüş olursunuz. Yani, bir moda haline gelmesinin temelini atarsınız. Kendi çevremde gördüğüm başı örtülü genç kızlar, öğrenciler arasında olumlu niteliklere sahip, zeki, çalışkan, ayrıca hoşgörülü olanları az değil. Onlar da kolayca -çok zaman belki farkında dahi olmadan- 'rol modeli' olabilirler.
Öyle büyük sayılara yükselecaeğini hiç sanmıyorum, ama Türkiye'de, her türlü iyiliğin, İslami hayat tarzının gereklerine sıkı sıkı uymaktan geleceğine inananlar da var tabii. Bunların önemli bir kısmı AKP'nin yakınında veya içinde. Onlardan da, örtünmeyi eğitimin alt aşamalarına veya kamuya yaymanın yararına kesinlikle inanmış olanları elbette vardır, olacaktır.
Ve AKP'nin 'farklı bir yol arama' yönelişini başlatan önderlerinin kendileri... Onlar nasıl düşünür? İnançlar dünyasına bu kadar bağlı konularda, onlar daha önceleri kesin inandıkları şeylerden ne kadar uzaklaşmış olabilirler?
İşte, Başbakan, durup dururken Batı'dan ahlaksızlık aldığımız yolunda bir şeyler söyleyip insanı hayrete düşürebiliyor.
O halde, üniversitelerde başörtüsü yasağının devam etmesi daha iyi mi olur?
Hayır, böyle de düşünmüyorum. Sık sık yazdığım gibi, üniversite çağına gelmiş bir insanın ne giyeceğini (bu, ister istemez, 'ne düşüneceği' konusuna gidip dayanır) yasaklarla belirleyen bir toplum olmaktansa, bunun harekete geçirebileceği dinamiklerle sivil toplum düzeyinde mücadeleyi göze alan insanların yaşadığı bir ülkede olmayı tercih ederim.
Gene yazmıştım(Amerika bağlamında): üniversite düzeyinde, cinlere ve meleklere inanan, ama evrim teorisine inanmayan, deprem olsa bunu Tanrı'nın uygun gördüğü ceza olarak anlayan, başımızda bir halife ya da onun gibi bir dini otorite bulunsa daha iyi yönetileceğimizi düşünen kişiler olmasından ötürü ciddi bir şikâyetimiz yok (liste daha çok uzayabilir tabii), ama o kişilerden biri başına bir bez bağlayınca birdenbire ifrit kesiliyoruz.
Yasakların belirleyici olduğu bir ortamda, insanların en fazla önem verdikleri inançlarından ötürü baskı altında olduklarını düşündükleri bir ortamda, o inançların gerçek anlamda tartışılması da mümkün olmaz. Bizde de olmadı, şimdiye kadar. Belki bundan böyle, tartışma için daha uygun, daha verimli bir platform oluşur.
Bu yazıya sığmayacak bir konu, çoğunluk düşüncesi olarak İslam'la azınlık düşüncesi olarak İslam arasında kayda değer bir ayrım olup olmadığı konusu. Buna da önümüzdeki haftanın yazılarında gireyim.