Türk'ün 'gen'i

Trabzon'daki linç girişimini ve onu izleyen benzer olayları tehlikeli bir gidişin 'merhale'leri olarak değerlendiren bir bildiri yayımlandı. İmzalayanlar arasında ben de vardım.

Trabzon'daki linç girişimini ve onu izleyen benzer olayları tehlikeli bir gidişin 'merhale'leri olarak değerlendiren bir bildiri yayımlandı. İmzalayanlar arasında ben de vardım.
Dün de yazdığım gibi, böyle durumlarda sokağa fırlayıp linç edecek adam arayan kalabalığı, 'ideal Türk milleti' olarak bağrına basmaya hevesli siyaset adamları var. Bunlar, normal olarak 'MHP'nin tabanı' olarak gördüğümüz bu kişileri kendi cenahlarına kazanma çabası içindeler. Mehmet Ağar böyle, Deniz Baykal böyle. Sırada başkaları da var. 'İçimizde En Faşist Kim?' yarışması henüz tamamlanmadı, büyük ödülü kimin alacağı henüz belli değil, heyecan son haddinde!
Andığım bildiri hakkında bu kişiler tuttukları yolun gereği olan bazı sözler söylemekten geri durmadılar. Mehmet Ağar da Türkiye'de klasik olan 'halktan kopuk aydınlar' edebiyatına hemen girdi ve bu arada 'Türk milletinin 'gen'leri' hakkında da bir şeyler söyledi.
Faşist ideoloji, daha önce de yazdığım gibi, çeşitli kılıklara girerek kendini zamana uydurmaya çalışır. Ama ne türlü kılığa girerse girsin, vazgeçemeyeceği özellikler vardır: antientelektüel olmak zorundadır (Ağar'ın beyanatında bundan bolca var), biyoloji terimleriyle düşünmeden edemez.
30'larda 'devlet aydınları' harıl harıl çalışıyor, 'Türk'e özgü' kafatasının özelliklerini saptıyorlardı. 19. yüzyılın 'kan' öğesi eskimiş, ırkçıların ona atfettiği nitelikleri taşımadığı da bilim adamları (işte, gene 'enteller', o alçaklar!)
tarafından açıklanmıştı. O zaman kan' ırkçı-faşist söylemin 'metafor'ları arasına girdi, 'kafatası' öne çıktı.
Şimdi bu da dünyanın ve insanlığın yapmış olduğu zırvalıklar listesinin maddelerinden biri haline geldi, 'braki- ' midir, 'mezo-' mudur, kendimizin ve başkalarının kafalarının 'tas'ıyla bu kadar ilgilenmiyoruz.
Günümüzün can alıcı kavramı 'gen'! O halde, biraz metafor, biraz da 'bilimsellik iddiası' ile 'milli gen'imizden dem vuracağız. 'Türk'ün genetik yapısı'nı avucunun içi gibi bilen bir Mehmet Ağar var, bir köşede, bir de bizim gibi, bu genleri tanımayan aydınlar.
Tanımadığımız bu 'gen'in başlıca özelliği, Trabzon'da görüldüğü gibi, 5 bin kişinin beş kişiyi linç etmeye kalkışması gibi, Adapazarı'nda çekilmiş filmlerde gördüğümüz gibi, kendine özgü bir 'kahramanlık' yapmaya muktedir olması. Belli ki Orta Asya'dan beri bu 'gen'le dolaşıyoruz. Sadrazam Ahmed Paşa'yı 'Hezarpare' Ahmed Paşa haline getiren şey de bu 'kahraman' gen olmalı. Tan Matbaası'nı basıp makinelerini parçalayan 'asil Türk gençliği' bu kahramanlıklarını, bu gen sayesinde başarıyordu. Yakın tarihimizde bu gen iyice coşmuş, Maraş'ta, Çorum'da, başka yerlerde, nelere kadir olduğunu göstermişti. Daha sonra Sivas'ta otel ve adam yakarak, bu genin bize kazandırdığı nitelikleri kaybetmemiş olduğumuzu da kanıtlamıştık.
Sonuçta 'gen' filan yok. Bir toplumun bilinçlilik düzeyini bu noktada tutan, bu noktada tutmak için onu bildiğimiz bu kavramlarla durmamasıya besleyen kişiler ve kurumlar var. Var olan düzenin tamamı bunun üzerinde oturuyor ve kendini yeniden-üretiyor. Onun için de Mehmet Ağar misali zevat koltuklarını kabarta kabarta 'Türk geni' gibi şeylerden söz edebiliyor. Tan Matbaası'ndan Sivas'a, oradan da Trabzon'a uzanan bu 'milli genetik' çizgide, gerçekten de, ne 'entelektüel'e, ne de 'entelekt'e gerek var.