Yüklü pazar

Pazar günü bütün dünya olağandışı, heyecanlı bir gün geçirmiş oldu. Saddam Hüseyin tabii başroldeydi. Pakistan'da bombanın zamanı şaştığı için olay ucuz atlatılmış oldu; yoksa şimdi Pakistan da gündemin başında oturuyor olurdu.

Pazar günü bütün dünya olağandışı, heyecanlı bir gün geçirmiş oldu. Saddam Hüseyin tabii başroldeydi. Pakistan'da bombanın zamanı şaştığı için olay ucuz atlatılmış oldu; yoksa şimdi Pakistan da gündemin başında oturuyor olurdu. Bu arada bizim Kıbrısımız da yeterince heyecanlıydı; yalnız bizim için değil, bunca yıldır çözülemeyen bir sorun olarak dünya için de
-ama Saddam fena halde rol çaldı.
Saddam'la ilgili en dramatik olgu herhalde yakalanma biçimidir. Bu kariyeri izlemiş bir adamın bu şekilde ele geçmeyi kabul etmemesi beklenirdi -'kariyer' açısından bakınca. Ama 'adam' ve 'kişiliği' açısından bakınca herhalde çok da şaşacak bir durum değil.
Böyle adamlar için başkalarını öldürmek çok kolay, ama kendi canları söz konusu olduğunda durum hemen değişiyor.
Bu olay çok dramatik görünmesine (ve bütün haber bültenlerini işgal etmesine) rağmen, bana çok önemli gelmiyor. Doğrusu 'gecikti' bile diyebilirim. Şöyle ya da böyle, ama sonunda olacaktı, oldu.
Irak'taki direnişin de bu olaydan ötürü sona ereceğini sanmıyorum, çünkü bu direnişin kaynağında Saddam Hüseyin'in önemli bir payı olduğunu sanmıyorum. Amerika'ya karşı oluşan direnişin içinde en önemli öğe İslami 'fundamentalism' ve bu açıdan Saddam kendisi de düşman cephenin adamıdır.
Olayla birlikte başlayan yerli ve yabancı yorumlarda konuşanlarla genel olarak aynı şekilde düşündüğümü gördüm. Herkes bunu söylüyordu.
Bu nedenlerle Saddam hikâyesini fazla önemsemedim ama bu olay kendinden daha önemli bir gelişmeye fırsat yaratacak veya katkıda bulunacak gibi görünüyor: Bush'un ikinci bir seçim kazanmasına. 'Sansasyon' tarafı güçlü, kendisi kof olaylar, son kertede 'demagoji'ye yardımcı olur.
Kıbrıs'taki seçim, ortaya net bir 'sonuç' çıkaramamış olsa da, Saddam'ın yakalanmış, yakalanmamış olmasından daha önemli bir olaydı, çünkü Kıbrıs, Türkiye'nin bundan böyle nasıl bir yörünge izleyeceği konusunda belirleyici bir olgu. O yörünge de, aslında bütün dünya için, Irak'tan daha ciddi potansiyeller taşıyor. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılması, benim gözümde, son derece önemli ve belirleyici, bir bakımdan da gelecek açısından simgesel bir olay. Çünkü bu, dünyayı ve geleceği Huntington gibi görmek isteyenlerle böyle görmeye karşı olanlar arasındaki, gelecekte nasıl bir dünyada yaşayacağımıza dair sürmekte olan mücadelede anlamlı bir dönemeç olacaktır.
Bu gibi gelecek tasarımlarının bizim dünyamızda bol miktarda bulunan Rauf Denktaş'lara herhangi bir şey söylemediği, sevimli de görünmediği besbelli. Ama seçim sonuçları bu gibi değerleri benimsemeye açık insanların, her şeye rağmen, bizim dünyamızda da çoğaldığını kanıtladı.
Kıbrıs'taki seçim üstüne yorum yapmak durumunda olanların hepsi, bu sonucun en belirgin yanı olan 'kafa kafaya gelme' durumunu -haklı olarak- vurguladı. Ama herkes bildiği halde, işin tarihi seyrini bu noktada bir kere daha hatırlamakta yarar var. Kıbrıs halkı şimdiye kadar kaderini Denktaş'a ve onun uygun gördüğü kadrolara teslim etmişti.
Biz Türklere özgü o 'hayranlık verici istikrar'ın en belli başlı simgelerinden biri, Denktaş. Düşünün, bu ad belleğimizde yer etmeye başladığından beri Yunan tarafında önderlik kaç kere değişti. Makarios'tan Sampson'a, Klerides veya Kipriyanu, derken Vasiliu, son olarak da bu EOKA emeklisi yeni adam. Orada bütün bunlar olurken, burada taş gibi Denktaş.
Her zaman 'tek yolcu' olmuş Türk siyaset kültürüne yaraşan bir durum. Bizde önder yorulmaz, yaşlanmaz, yerini kimseye bırakmaz. Önder ile kitlesini ancak ölüm ayırabilir.
Denktaş bütün bunların kanıtı gibi duruyordu küçük Türkiye'de.
Ama şimdi Denktaş'ın uygun gördüğünü değil, dünyanın uygun gördüğünü denemeye hazır olanlar, Kıbrıs tarihinde ilk kez, çoğunluk oldular. Aradaki pay onların umduğu kadar açık çıkmadı; hele milletvekiline yansıması -en azından şimdilik- tam pata pat oldu, falan filan. Ama bütün bunlar bu muhalefet için son derece elverişsiz koşullarda, onlara rağmen gelişti ve bu noktaya vardı.
Bu da, hepimizin tarihinde önemli bir 'moment'. Bakalım bundan gereği gibi yararlanma cesaretini gösteren çıkacak mı?