Türkiye'de yılbaşı eğlencesi

'CHP'nin halleri' gibi bir konuya girince, daha önce başladığım</br>'Türkiye'nin halleri' tefrikasına ara vermek zorunda kalmıştım. Ama CHP'de görülenler de, Türkiye'de görülenlerden çok farklı değil.

'CHP'nin halleri' gibi bir konuya girince, daha önce başladığım
'Türkiye'nin halleri' tefrikasına ara vermek zorunda kalmıştım. Ama CHP'de görülenler de, Türkiye'de görülenlerden çok farklı değil. En azından,
Sarıgül'ün varlığı, 'magazinde ortaklık' sağlamaya yetiyor.
Yılbaşı gecesinin 'taciz' olayına dönelim. Bu, bir rastlantı sonucu,
kamerayla tespit edilmiş, dolayısıyla 'kayda geçmiş' bir olay.
İsterseniz 'Türkiye belgeseli' diye adlandıralım.
Yüzlerce genç 'sap'tan oluşan bir kalabalık, parası yok, kültürü yok, ama her türlü 'istek' ve 'talep'le tıka basa dolu, yılbaşı gecesi, ancak 'serseri mayın' kavramına uygun bir şekilde kendine eğlence arıyor. Bir planları yok; bir plan kurabilmenin maddi dayanağından da yoksunlar. 'Yar bana bir eğlence! Medet!'
Kapalı mekânda dans eden insanlar görüyorlar. Sahip oldukları kültür, onlara otomatikman 'Aç! Aç!' diye bağırarak duygularını dile getirme kanalını hazırlamış. Bu, tabii, memleketin saygıdeğer bir kurumu ve geleneği. Üstüne bir kitap yazılabilir.
'Açacak' olanlar, bir camın gerisinde ve bizim kahramanlar henüz o camı ortadan kaldırmaya teşebbüs edecek kahramanlık derecesine erişmemişler. Onun için yalnızca bağırarak bir mutluluk arıyorlar ve 'aç!' demekle seyrettikleri, istedikleri, ama ellerinde olmayacakları için kızdıkları
o kadınlara hakaret ederek rahatlıyorlar.
Az sonra bu avaz 'Burası Türkiye!' avazına dönüşüyor. Bu da son derece yerinde. Durumun ne olduğunu çok net açıklıyor. Yılbaşı gecesinde değil de başka zaman, orada değil de falan yerde olsa bu avazeyi Türk milleti duygularının arşa vuran sedası gibi yorumlayıp kıvançtan göğsü kabaracak, gözleri sulanacak 'okur-yazar'larımız eksik değil. Bu, onlara da neyi alkışladıklarını, neyi pohpohladıklarını çok iyi gösterecek bir sahne.
Sonunda ne olduğu bilinmeden istenen ve beklenen oluyor. Allah yardım ediyor ve üstelik saçları da sarı renkli gâvur karıları oradan geçmeye kalkışıyor. Şimdi arada cam da yok. Bin tane bireysel korkağın bir arada bulunmaktan ileri gelen 'kolektif cesareti' korkunç bir şeydir. Bakış açısına göre, 'toplum' olmayı bilemediği için ancak 'sürü' olabilen ya da 'sürü' bilincinin ötesine geçemediği için bir türlü 'toplum' olamayanların birbirlerinden aldıkları cesaretle yapamayacakları yoktur. 12 Eylül sayesinde aralarına karışmış mikroplardan arındırılarak aslına döndürülmüş bu asil Türk gençliği, suya atılan haç, rakibe kaptırılmış maç ve benzerleri karşısında ehliyetini her fırsatta kanıtlamış, en çok da, vatan vazifesine giderken 'En büyük asker bizim asker' avazeleriyle yürek temizliğini göstermiştir. Girişiyorlar. Arada cam da yok.
Sonra bunlardan birini polisin götürmesinin TV görüntülerini görüyoruz. Öfkeli bir baba, bağırıyor: '17 yaşında çocuğu böyle teşhir edemezsiniz!' Doğru. Ama o adama, tavrına bakınca, insan düşünüyor.
O, kendi yakınına böyle sahip çıkacaktır, yakını 47 yaşında da olsa. 17 yaşında oğlunun bundan bir önceki 'okazyon'da, gene bir TV 'haber' filminde, hangi rolü oynayarak çıktığını düşünmüyor. Ama oğlunun 'namazında, niyazında' olduğunu eklemeden edemiyor. Bu da doğrudur.
Ne var ki, 17 yaşındaki insanları, oldukları şeyi oldukları için suçlayamayız. Ortada koskocaman bir sistem var ve herkes ne oluyorsa, bu sistem öyle oldurduğu için oluyor. Sonuçlar da ortada! Peki, ne yapacağız?