Tarihten 'yaprak'

Türkiye'de milliyetçiliğin her düzeyde sistematik bir biçimde topluma şırınga edilmesi, 12 Eylül'den sonra yeniden hız kazandı ve bugünlere...

Türkiye'de milliyetçiliğin her düzeyde sistematik bir biçimde topluma şırınga edilmesi, 12 Eylül'den sonra yeniden hız kazandı ve bugünlere kadar böyle geldik. Bundan böyle de devam etmekten yana olanlar az değil.
Ancak, bunun bütün sorumluluğunu da 12 Eylül'ün üstüne atmak mümkün değil. Daha önceki dönemlerde olanlara, yapılanlara baktığımızda, bugünküleri genel olarak görebiliyoruz. Bu havanın yoğunlaşması (yoğunlaştırılması) insanın duyarlılığını keskinleştirdiği için, aynı süre boyunca ben de bu tür söylemlere çok daha fazla dikkat eder oldum. Bu belki entelektüel düzeyde iyidir, çünkü durumu daha iyi algılıyorsunuz; ama duygusal düzeyde en azından yorucu, çünkü aynı şeylerle durmadan karşılaşa karşılaşa bir tür bezginliğe kapılıyorsunuz.
Bu minval üzere, basit bir olguyu aktarayım -basitliği, sıradanlığı için anlatıyorum.
Yılmaz Öztuna'nın 'Türk Musikisi Ansiklopedisi'nde bir şey ararken gözüm 'Çınkılıç' diye bir maddeye ilişti. 'Neymiş bu?' diye şöyle bir okudum.
Bir 'marş' bestecisiymiş. Adının geri kalanı, 'Giritli Ahmed Cemaleddin' diye verilmiş.
Yanında, soru işaretiyle, '1935' tarihi gösterilmiş. Belli ki öldüğü (tahmin edilen) tarih.
'Sakarya' marşını besteleyen kişiymiş. Öztuna, en iyi ve en ünlü eserinin bu olduğunu söylüyor ('Hürmet sana, ey şan dolu sancağım' diye başlayan marş). Bunun yanı sıra daha sekiz marş kaydediyor ki birisi 'nihavend' makamında bir 'İstiklal Marşı'. Malum, Akif'in güftesine beste yarışması yapılmış ve buna 24 kişi katılmıştı. 1924'te Ali Rifat'ın bestesi kabul edildi ve 1930'a kadar bu kullanıldı. Sonra, fazlasıyla geleneksel ('alaturka' diyelim) bulunduğu için bundan vazgeçildi ve bence hiç de daha 'az sorunlu' olmayan şimdiki bestede (Üngör'ün) karar kılındı.
Demek o 24 besteciden biri de benim ansiklopedide rastladığım bu 'Çınkılıç'mış!
O da 'nihavend'i seçtiğine göre, belli bir bestesi 'alaturka' kaçacak. Zaten Öztuna'nın verdiği listedeki marşların yarısı böyle, 'makamlı'.
'Marş', musiki deyince akla gelecek en parlak 'reform' değildir. Ama öteden beri vardır, çünkü toplum hayatında bir işlev görür. Üstelik, 'sanat düşmanı' Platon gibi, her türlü musikiyi yasaklayıp yalnız askeri olanını çalmayı öneren düşünürler bile çıkmıştır.
Çınkılıç'ın burada gösterilen dokuz marşının sonuncusunun adı 'Korkak Yunan Marşı'. Şimdi bu, marşlarda bir ölçüye kadar normal karşılanabilir
'hamaset' dozunun ötesine geçiyor. Aramızda ne olmuşsa olmuş; bir başka ulusun insanlarına hakaret etmek üzere beste yapılabilir mi?
Böyle çiğliklerin yalnız bize özgü olduğunu sanmıyorum ama bizde bunların sayısı hiç az değil. Her yerde, her an karşınız çıkıveriyor; böyle olduğu için de olağanlaşıyor, normalleşiyor. Yuvada minnacık çocuklara 'Düşmanın gemisi mavi direkli/içindeki askerler saman yürekli' diye saçma sapan marşlar belletiyoruz bu olağanlaşmanın sonucunda.
Aslında bir ansiklopedide yedi-sekiz satırlık bir madde, güzel ve dokunaklının yanında sakar ve kaba, bir yığın öğeyi hep birlikte içeren bu millet ve milliyetçilik tarihinin bir mikrokozmosu gibi. 'Korkak Yunan Marşı'nın bestecisi Giritli olduğuna göre, demek bir göçmen ve kim bilir ne acılar yaşadı (tabii bunların böyle bir şey yazmasında payı olmalı).
'Cemaleddin' gibi bir ada 'Çınkılıç' diye bir soyadı eklenebilmesi... Soyadı Kanunu'nun yarattığı bütün tuhaflıklar...
'Çınkılıç' diyen bir adın altında yatan o militarist özlemler...
Ve tabii bütün bunların içinde yer aldığı matrisi belirleyen 'ümmetten millete' çabasının izleri, 'Yegâh'ta Çârgâh Gençlik Marşı' gibi bileşimler... Cemaleddin'den Çınkılıç'a geçiş ve bunun için gerekli enerji kaynağı, 'Korkak Yunan' duygusu.