Türk-Ermeni diyaloğu

Ermeni kimliğinde 'kıyım'dan daha belirleyici bir şey olmadığı doğru. Böyle olunca, bu topluluk içinde 'Türk' sözünün ancak nefret ve düşmanlık duyguları uyandırması da doğal.

Ermeni kimliğinde 'kıyım'dan daha belirleyici bir şey olmadığı doğru. Böyle olunca, bu topluluk içinde 'Türk' sözünün ancak nefret ve düşmanlık duyguları uyandırması da doğal. Ama pek çok durumda bunun tersiyle de karşılaşabiliyorsunuz.
Toplantının ilk gününde gençler geldi ve elime bir kitapçık tutuşturdu. Kitapçığın adı: 'Türkiye-Ermenistan: Açık Konuşma'. Buradaki 'açık' kelimesini sanırım 'ucu açık' şeklinde yorumlamamız gerekiyor.
Şu cümlelerle başlıyoruz: "Türkiye'de Ermeni turistler ya da Ermeni mutfağında Türk tüketim malları görmek artık o kadar da yepyeni bir gerçeklik olmaktan çıktı." Bunun doğru olduğunun hepimiz farkındayız.
'Türkiye'ye düzenli uçuşlar Ermeni işadamları arasında yüksek talep görüyor.'
Evet, ama iki ülke arasında diplomatik ilişki olmayınca ancak yarı resmi açık şirketleri sefer yapabiliyor ve 'düzenli' denilir bir trafik kurulamıyor.
"Bir Ermeni gencinin kasetçalarında Türk müziği çaldığına ya da bir Ermeni şarkıcının repertuvarında Türk müziğinden örnekler bulunduğuna şahit olabilirsiniz."
Evet, bir TV kanalına bizi arabayla götürürken, biraz da 'iltifat' olsun diye, bir İbrahim Tatlıses kaseti çaldılar!
"Mallarını satmak isteyen bir tüccar, Türk tekstilinin dünyada en iyi olduğunu söyleyebilir."
Kitapçık, bunların bugünkü Ermeni gerçekliğinin, artık şaşırtıcı olmaktan çıkmış öğeleri olduğunu anlattıktan sonra konunun öbür yanına geçiyor:
"Böyle bir arkaplan olmakla birlikte, 2005'e kadar, gösteri halinde Türk bayrakları yaktık; geleneksel 'kiminle savaşacaksın?' sorusuna bir Ermeni çocuğunun vereceği şaşmaz cevap 'Türklerle' olacaktır. En ön planda ve en güçlü komşumuz olan bugünkü Türkiye'yi bilmiyoruz, kültürünü ve insanlarını tanımıyoruz. İşin daha da kötüsü, tanımak gibi bir hedefimiz de yok."
Bu ülkede 'Genel Diyalog ve Gelişme Merkezi' adını taşıyan bir kuruluş olduğunu ve bu 'Ucu Açık Konuşma' projesini onların başlattığını öğrendim. Başlatanlar genç kuşaktan insanlar ve bu kuşak konusu sanırım bu ülkede başka yerlerde olduğundan daha önemli. İngilizce ve Ermenice yayımlanan bu kitapçıkta, amaç, Ermeni toplumunda bir tutum değişikliğini sağlamak olduğu için, Türkiye konusunda fazla eleştirel denebilecek sözlere rastlanmıyor.
Tersine, Ermeni tarafının katı davrandığı ve güçlük çıkarttığı ima ediliyor.
Böyle bir bilinçle yaşamak durumunda kalmış bir toplumda kuşaklar yaşlandıkça, dünya görüşleri, dilleri, her şeyleri kökleşiyor, kurumlaşıyor. Toplantı süresinde de, bu durumun bazı özelliklerini gördüm (ağırlık öbür tarafta olsa da).
Ama genç kuşaklar arasında bu tür bir zihni yapılanmadan sıyrılma eğilimi daha güçlü olabilir.
Olabilir de, böyle bir eğilimin hayatta bir karşılığının olması gerekiyor. Bu kitapçığı yazan gençler, ilelebet, buna benzer bir söylemi tekrarlayabilir. Türk-Ermeni diyaloğunun faydalarını anlatabilirler.
Böyle bir şey başlamazsa ve çıkması beklenen olumlu sonuçlar çıkmazsa, bu söylemin de herhangi bir anlamı kalmaz, söyleyenler de söylemekten bıkabilirler.
Bence de bu diyaloğun başlamasının zamanı geldi ve başladığında olumlu gelişmelere yol açmasını bekleyebiliriz.