Tartışmanın çerçevesi

Bu sabahki (perşembe) Radikal'de ortaöğretime geçiş sınavında sıfır puan almış öğrencilerin bu başarısızlığının nedenleri üstüne bir inceleme yapıldığı haber verilmişti.

Bu sabahki (perşembe) Radikal'de ortaöğretime geçiş sınavında sıfır puan almış öğrencilerin bu başarısızlığının nedenleri üstüne bir inceleme yapıldığı haber verilmişti. Bakan'ın talebi üstüne Milli Eğitim Bakanlığı'ndaki uzmanlar koşulları incelemiş ve bir rapor sunmuş.
Yazıya bu haberle giriyorum, ama niyetim bu olayı incelemek değil. Anlatmak istediğim daha genel soruna ilişkin bir 'örnek' olabileceğini düşündüğüm için söze buradan başlıyorum.
Şimdi, söz konusu başarısızlığın muhtemel nedenlerinden biri olarak, şu durum gösterilmiş raporda: 'Öğrencilerin test tekniğine alışık olmaması.'
En genel anlamda insan zihninin çalışmasına ilişkin bir durumla karşı karşıyayız. Şöyle özetleyeyim: çıkış noktamız ya da temel sorunumuz, bir testle uğranılan başarısızlığın nedenlerini analiz etmek, değil mi? Bu durumda akla gelebilecek ilk ihtimallerden biri, söz konusu çocukların söz konusu yönteme alışık olmamaları. Bakıyorsunuz, alışıklar mı, değiller mi?
Bu noktada işin içine biraz daha öznellik karışabilir. Sayıları atarak devam edeyim. Söz gelişi, durumu incelediniz ve yalnız beş kere ya da 10 kere ya da 15 kere teste girdiklerini saptadınız. Sonuç, yani 'sıfır alma' keyfiyeti de zaten ortada olduğuna göre, '15 kere teste girmek yeterli değildir,' diyebilirsiniz.
Ama benim söylemek istediğim biraz daha farklı bir şey. Şu anlattığım süreçte, önemli olan size bir çerçevenin sunulmuş olması. İsterseniz buna biraz daha 'entelektüel' bir ad koyun, 'bağlam' deyin, 'sorunsal' deyin, 'paradigma' deyin. 'Testte niçin başarısızlar?' Çerçeve bu. Bu çerçevenin içinde düşünmek zorunda olduğunuz için, sorunun önünüze koyduğu yoldan gidiyor, onun mantığına uyuyorsunuz ve sonunda, testte başarılı olmak için daha fazla teste girmek gerektiği noktasına varıyorsunuz.
Peki, ben şimdi bu 'çerçeve'yi tamamen değiştiriyor ve 'Eğitimde iyi sonuç almak için 'test' yöntemi uygun bir yöntem midir?' diye soruyorum.
Bunu sorarken benim zihnimde olumsuz bir değerlendirme var. Ama bu şimdi çok önemli değil. Bir işleyişin biçimini göstermeye çalışıyorum çünkü.
Diyelim ki bu soru ciddiye alındı. Uzmanlar gene oturdu, araştırdı, ölçtü biçti ve 'test' denilen bu yöntemin aslında eğitimin genel gidişinde ya da bugünkü yapısında ciddi olumsuz etkileri olduğunu saptadı.
Şu halde 'testle başarılı olmak için sık sık teste girmelidir yargısı geçerli olmaktan çıktı. Çerçevenin bütünüyle geçersiz olduğu anlaşıldı. Şu halde soruyu o noktadan sormamak gerekiyormuş.
YÖK üzerine gitgide sertleşen bir kavganın sürdüğü şu günlerde, aslında buna benzer bir yerdeyiz.
Vaktiyle, 1980'lerin başında başlatılmış ve bizi bugüne getirmiş bir yasa ve bir uygulama var. Şikâyetçi olanı da çok.
Hükümet, bu şikâyetçilerin desteğini alacağını da herhalde hesaba katarak, yeni bir yükseköğrenim düzeni kurmaya karar vermiş ve bunun için yeni bir yasa taslağı hazırlamış.
Bu taslağa bakıyorsunuz... Yukarıdaki örneğin birinci kısmına uygun bir gidişten başka bir şey görmüyorsunuz: 'Testin daha başarılı geçmesi için ne yapmalıyız?' Soru bu. 'Test iyi midir?' sorusu gene yok.
Yıllardır 'YÖK'ün yetkileri' diye eleştirdiğimiz şeyleri şimdi Bakan'ın elinde toplayarak ve daha da ileri bir merkezileşme getirerek 'reform' yapılıyor.
Şimdi bu taslağı eleştirenler de aynı durumda, ne yazık ki! 'Kaç kişiyi kim seçsin?'
Ama onlar gene soruna serinkanlı bakmaya çalışanlar. Ötekiler Kubilay edebiyatında.
Öğretim dünyanın en önemli konusu. Biz bundan ne bekliyoruz, ne beklemeliyiz? Dünyada neler yapılıyor, neler tartışılıyor?