'TSK üniversiteyi izliyor!'

Kara Kuvvetleri Komutanı'nın YÖK Başkanı ve bazı rektörlerle görüşmesini bir hayli yadırgamıştım.

Kara Kuvvetleri Komutanı'nın YÖK Başkanı ve bazı rektörlerle görüşmesini bir hayli yadırgamıştım. Bugün bu konuda yazmayı düşünüyordum. Tam da bu sırada Genelkurmay Genel Sekreterliği'nin bu görüşmenin normal olduğu ve Genelkurmay'ın bilgisi dahilinde gerçekleştiğine dair açıklaması yayımlandı. Bugünün (15 Eylül) Sabah gazetesinde ayrıca Milli Eğitim Bakanı'nın bu açıklamayı normal karşıladığını söylediği haber veriliyor.
Doğrusu ben normal karşılayamadım. Genelkurmay, şimdiye kadar, daha makul açıklamalar yapıyordu. Ama bu son metinde söylenenlerle hemfikir olmak mümkün görünmüyor. 'TSK için Türkiye'deki eğitim sisteminin önemi aşikar' denmiş. Evet, herkes için öyle. Ama kurumsal olarak 'müdahale' anlamına gelmiyor bu. 'YÖK Kanunu'nda değişiklik öngören yasa taslağı üzerinde devletin ilgili bütün kurum ve kuruluşlarının önemle durması gerekliliğine inanılmaktadır' denmiş. Bu da doğru; ama aynı şekilde 'kurumsal bir müdahale' düşünülemez. Zaten bu söz söylenirken 'ilgili' diye bir niteleme yapma gereği duyulmuş. Ama tabii 'ilgili' olmanın çerçevesini çizmek de kolay değil. Maliye Bakanlığı Müsteşarlığı sekiz rektör davet edip görüşsün mü? Rektörler sonra 'Musiki üstüne konuştuk' desin mi? Danıştay 'Yasa taslağını onaylamıyoruz' diye açıklama yayımlasın mı?
'TSK 20 yılı aşkın bir süredir YÖK Yasası kapsamında yer almakta ve bu kurumda bir temsilcisi de bulunmaktadır' cümlesi de bu son durumu meşru kılamıyor. '20 yılı aşkın bir süredir' 12 Eyüll darbe rejiminin getirdiği yasal ve anayasal çerçeve ve bunun yarattığı ciddi çarpıklıklar içinde yaşadığımızı zaten hepimiz biliyoruz. Bu deli gömleğinden çıkıp demokratikleşme yönünde inandırıcı adımlar atılması gereken bir dönemde 12 Eylül hukuksuzluğundan meşruiyet çıkarma girişimi onaylanabilir bir şey değil. Bir yandan Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği'nin yapısını normalleştirmeye çalışırken, bir yandan Kara Kuvvetleri Komutanı ile rektörler arasında toplantı yapılmasının normalliğini savunmak, en azından ciddi bir çelişki. Ayrıca, kurumda temsilci varsa, Kara Kuvvetleri Komutanı niçin bir kere daha müdahale ediyor?
TSK'nın bünyesinde 21 adet öğretim kurumu olduğu için YÖK'e müdahalesinin normal olduğunu söylemek de inandırıcı bir söz değil. Ona bakarsanız, polis teşkilatının da okulları var: Kadrolarını eğitmesi için elbette ki olacak bu. Ama Emniyet Genel Müdürü, YÖK'le ilgili yasa taslağını görüşmek üzere YÖK Başkanı'nı makamına davet ederse bu durumu yadırgamaz mıyız?
Yoksa açık açık, 'Böyle şeyler kimsenin üstüne vazife değildir, ama her şey Silahlı Kuvvetler'in üzerine vazifedir. Komutan kiminle isterse görüşür, hükümetten bağımsız, icabında hükümete karşı iş yapar. Kimse de sesini çıkaramaz' demek daha doğru, en azından daha dürüst mü olur?
Yapılan iş normalse bunun bir prosedürü olmalı. Böyle bir prosedür canlandıramıyorum zihnimde. Örneğin, yükseköğretime ilişkin sorunlar, öncelikle Kara Kuvvetleri bünyesinde mi tartışılır? Hava Kuvvetleri Komutanı ilgilenemez mi? Deniz Kuvvetleri Komutanı da Milli Eğitim Bakanı'nı çağırıp, 'Anlatın, bakalım, siz ne yapmak istiyorsunuz' diyebilir mi? Tabii, Genelkurmay'ın bilgisi dahilinde.
Her konu ve tabii eğitim gibi son derece önemli bir konu, bütün toplumun
'gözetim ve denetimi altında' yapılmalı. Keşke böyle ilgili ve bilinçli bir toplum halinde yaşayabilsek. Tabii bu durumda, bir 'demokrasi'den
söz ediyorsak, örneğin 'bünyesinde sadece yükseköğrenim düzeyinde 21 adet öğretim-eğitim kurumu bulunduran' TSK'nın da, buradaki eğitimi, bildiride yer alan 'çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre' yapıp yapmadığını merak edip araştırabiliriz.
Ama bunların uygun kurumlarını ve akılcı prosedürlerini oluşturmak koşuluyla. Biçim demokrasilerin varolabilmesinin en önemli öğelerinden biridir. İhmal edilecek bir şey değildir.