Tarih 'yazma' biçimleri

Türkiye ile Japonya arasında bazı ortak noktalar aramam yalnızca iki ülkenin yaşadığı iki tarihi sürecin birtakım nedenlerle benzerlikler göstermesi değil.

Türkiye ile Japonya arasında bazı ortak noktalar aramam yalnızca iki ülkenin yaşadığı iki tarihi sürecin birtakım nedenlerle benzerlikler göstermesi değil. Bundan öte, bilinçli bir benzeme çabası da söz konusu. Japonya'nın Türkiye'ye benzemeye çalıştığı yok, doğal olarak. Japonya'nın yeni ve iddialı bir ülke olarak dünya siyasetine adım attığı yıllarda, geçkin ve bitkin bir Osmanlı devleti vardı ortalarda ve kimsenin ona benzemeye çalışması düşünülemezdi. Ama bu geçkin devletin 'Jön' Türkleri Japonya'ya benzemek istediler. Bir süre önce, Türk faşizminin erken sözcülerinden Mehmed Ali Tevfik'ten bazı örnekler vermiştim: uyduma bir tarih yazmanın ulus-devlet yaratmak açısından önemini anlatıyordu (Japonların bunu yaptığını örnek göstererek). Onun anlattığı bir hikâyeyi ellilerde radyonun 'Ordu Saati'nde konuşan bir subayın da (Kd. Yzb. Nusret Eraslan) aktarması ilginçtir. Tevfik, Japon askerine, özlediği karısını öldürtüyordu; bu subay ise askeri temize çıkararak kadına kendini öldürtüyor (kocasının savaşta aklı geride kalmasın diye!) Demek zihniyet, değerler, devam etmiş.
Japonya hakkında yeni okuduğum kitaplardan biri, lise düzeyinde okutulan tarih kitaplarında tarihin nasıl çarpıtıldığını inceliyordu. Kitabın
yazarı 'tarihçi' değil, 'dilbilimci!' Onun için, 'tarihte ne oldu'nun ayrıntılarına fazla girmiyor; ama kitaplarda kullanılan dilin, anlatım özelliklerinin tuhaflığına dikkat çekerek, bunun bir 'amacı'
olması gerektiğini söylüyor. Cümlenin o biçimde kurulmuş olmakla neyi örttüğünü, okurun ilgisini nereden nereye yönelttiğini tespit ediyor.
Japonya'nın örtmek istediği bu tarihin önemli bir kısmı, savaş boyunca işlenmiş savaş suçlarıdır. Okuduğum kitapta gördüğüm ders kitabı örnekleri, gene de, bildiğim ve hatırladığım Türk tarih kitaplarına oranla daha nesnel, ama Japon tarihinde bir de işgal yaşanmış olduğu için bu nesnelliğin ne kadarının bir 'iç dinamik' ürünü olduğunu kestirmesi kolay değil. Yazarın da kitap boyunca gösterdiği gibi, asıl çaba, bütün dünyada bilinen olguların Japon öğrencileri gözünde ne kadarının saklanabileceği yönünde harcanmış. Sözgelişi, 'Nanking Kıyımı olmadı; bu Japonya'nın düşmanlarının uydurduğu bir iftiradır' tarzında satırlarla karşılaşmıyorsunuz. Çarpıtma çok daha ince boyutlarda: belirsiz bir 'özne' kullanmak, kritik cümleyi edilgin yapıda kurmak gibi yöntemler uygulanmış.
Buna karşılık, işgal altında bulundurulan bütün Asya ülkelerinde, Japon askarlerinin cinsel ihtiyaçlarını gidermek üzere zorla ırzına geçilmiş, bütün dünyada 'seks köleleri' adıyla bilinen kadınlardan hiç söz edilmiyormuş bu kitaplarda. Edilmeme nedeni de, onların 'Talim-Terbiye'sinin açıklamasına göre, bu konuda somut kanıt bulunmamasıymış.
Oysa Kore'de, Endonezya'da, Filipinler'de ve Çin'de herhalde yeterince kanıt var ki bu konu sürekli gündemde; o muameleye uğramış kadınların
kendileri başta olmak üzere bir yığın gösteri yapılıyor.
Çeşitli tarihi olguların olduğu değil, istendiği gibi anlatılmasının örnekleri var. Ama, tarih 'yazma'nın bu özel anlamının geçerli olması, vaktiyle Mehmed Ali Tevfik'in imrenerek anlattığı şekilde,
iki ülkenin ortak özelliği haline gelmiş.