Yabancı sermaye

'Milliyetçi cephe' şimdi Türkiye'deki sermayenin 'milli saflığını' koruma işini üstlenmiş, özelleştirme yapılan yerlerin kapısını tutuyor ve bayrak sallıyor.

'Milliyetçi cephe' şimdi Türkiye'deki sermayenin 'milli saflığını' koruma işini üstlenmiş, özelleştirme yapılan yerlerin kapısını tutuyor ve bayrak sallıyor. Bayrak sallayanların arasında 'işadamları'nın da olduğunu duyuyoruz. 'Milli' şirket yabancıya gitmeyip de OYAK'a gidince de bayrakçılar alkışlamaya başlıyor.
Vietnam 1974'te savaşı kazanmıştı. Ama bunun perçinlenmesi 1975'i buldu. Amerikalılar ülkeyi terk etti, işbirlikçileri de onlarla birlikte ayrıldı. 1975 Nisanı'nda Kuzey Vietnam kuvvetleri herhangi bir direnişle karşılaşmaksızın Saygon'a girdiler.
Bundan sonra başka türlü bir savaş başladı. Vietnamlılar, yıllarca süren ve ülkelerini kasıp kavuran bir savaştan sonra var güçleriyle ekonomiye yüklenmişlerdi. Tabii son derece yoksuldu Vietnam. Bu sefaletten çıkıp normal bir yoksulluk düzeyine gelmeleri bile çok zaman alacaktı. Vietnam, harıl harıl, yabancı sermaye çekmeye çalışıyordu. Amerika, eşit derecede harıl harıl, Vietnam'a yabancı sermaye girmesini önlemeye çalışıyordu. Doğal olarak, Amerika daha başarılıydı. Vietnam umduğunun çok gerisinde kaldı, bugün hâlâ çok yoksul.
Amerika niye öyle davrandı? Amerika, 'komünist' olarak Kamboçya'yı değil, Vietnam'ı ciddiye alıyordu. Sonunda, iki ülkeden de çekilmek zorunda kalmıştı, ama yenilgi olarak gördüğü, Vietnam'dı. Vietnam'la Kamboçya arasındaki çatışmalarda hep Kamboçya'yı tuttu (Pol Pot'u bile bir şekilde destekledi).
Çünkü Amerika'yı askeri alanda yenmiş bir ülkenin bundan böyle hiçbir başarı kazanmaması gerekiyordu. Vietnam ekonomik abluka altına alınmalı, kendi kıt kaynaklarından başka bir girdiye el sürmesine engel olunmalıydı. Birilerine örnek olmasına meydan verilmemeliydi. Amerika bu politikayı oldukça başarılı bir şekilde yürüttü.
Bazı rastlantılar nedeniyle bu süreci görece yakından izleyebildim. Yurtdışında yakın bir arkadaşım Vietnam üstüne kitap yazmak üzere olan biteni gözlemliyor, ben de ondan öğreniyordum. 70'lerde bütün sol emperyalizm der, başka bir şey demezdi. Nasıl oluyor da komünist Vietnam yabancı sermaye avına çıkıyordu?
Marksist düşünce geleneğine 'emperyalizm' vurgusu Lenin'le gelmiş, sonraki SSCB politikaları çerçevesinde gitgide önem kazanarak her şeyi belirlemeye başlamıştı. Marx'ın bu türlü bir takıntısı yoktur. Polonyalı köylünün sırtında oturan feodal lordun etnik olarak Rus mu, yoksa Polonyalı mı olduğunun önemli bir fark yaratmayacağını söylemiştir. Ortadaki sömürü, sömürenin ulusal aidiyetinden bağımsızdır ve iki durumda da aynı şekilde sürer. Hep böyle tavır alır Marx: ulusal ayrımları fazla ciddiye almaz.
Ben de benzer bir eğilimdeyimdir. Bu Vietnam örneği de, böyle 'yabancı sermaye düşmanlığı' filan gibi, sosyalizmden çok faşizan kalıplara yakışan ve oturan ajitatif tezahürlerden hep uzak durdum.
Çin Halk Cumhuriyeti, yabancı sermayeyle, global pazarla, haşır neşir. Burada eski Maocular sermayenin 'yabancı'lığı ile meşgul. Kızıl Elma'nın öteki ayaklarını oluşturan öteki 'Marksistler', 'sosyal-demokratlar', Atatürkçüler ve ülkücüler, Vietnam'ın o dönemdeki yöneticilerinden daha 'sol'dalar. Tarihin şu aşamasında, sermayede ulusal aidiyet arıyorlar.
Çünkü bunlar zaten öyle önemli sorunlar değil. Sermaye'nin yerlisi, yabancısı değil önemli olan; gündeme gelen her konuyu sürekli bir milliyetçilik isterisini ayakta tutmaya yarayacak şekilde çarpıtmak ve şişirmek önemli. Bu isteriyi, Türkiye'nin demokrasiye doğru ilerleyişini durdurmak üzere kullanmak önemli. Bu işin ustası, Türkiye'de, her zaman 'Aydınlık grubu' olmuştur. Bugün görünen manzara da öyle. Orkestra şefi gene orası, ama orkestra da bayağı kalabalık.