Tarih nasıl temizlenir?

Önümüzdeki günlerde yeni ceza yasasının, şimdiden belleklerde yer etmeye başlayan maddeleri başta olmak üzere, birçok...

Önümüzdeki günlerde yeni ceza yasasının, şimdiden belleklerde yer etmeye başlayan maddeleri başta olmak üzere, birçok tartışmaya konu olacağı anlaşılıyor. Adalet Bakanı ve onun yanında olma kararlılığını gösteren Başbakan'ın son günlerdeki konuşmaları, hele Erdoğan'ın 'suç duyurusu' yeni trajikomik dönemin sinyallerini verdi.
Sağda solda, sözlü ve yazılı, tekrarlanan bir şey var: özetle, birilerinin 'bu millete sövdüğü, iftira ettiği' söyleniyor. Böyle olduğunu söyleyenler, ayrıca, 'Sövdürmeyiz, izin vermeyiz' diye ekleyip iyice tehditkâr lakırdılar da ediyorlar. Bu konuşmalar arasına 'Bu millet bu kadar mı kötü?' türünden Netorik sorular (yani sorulurken cevabı belli olan sorular) da giriyor.
Bu söylem içinde konuşanların bazılarının bunları gerçekten inanarak söylediğini anlayabiliyorum. Bir kısmı da kanunlarının gereği, 'taktik' olarak böyle konuşuyor. 'Madem millete iftira ediyorlar, millet de bunları cezalandırma hakkına sahiptir' yollu cinayet ve linç teşvikçilerinin bu durumdan genel stratejileri çerçevesinde yararlanmaya çalıştığı da çok açık.
Kim bilir kaç kere söylemişimdir şu sözleri ama gene tekrar edeyim. Kendi hesabıma 'millet' gibi, 'toplum' gibi kocaman kavramları tek bir sıfatla nitelemem, çünkü böyle bir şeyin geçerli olduğuna inanmam. 'Türkler iyidir, Yunanlar kötüdür' demenin ya da bunu tersine çevirip söylemenin hiçbir anlamı yoktur. Almanya'da yapılan soykırımdan hiçbir şüphem yok. O korkunç süreçte rol üstlenenlerden tiksiniyorum. Ama bunu bütün Almanlara genişletmem, çünkü böyle yapmak çok yanlıştır. Üstelik, olay olup bittikten sonra Alman toplumunun içinde milyonlarca bireyin bu olayla yüzleşme, kendilerine sorumluluk çıkarma ve kimlikleriyle hesaplaşma biçimi çok zaman hayranlık verici biçimler de atmıştır.
Dünyada hiçbir 'millet'in, 'toplum'un ötekilerden daha 'iyi' veya daha 'kötü' olduğuna inanmam. Bu çerçevede, 'suç işlememiş' toplum olduğunu da düşünmüyorum. Belki 'işleyememiş' olanları vardır.
Ama, evet, tarihlerinde, geçmişlerinde epey karanlık sayfa olanlar vardır. Eğer bir millet, ötekiler üzerinde güç ve etki kazanmışsa, bunu sürdürme çabası, genellikle, o karanlık sayfaların çoğalmasına yol açar. Suçlanmaya gerekçe oluşturan fiil, genellikle, bir 'üstünlük' konumunun yarattığı bir fiildir; dolayısıyla, bazılarının 'milli gurur' olarak kabul ettikleri durumun bir sonucudur. Ama o 'gurur"u yaşamak istiyorsanız, madalyonun öbür yüzüne de bakmazlık etmemelisiniz. Yalnız 'böbürlenerek' yaşamak, 'olgun insan' davranışı değildir. 'Utanç verici' olduğunu kabul ettiğimiz bir kusur, siz onu işlediğimizi kabul eder ve telafi etmek için elinizden gelen çabayı içtenlikle gösterirseniz, 'utanç verici' olmaktan çıkar ve bir erdem haline bile gelir.
Ve, evet, Türkiye'nin ve Türklerin tarihinde de bu tür olaylar vardır -üstelik çokça vardır. Uzak geçmişe girmek istemiyorum. Hele o uzak çağlara geldiğimizde, kimsenin kimseye yan bakacak hali kalmaz. Ben daha çok 'modernleşme' çağına ve 'modernleşme' uğruna işlenen suçlara bakıyorum. Burada, 'modernleşme' denilen etkinliği kimlerin ve hangi araçlarla yürüttüğü önem kazanıyor. Ortada bir 'suç' varsa, 'millet' gibi tanımlanamaz, sınıflandırılamaz kalabalıklarda değil, onlarda aranmalı.
'Ben, bizim tarihimizde var' diyorum. 'Şüpheniz varsa, çevrenize bir bakın,' diye ekliyorum. Orayı burayı basan, ağzından köpükler saçarak bağıran, vuran kıran birileri var ya; daha iki gün önce Çorum ve Maraş kıyımları ve 1 Mayıs olayı oldu ve Sivas'ta otel yakıldı ya... Bunları planlayan, teşvik ve koordine edenler de var ya... Bunlar hep vardı. Sorun, bunların bu etkinliğini önleyememiş olmamız. Onun nedeni de, suçla yüzleşmek yerine, suçu örtbas etme alışkanlığımız.