Yaygın insan tipi

PKK'nın Türkiye'nin gündemini geniş ölçüde belirlediği yıllarda, bu olayın nasıl bir insan malzemesi üstüne oturduğunu anlamaya çalışırdık.

PKK'nın Türkiye'nin gündemini geniş ölçüde belirlediği yıllarda, bu olayın nasıl bir insan malzemesi üstüne oturduğunu anlamaya çalışırdık. Türkiye'de Kürt toplumunun yapısal özellikleri gereği, orada ağırlığı olan aşiret yapısı, politizasyon süreçlerini de biçimlendiriyordu. Bir aşiretin ileri geleni bir partiye girmişse, onun aşiretinin yayıldığı bölgede o parti güçlenirdi. Öcalan'ın kendisi böyle bir nüfuzlu aileden gelmiyordu, ama bu, onun için bir avantaj oldu.
Çünkü bütün Türkiye'nin değişim geçirdiği 70'li yıllarda, bu bölgelerde yeni toplumsal ara tabakalar türemişti. Türkiye, bir yandan yarattığı değişim potansiyeline öbür yandan da bazı kalıcı çözümler üretme takatına (ve 'bakış'ına) sahip olmadığı için, insanlar bir hayat tarzını terk ediyor, ama yeni bir hayat tarzında da yer bulamıyordu -hâlâ da böyle.
Kırdan kente yeni gelmiş, okumamış (en fazla ortaokul) ve bir meslek edinmemiş, işsiz genç... Kürt kentlerinde karşılaştığınız en yaygın insan tipi. PKK'nın tabanı genellikle bu kesimden devşirildi. En yaygın insan tipi bu olduğu için, PKK da her yerde taban buldu, öteki, çoğu 'sol' Kürt siyasi hareketi gibi, önderin ailesinin tanındığı yöreyle sınırlı kalmadı. Böyle bir insan malzemesinin üstüne oturuyor olması, aşka örgütlerde
her şeye rağmen bulunan 'ölçü' anlayışını, neyin yapılabilir, neyin yapılamaz olduğuna dair bazı geleneksel içsel denetim mekanizmalarını ortadan kaldırdı. Böylece, 'PKK'ya özgü' bir ataklık, gözü karalık, 'kararlılık' gibi anlaşılan bir 'dediğim dedik'çilik şekillendi. Devletten ve PKK'dan aynı anda gelen ikili baskı, bir siyasi kültürü, nosyonu olan Kürt aydınlarını, olabildiği kadar siyasi kadroları kenara itti, edilginleştirdi, sessizleştirildi. Ara kademe işlevini,
'sivil' sözcü işlevini üstlenmek, gene, daha önce başka yerlerde bir başarı kazanmamış, kendi başına ciddi bir 'dünya görüşü' oluşturmamış, onun için her anlamda kendi 'merkez'ine bağlı ve bağımlı kişilere kaldı.
Uzatmayayım. Böyle başlamış, büyük ölçüde böyle devam etmişti. Bu yapı, örgüte hazır taban sağlamış, kendini güçlü göstermesine yardımcı da olmuştu. Ama aynı yapı, daha ciddi bir şeylere gerek doğunca, kendi özelliklerinden ötürü bunlarla başa çıkamamıştı. Bu da devam ediyor.
Böyle uzun bir girizgâh yapmamın nedeni, şu son bir-iki ay içinde (ama toplumda her şey gibi bunun da eskiye giden örnekleri bulunur) Türkiye'de gördüğümüz 'milliyetçi' taşkınlıkların toplumsal yapısını anlama çabası.
Acaba, diyorum, 'Türk siyaseti' yapanlar ya da bu siyaseti şimdiye kadar yapmış olanların elinden almaya çalışanlar, şu anlattığım PKK taban malzemesinin Türk karşılığını seferber etme çabasına mı girdiler?
Bunları böyle görür, düşünürler mi, bilemem. Pek sanmam da. Ama ne gibi kavramlarla düşünüyor olurlarsa olsunlar (belki de 'kavramsız düşünme gibi
zor bir işi başarmayı öğrenmişlerdir) yaptıkları iş böyle bir iş.
Türkiye'de eğretilik, işsizlik, eğitimsizlik Doğu'ya, Güneydoğu'ya özgü bir şey değil. Bunun muadili her yerde var ve daha uzun süre olacağa benzer. Bu tür bir 'alttan sürme' işsiz kitlesine bir de 'işini kaybederek
açıkta kalmış' kitle ekleniyor ki, huzursuzluğunu açığa vurma biçimleri bu gibi durumlarda birkaç kat sertleşir, vahşileşir.
Ağar'ların, Baykal'ların 'gen'ine, bayrak duyarlığına hayranlıklarını sundukları o 'kitleler', böyle şekilleniyor. Maçlarda 'ölmeye gelenler' onlar, bayrağın intikamını alacaklar da onlar. Bugün, 'popüler siyaset' belli ki kendini onlara sevdirmekten -ve onları sevmekten- geçiyor. Allah selamet versin.