Vakıf üniversiteleri

YÖK'ün nihayet değiştirilmesi konusunun gündeme gelmiş olması iyi;</br>'değişiklik' adı altında şu ana kadar önerilmiş olan şeylerin bu derece isabetsiz olması kötü.

YÖK'ün nihayet değiştirilmesi konusunun gündeme gelmiş olması iyi;
'değişiklik' adı altında şu ana kadar önerilmiş olan şeylerin bu derece isabetsiz olması kötü.
Ama tartışmanın devamı, derinleşerek ve içerik kazanarak devamı büsbütün imkânsız görünmüyor. Hatta muhtemel görünüyor. Demek ki bir şeylerin düzeltilmesi imkânı var.
Bu girişimlerden tez vakitte elde edilecek büyük iyileşmeler çıkmasını beklemiyorum. Her şey gibi ve belki her şeyden fazla, eğitim dediğimiz etkinlik, insan etkenine sımsıkı bağlı. 'Nitelikli insan' da, yetişmesi en zor olan ürün, bütün dünyada.
YÖK'ün 20 yılı aşan varlığı, bu alandaki eksiklik ve yetersizlikleri, sorunları, büyüterek biriktirdi. Bu bakımdan, boşuna geçen zamanı telafi edecek bir şeylerin yapılması acil bir ihtiyaç. Ama bu bir şeyi düzeltemeyeceğini, tersine var olan sorunlara yeni sorun ekleyeceğini şimdiden görebildiğimiz şeylerin yapılması anlamına gelmiyor. Ayrıca, 20 küsur yıl bu felaketle yaşamaya katlandığımıza göre, 'olsun da ne olursa olsun' aceleciliğine de gerek yok.
Dediğim gibi, dediğim nedenlerle, kâğıt üstünde alınan en iyi tedbirlerle bile, bu alanda gerekli işlerin derlenip toparlanmasının çok uzun zaman alacağını tahmin ediyorum. Onun için de geliştirdiğim ve pratik olduğunu sandığım bir düşüncem var.
YÖK çıktığı, işlemeye başladığı zaman, memlekette özel üniversite yoktu. İlginç bir şekilde, YÖK'ü biçimlendiren Doğramacı bununla aynı anda Bilkent'in kurulabilmesinin yolunu açtı ve sonra da onu kurdu. Ama uzun süre, Bilkent'in benzerlerinin kurulmasına imkân tanınmadı. Hatta o günlerde, olayların altında komplo aramayı sevenlerin, Doğramacı'nın kendi Bilkent'ini 'tek iyi üniversite' olarak bırakmak üzere bütün yükseköğretim sistemini baltaladığını ve çıkmaza soktuğunu söyleyenler bile olduğunu hatırlıyorum. Bu komplocu açıklamalar bana inandırıcı gelmez, ama neyse, asıl konu bu değil zaten.
Bilkent'in varlığıyla yarattığı boşluk, ister istemez bir yol açacaktı. Nitekim açtı ve şimdi birçok 'vakıf üniversitesi' ortaya çıktı. Bunların iyisi de var, kötüsü de (ve iyi bölümleri ya da kötü bölümleri olanlar) var ve olacak. Üniversite hayatı böyledir. Muazzam nitelik farkları, devlet üniversitelerinde belki daha da fazla görünüyor.
Ancak, her şey ölçülüp biçilince şöyle bir manzara ortaya çıkıyor: devlet üniversiteleri YÖK'ün çok daha dolaysız etkisine, çok daha uzun bir süredir maruz kalmış olmanın sonuçlarını yaşıyor. Şimdi burada ayrıntısına girmesi gereksiz bir yığın nedenle, burada reform çok daha zor. Vakıf üniversiteleri hem daha yeni kuruldular ve bu 'genç'liğin enerjisine sahipler, hem de YÖK'ün etkilerinden görece bağışık oldukları için, işe daha sağlam bir yapılanmayla başlayabildiler. Sonuçta benim bildiğim hepsinin bir enerjisi ve bir iyimserliği, daha doğrusu bir başarı kazanma, başarı kanıtlama azimleri var.
Bu koşullarda bu üniversitelerin önlerini açmak, inisiyatiflerini kullanmalarını kısıtlamamak gerekiyor. Bütün üniversite camiası için olmazsa olmaz farklılaşma, çeşitlenme, rekabet ve nitelik yarışı, burada, çok daha rahat sağlanabilir. Bırakın onları kendi hallerine! Yardım etmeniz bile gerekmez; sırf engel olmayın yeter! Bu arada nasıl olsa devlet üniversiteleri arasında da harcı başından sağlam karılmış olanları, bütün olumsuzluklara rağmen, bir nitelik düzeyinin altına düşmemekte başarıyla direnmiş olanları var. YÖK'ün engellerinden sıyrıldıkça bunlar da çabuk toparlanacak ve olumlu gidiş içinde yer alacaklardır.
Son analizde, üniversitenin ne olması gerektiğini, yasadan, yasal tedbirden önce ve çok daha büyük ölçekte, bu 'olumlu gidiş' gösterecek, tanıtacaktır.
YÖK bunu durdurmaya ve vakıf üniversitelerini kendine benzetmeye çalışıyordu. YÖK bu! Elbette bunu yapacak!
Ama şimdi hükümet de, taslağında, aynı zihniyeti sergiliyor ve bu kurumları bakanlık ağılında toplamaya çalışıyor. Bastığı dalı kesmek dedikleri budur herhalde.