Tevrat'la sağlık

Hindistan'da din, her şeyi kaplayan ve her yere sızan bir şey. Onsuz yürünmüyor, yatılmıyor, kalkılmıyor. Her yerde, her zaman o.

Hindistan'da din, her şeyi kaplayan ve her yere sızan bir şey. Onsuz yürünmüyor, yatılmıyor, kalkılmıyor. Her yerde, her zaman o.
Bombay'da, konferans öncesi çay içer ve sohbet ederken yanıma biri yaklaştı, elime bir kitap tutuşturdu. Armağan. Kitabın adı 'Nature Cure and Yoga Therapy'. Nasıl çevirelim? 'Doğal Sağalma ve Yoga ile Tedavi' denebilir belki. Yazarı Dr. Leo Rebello; kapakta da, yoga oturuşuyla bağdaş kurmuş otururken, kendi resmi var. Adı Hintliden çok Latin kökenli bir Avrupalıyı (İspanyol, Portekizli?) andırıyor. Bu aslında doğal, özellikle bu çevrede, çünkü Portekiz'in Hindistan'daki başlıca üssü, Goa, alt-kıtanın Arap Yarımadası'na bakan bu kıyısında, Hindistan için fazla sayılmayacak bir mesafede, güneyde. Portekizli tüccarlar buralarda fink atarken, din adamları da boş durmamış, birilerini Hıristiyan olmaya ikna etmişler. Aklı yatıp Hıristiyan olan da normal olarak kendisine bu iyiliği yapan papazın adını alarak vaftiz oluyor. Öyle ki, iki ayrı misyonerin Hıristiyan yaptığı iki kardeş, farklı soyadları alabiliyor! Bizim doktor da onlardan biri olsa gerek. O da kendi hak dinini araştırıp aslında döndü belki.
Ben kendi hesabıma bu yogalardan, manevi tedavilerden filan hiç hazzetmem. Ama kitabı şöyle karıştırırken, 'Şeytana karşı Tanrı' başlıklı bir bölüme geldim, hoşuma gitti. Onu çeviriyorum: "Ve Tanrı yeryüzünü lahana ve karnıbahar ve ıspanak ve her çeşit yeşil ve sarı sebzeyle donattı, Adam ve Kadın uzun ve sağlıklı hayatlar yaşasın diye. Ve Şeytan McDonald's'ı yarattı.
Ve McDonald's 99 sentlik iki katlı cheeseburger'i icat etti. Şeytan Adam'a dedi: 'Yanında patates çips ister misin?' ve Adam dedi, 'Süper boy olsun.' Ve Adam kilolar aldı.
Ve Tanrı sağlıklı yoğurdu yarattı. Kadın onu yesin ve bedenini Adam'ın çok beğendiği boyutlarda tutsun istedi. Ve Şeytan yoğurdu dondurdu. Çikolata getirdi, fındık getirdi. Yoğurdun üstüne konacak parlak renkli şekerler getirip serpti. Ve Kadın kilolar aldı.
Ve Tanrı dedi: 'Taze gevrek salatamı bir deneyin.' Ve Şeytan kremalı hazır salata soslarını icat etti, beykın parçaları, dilinmiş peynir parçaları ekledi. Ve tatlı için dondurma çıktı. Ve Kadın kiloları aldı.
Ve Tanrı dedi: 'Sana sağlıklı sebzeler verdim ve onları pişiresin diye zeytinyağı verdim.' Ve Şeytan Cracker Barrel'dan tavukla kızarmış biftek getirdi. Öyle büyüktü ki kendi ayrı tabağı vardı. Ve Adam kiloları yüklendi ve kötü kolesterolü tavanı delip gitti.
Ve Tanrı koşu ayakkabılarını yarattı; ve Adam bu fazla kilolardan kurtulmaya karar verdi. Ama Şeytan kablolu televizyonu yarattı. Uzaktan kumandayı yarattı. Öyle ki Adam TV-1'den TV-2'ye giderken yerinden bile kalkmadı. Ve Adam kilolarını yüklendi. 'Tanrı dedi: 'Şeytan, her seferinde sen kazanıyorsun.'
Ve Tanrı patatesi yarattı; besinle dolu, doğal olarak yağ düzeyi düşük sağlıklı bir sebze olsun istedi. Sonra Şeytan geldi, patatesin sağlıklı kabuğunu kesip attı, nişastalı gövdesini çubuk çubuk kesip derin tavada katı yağda kızarttı. İçine banıp yesin diye ekşi kremayı da icat etti. Ve Adam uzaktan kumandasına sarıldı ve kızartılmış patatesten yedi ve kolesterole battıkça battı.
Ve Şeytan baktı ve iyi olduğunu gördü. 'İyi oldu' dedi. Ve Tanrı baktı ve içini çekti ve Tanrı düşündü ve 'by-pass' cerrahiyi yarattı... Ve Şeytan sağlık sigortası şirketlerini yarattı."
Doktorumuz bu hikâyenin sonunu, daha doğrusu 'kıssa'nın 'hisse'sini şöyle bağlıyor:
"İnternette, çağımızın bu en büyük devrimi ve iletişimin mutlak özgür vasatında, insan en derin bilgeliği de bulabiliyor, en kötü günahları da. Yukarıda mesajımı özetlemeye çalıştım. Tanrı'nın yolu Doğal Sağalma'dır. Bunun ne olduğunu size bu kitapta anlatmaya çalıştım. Şeytan'a uymak istiyorsanız, siz bilirsiniz.
Bir yol sağlığa gider, öbürü cehenneme."