Türk olmak Türkiyeli olmak

Başbakan'ın Süreyya Ayhan'ın yarışını seyrederken açtığı 'Türkiyelilik' konusu hemen bazı yazarların ilgisini çekti ve bir tartışma başladı.

Başbakan'ın Süreyya Ayhan'ın yarışını seyrederken açtığı 'Türkiyelilik' konusu hemen bazı yazarların ilgisini çekti ve bir tartışma başladı. Bu konu Türkiye'nin önemli konularından biri olduğu için, böyle bir tartışma başlamışken bunu serinkanlı ve akılcı bir biçimde, çeşitli cepheleriyle ele alma fırsatı kaçırılmamalı diye düşünüyorum. Gerçi ilk tepkiyi Hürriyet'te veren Oktay Ekşi, hemen girdiği 'alçaklar' retoriği ve dediği dedik edasıyla tam da bunu yapıyordu. Ama daha sonra Ertuğrul Özkök ile Cüneyt Ülsever de konuya -bağıran değil, konuşan seslerle- değindiler. Özkök ayrıca konunun tartışılmaya değer olduğunu belirtti ve 'Sakince tartışalım' dedi.
'Türkiyeli' kelimesinde, bir tutukluk var. Ağza hemen, doğal gelmeyen bir yanı var. Bu, sahiden 'doğal' olmadığı için mi, yoksa biz böyle bir şeyi kullanmaya alışık olmadığımız (ya da kullanmamaya koşullandırıldığımız)
için mi böyle, iyi bilemiyorum. Gene de, bu tartışmanın altında yatan sorundan, o sorunu bu şekline getirmiş tarihten yakamızı kurtarmanın en kestirme çözümü bu olabilir, diye düşünüyorum.
Ülsever'in bu sabahki yazısında söylediği söze bir ölçüde katılıyorum:
ıkçı-milliyetçi kesim, 'Türk' sıfatını kendi ideolojisinin gerektirdiği olanca 'tezyinatla' donatmıştır; böylece de, son analizde anayasal bir ilişkiye dayanması gereken, 'bir ülkenin yurttaşı' olma keyfiyeti, etnikten de öte, bir 'ırk' sorunu haline getirilmiştir.
Ama sonuç olarak, getirilmiştir. Ve getirildiği o yerde tutulmasını isteyenler (Oktay Ekşi aralarında olmak üzere) azımsanamayacak sayıda ve önemde.
Ayrıca, sanırım sorun yalnızca bu ırkçı-milliyetçi kesimin 'Türk' sıfatı üzerinde yarattığı havadan ibaret değil. Yalnız bu kelime değil, bir etnik köken işaret eden bütün sıfatlar tanım gereği dışlayıcıdır. Bizde olduğu gibi üzerine ayrıca çok özel anlam ve değerler yüklenmese de (ki böyle değerler üç aşağı beş yukarı hemen her yerde yüklenir), bunlar, birilerini başkalarından ayırmak için gerekli olmuş ve bu amaçla kullanılan kelimeler. 'Alman Yahudi' diye bir söz kullanılmışsa, bundan son analizde 'Almanya Yahudisi' anlaşılıyor. Aslında bununla 'Almanya Türkü' arasında da epey fark var -iki kategori tarih içinde farklı biçimlerde oluştuğu için.
'Tarih içinde farklı biçimler' olgusu önemli. Bu biçimler, bütün durumları içine alan genellemeler yapmayı güçleştiriyor. Yahudiler bin yıllardır diaspora halinde yaşadığı için 'Alman Yahudisi', 'Rumen Yahudisi' veya ülke adıyla 'Ukrayna Yahudisi' demek ağza aykırı gelmiyor. Ama aynı gramer kurallarıyla 'İngiliz İskoçu' diyebilir misiniz? İngiltere'de yaşayan bir İskoç için bile anlamsız bir niteleme bu; çünkü 'Britanya' ya da
'Birleşik Krallık' çerçevesinde yaşanmış tarih çok farklı.
Oktay Ekşi de Başbakan'a karşı polemiğinde 'Amerikalı' ve 'Amerikan' farkından söz etmiş, "'Amerikalıyım' demesi 'Türkiyeliyim'in değil,
'Türküm'ün tam karşılığıdır" demiş. Bunu pek anlamadım. Şöyle devam ediyor: "Çünkü burada Türkçenin yapısından kaynaklanan bir deyiş farkı var. O olmasaydı 'Amerikanım' denirdi." Türkçenin yapısından kaynaklanan farktan ötürü niçin 'Amerikanım' dendiğini anlamadım. İngilizce'de
'Amerikalıyım' ve 'Amerikanım' nasıl deniyor? Birincisi 'I am from America', ikincisi, 'I am an American' şeklinde mi söylenecek, bundan da emin olamadım.
Her neyse, açıklanırsa anlaşılır elbette. Ülsever'in, 'kelimeyi iğfal edenlerin dışına' çıkma önerisini kabul ediyorum. Bir kere bunun behemehal yerine getirilmesi -bütün güçlüklerine rağmen- gerekiyor. 'Türkiyeli' gibi bir kelimede anlaşsak dahi, bu zaten yapılmalı. Ama onun yapılmasının yeterli olduğundan emin değilim.