Vefa borcu

Türkiye herhalde yanlışlıkla doğruyu yaparak kendini şu savaşın sorumluluğundan kurtarır gibi oldu ama kimileri böyle barıştan yana bir yerde durmuş olmamızı bir türlü içine sindiremedi.

Türkiye herhalde yanlışlıkla doğruyu yaparak kendini şu savaşın sorumluluğundan kurtarır gibi oldu ama kimileri böyle barıştan yana bir yerde durmuş olmamızı bir türlü içine sindiremedi. Onun için, "Haydi aslanlar! 'Bir yanlışlıktır oldu' diyelim, baştan alalım. Hâlâ fırsat bulabiliriz" diyorlar. Bu arada, '1 milyar dolar geliyormuş', 'Yok, yok!
Sekiz buçuk geliyormuş' gibi söylentiler de 'Amerika, kuzeyi bir kere daha dener mi?' beklentisini, bu sönmemiş umut korlarını canlandırıyor.
Şu büyük fırsatı kaçırıp savaşa girememiş olmamıza hayıflananlar, çeşitli nedenlerle üzülüyorlar. Kimine göre asıl felaket, parayı alamamış olmak; kimilerine göre, böylesine şanlı şerefli bir askeri harekâtta yer alamamış olmak. Bunların arasında, kıymet-i harbiyesi olan, herhalde Kuzey Irak'a girememiş olmak. Bunu 'resmi', 'tek' politika ilan edenler, orada olacakları 'casus belli'ye bağlayanlar, dış dünyayı da davalarının doğruluğuna pek ikna edememiş gibi görünüyorlar. Neyse, bu durumun da nasıl gelişeceğini göreceğiz.
Şimdi, bütün bunlar savaşa mutlaka girmek zorunda oluşumuzun nedenleri olarak sunulurken, paketin içine, biraz daha duygusal bir lakırdı da konur oldu: Amerika, eski dost, geleneksel müttefik. Başımızın sıkıştığı her durumda bize yardımcı olmuş. Şimdi böyle zor bir zamanında, ona yardımcı olmayı reddetmiş olmak, dostluğa sığar mı?
Böyle bir suçlama, ötekiler, 'Para aldık, almadık', 'Askeri gücümüzü gösterdik, göstermedik' lakırdıları arasında, benim bildiğim ahlaki kaygılara benzediği için daha ciddi ve insani geliyor doğrusu.
Ama böyle mi durum? Bize zor zamanımızda yardımcı olmuş ve kendi zor zamanında yardım bekleyen bir dosta madik mi attık?
Eğer bu sonuca, 'para konusunda anlaşamadığımız için' geldiysek, doğrusu, evet. Bu durumda madik atmış oluruz.
Veya gerçek neden (tabii ikisinin bileşimi de olabilir) Irak'ta kendi bildiğimizi yapmamıza engel çıkarmasıysa, bu da aynı kapıya çıkar.
Ayrıca, 'güç göstereceğiz' diye onun yanında boy göstermenin de 'vefa' ile moral bir ilişkisi yok.
Ama biz, bir yandan da söylemekten vazgeçmediğimiz gibi, birtakım ilkeler adına bu tavrı aldıysak, o zaman 'madik' falan söz konusu değildir.
İki ülke arasında geleneksel dostluk, dayanışma, ittifak olabilir. Ama bunlardan biri, uluslararası yasallıkla çatışan bir hedefe ulaşmayı aklına koymuş, ötekine de 'Sen de benimle gel! Biz eski arkadaşız!' diyorsa, kimsenin bu durumda 'eski dost' diye 'suç ortağı' olma zorunluluğu yok. Şu anlattığım duruma benzer bir durum, iki sıradan insan arasında nasıl kabul edilir bir şey değilse, iki ülke arasında da kabul edilir değil. Mahkemede bir katil sanığı kalkıp öteki sanık için, 'Yıllardır çok iyi arkadaşımdır. Ne yapayım, yalnız bırakamadım, yardımcı oldum' diyebilir mi?
İki sıradan insan arasında böyle bir ilişkiyi normal olarak görmeyiz, çünkü orada o iki sıradan insan kendilerinden çok güçlü olan devletle karşılaşacak, yakalanacaktır ve devletin mahkemesinde böyle konuşmalarını kimse ciddiye almayacaktır.
Ama şu anda uluslararası planda Başkan Bush'un bütün ABD'yi ardına takarak işlediği suçu yargılayacak makam yok. İleride de olmayacağına güvenerek, suçu birlikte işlememizi önerenler çıkıyor. O kadar emin olmasınlar. Bunların hesabı pekâlâ sorulabilir.
Çünkü Amerika'ya vefa borcumuzu hatırlatanlar, aynı zamanda, bu savaşın haksız olduğunu, yasadışı olduğunu da söyleyebiliyorlar.
'Vefa borcu' önemlidir; ama 'kriminal' bir biçimde ödenmesi talep edilemez. Vaktiyle Johnson, NATO'dan aldığımız silahları bir NATO üyesine karşı kullanmamızın doğru olmadığına inanmıştı; inancını açık açık söyledi. Biz de şimdi Amerika'ya açık açık söyleyebiliriz, bu savaşın yasal olduğuna inanmadığımızı.
'Bu savaş yasal değildir, ama Amerika güçlüdür. O halde...' diye konuşanlar, bütün bu süreç içinde anlamakta ve anladığım kadar da paylaşmakta en fazla güçlük çektiğim pozisyonu savunuyorlar.