Yeniden silah

Bir süredir, yeniden, 'Güneydoğu'da iki ölü, beş yaralı' türünden haberlerle gözümüzü dünyaya açmaya başladık.

Bir süredir, yeniden, 'Güneydoğu'da iki ölü, beş yaralı' türünden haberlerle gözümüzü dünyaya açmaya başladık.
Abdullah Öcalan henüz serbest ve örgütünün başındayken de, orada daha 'radikal' mücadele yöntemleri düşünenler vardı mutlaka -çünkü böyle örgütlerde böyle kanatların varlığı kaçınılmaz bir şeydir. Örneğin, ilk akla gelecek şeylerden biri saldırıları Batı'nın büyük kentlerine taşımak olurdu. Nitekim, bu yolda birkaç eylem yapıldı.
Ama bu bir örgüt yöntemi haline gelmedi.
Öcalan'ın yakalanmasını izleyen süre içinde, bu tür 'daha radikal' öğeler toparlanmış olmalı. PKK çerçevesinde Öcalan aleyhinde konuşmak hâlâ zor bir iş. Onun için belki bizim Kurtuluş Savaşı'nda 'İngilizlere esir düşmüş padişah ve halifeyi kurtarmalıyız' edebiyatını andırır biçimde, bu kanatlar da 'esir Serok'u' kendi bildikleri mücadele yöntemleriyle kurtarma çabasına girerler. Medyadan izlediğimiz, böyle bir kanadın varlığı konusunda fazla şüpheye yer bırakmıyor.
PKK zaten tarihi boyunca 'siyaset'ten, 'siyasi mücadele'den yalnız bu çeşit bir eylemliliği anlayan kişi ve kadroların meydana getirdiği bir hareketti. Tepeden tırnağa, yalnız bu dili bilenlerin örgütü olduğu için, siyasi mücadelenin silahsız biçimini başarıyla yürütebilecek yetenekleri olanlara zaten iyi bir gözle bakılmıyordu. Onun için, bugünün bir hayli değişmiş koşullarında, çıkış yolunu gene burada ve yalnız burada görenlerin olması ve artık yavaş yavaş harekete geçmesi çok şaşırtıcı bir durum değildir. Tersine, 'gecikmiş' bile diyebilirsiniz.
Gelgelelim, bütün bu işlerin 'adına' yapıldığı Kürt halkının çoğunluğunun böyle bir ruh halini paylaştığı kanısında değilim. Öcalan dışarıdayken de, böyle bir kadro ve böyle bir eylem biçimiyle varılabilecek tepe noktaya varılmış ve iniş başlamıştı. Bugünün koşullarında silahlı eylemin yeniden ortama egemen olmasına bir 'kitle desteği' sağlamak imkânsız gibi görünüyor; görünüyor ama 'akmasa da damlar' karakterinde bir destek, bir potansiyel her zaman bulunabilir ve bu da yeterince tatsız sonuçlar üretebilir.
1991'de Vedat Aydın'ın öldürülmesi, 90'ların büyük kısmında devam eden mücadeleyi bir şekilde belirlemişti. Böyle bir olayı devlet içinde örgütlenmiş birilerinin yaptığı apaçık ortadaydı ve zaten arkası da geldi. Ama belirli bir üslûpla gerçekleştirilmiş bir siyasi cinayetin ilk örneği olduğu için, öncelikle Vedat Aydın'ın adı simgeleşti. Silaha doğrudan bulaşmamış, öncelikle 'aydın' kimliğiyle tanınan birinin böyle tamamen yasadışı bir yöntemle yok edilmesi, PKK'nın varoluşu ve mücadele biçimi hakkında meşrulaştırıcı bir etki yarattı. Kurban vermek, siyasi hareketlere enerji kazandırır. Bu çeşit eylemleri yapan o 'görevimiz tehlike' erbabı bunu hiçbir zaman anlayamadığı için, sürekli bu katkıyı sağlarlar mücadele ettikleri harekete.
Birkaç yıldır süren bir 'ateşkes'ten sonra yeniden silahların konuşmaya başladığı, nereye nasıl evrileceğini henüz çok net göremediğimiz bu son evrede de bir siyasi cinayet var ve o da bu yeni evrenin üzerinde asılı 'ışık' ya da 'imge' olmaya aday. Bu sefer, anlaşılan o ki, kurban PKK hakkında eleştirel düşünme ve konuşma cesaretini göstermiş bir 'Kürt' aydını, öldüren de bu özgürlük ve kurtuluş mücadelesi veren örgüt!
Böyle bir cinayetle simgelenen, bu 'rümuz' altında devam edecek olan yeni süreç için olumlu bir 'çıkış' tasavvur edemiyorum.
Burada yaşamaya, ama haklarına sahip olarak devam etmek isteyen Kürtlerin bu cinayete, silahlı eylemin ve bu tür 'susturma/yıldırma' olaylarının devamına, olumlu gözle bakmadığını sanıyorum.