Yoksulluk ve yoksunluk

Daha önce de çok farklı değildi ama özellikle 11 Eylül'den beri intihar gibi herkesin yapamayacağı bir intihar biçimini benimseyen militanların orta halli...

Daha önce de çok farklı değildi ama özellikle 11 Eylül'den beri intihar gibi herkesin yapamayacağı bir intihar biçimini benimseyen militanların orta halli, hatta bazen hali vakti yerinde insanlar arasından çıkması, 'Terörün yoksullukla ilgisi yok' yorumunun da yaygınlaşmasına yol açtı.
Oysa bu gibi hareketlerde bu gibi roller benimseyenler öteden beri ağırlıkla orta sınıflardan gelirler. Şimdiki İslami hareketlerden önceki sol hareketleri düşünün, bizde de dışarıda da militan kadro işçi sınıfından değil, işçi sınıfının kurtuluşu adına davranan orta tabakadan ve intelligentsia'dan devşirilir.
Bu şimdiki eylemlerde de, yoksulluk etkeni, hem zorunlu, ama hem de ikincil bir etken. İntiharı benimseyen militanın kendi hayatıyla ilgili ciddi sorunları olmalı; ama bunlar 'gelirinin azlığı' gibi süfli şeyler değil, çok daha derin bunalımlar olabilir. Yoksulluk etkeni, militanın kendisini bir 'grup'la özdeşlemesinde önem kazanır. Kendi hayatıyla ilişkisi ve sorunları ne olursa olsun, militan, aynı zamanda bir cemaatin üyesidir ve cemaatin öbür üyelerinin iyiliği için bir eyleme girmektedir. Bugünün İslam dünyasında olsun, başka tür ideolojilerle girişilen eylemlerin kurtarmayı amaçladığı kitlelerde olsun, yoksulluk her zaman, 'tek sorun' değilse de önemli bir sorundur.
Usame rolünde biri, Atta rolünde birini, İslam için ölmeye ikna edecekse, Müslüman dünyanın duçar olduğu sefalet, kullanacağı argümanın önemli bir öğesi olacaktır. Bu çerçevede yoksulluk önemli bir etkendir. "Bu teröristler yoksul değil ki! Hepsi orta sınıf, eğitimli" diyerek, bununla dünyada yoksulluğun da zaten önemli bir sorun olmadığını ima eden Neo-Con yaklaşımı da bu nedenle yanlıştır.
Ama bencillikten başka hiçbir şeyin geçer akça olmadığı bir dünyada yaşadığımız için, aramızda yoksullukla yoksulluk olduğu için mücadele etmekten yana olanlarımız bile, çok zaman muhtemelen farkında bile olmayarak, bu bencilliğe hitap ediyoruz. Kabaca özetlersek, "Ey zenginler! Bakın, bu dünyaya sosyal adaleti getirmekte geciktiğimiz ölçüde bu felaket durmaz! Kendi rahatınız için paylaşmayı öğrenin!" der gibiyiz. Belki çok yanlış bir mantık değil bu, ama şimdiye kadar, çok etkili de değil.
Ve tabii bu adaletsizlikler üzerinde oturup oradan semiren kesim de böyle bir bağlantının reddi üstüne bir ideolojik propaganda kuruyor. "Terörün nedeni yoksulluk değil. Terörün nedeni hiçbir şekilde biz değiliz. Çünkü biz iyiyiz! Hepimiz de iyi olduğumuzu biliyoruz.
Biz iyi olduğumuza göre bize saldıranlar kötüdür. Şu halde terörün ardında 'şer' yatmaktadır."
Böylece bütün eşitsizlikleri, adaletsizlikleriyle bu dünya onaylanıyor; yalnız 'Başka türlü olamaz' değil, 'Daha iyisi olamaz' deniyor. Yani eşitsizlik 'olağan'laştırılıyor. Bu durumda, üç gündür anlatmaya çalıştığım gibi, intihar eden, intihar ederek öldüren kişi de o 'olağanlık'ların en yoğun olduğu yerlerden çıkıyor.
Ama uzun vadede bakıldığında, bütün bu süreç içinde, geçmişin klasik, son analizde 'alım-gücü'ne bağlı ekonomik yoksulluklarının ağırlığının azaldığını, karmaşık dünyada patlak vermenin bin bir yolunu bulan 'manevi' türden yoksunlukların gitgide önem kazandığını gözlemliyoruz.