Zarifi ailesinin tarihi

Hemen bugünlerde George Zarifis'in (Yorgo Zarifi) anıları yayımlandı. </br>Yayımlayan Literatür Yayıncılık, kitabı çeviren Karin Skotiniyadis. Hatıralarım'dan sonra gelen altbaşlık Kaybolan Bir Dünya: İstanbul 1800-1920.

Hemen bugünlerde George Zarifis'in (Yorgo Zarifi) anıları yayımlandı.
Yayımlayan Literatür Yayıncılık, kitabı çeviren Karin Skotiniyadis. Hatıralarım'dan sonra gelen altbaşlık Kaybolan Bir Dünya: İstanbul 1800-1920.
Yorgo Zarifi anılarını Yunanistan'da, 1938'de yazmaya başlamış: 1943'te öldüğünde, tasarladığı kadarını henüz tamamlayamamış. 'Sonsöz'den (torunu yazıyor) anladığımıza göre, kitap Yunanistan'da ancak 2001'de yayımlanabilmiş.
Onun için, bayağı kısa zamanda Türkçe'ye çevrildiğini söyleyebiliriz. Burada şöyle bir ilginç durum var: Koşullar başka türlü bir araya gelebilir ve Zarifi'nin anıları ülkesinde 40'larda ve 50'lilerde yayımlanabilirdi.
Ama böyle de olsa, Türkçeye çevrilip burada yayımlanması gene bugünleri bulurdu -haydi haydi, 10-15 yıl önce olabilirdi.
Çünkü burada böyle bir kitaba duyulacak merak yeni yeni uyanıyor. Aynı zamanda, böyle kitapları sessizce yasaklar dünyasına gönderen ideolojik duvar, yeni yeni geçit vermeye başlıyor.
Yorgo Zarifi, asıl Yorgo Zarifi'nin torunu. Asıl Yorgo Zarifi de kaydadeğer bir hemşerimiz, İstanbul'un en büyük bankerlerinden biri. Torun Yorgo Zarifi, ailenin hikâyesini, dedesinden iki kuşak öncesinden anlatmaya başlıyor, ama tabii bu eski zamanların bilgileri genellikle kulaktan dolma. Yaşadığı günlerin anılarına girdikçe sesler, görüntüler daha netleşiyor. 'Daha netleşiyor' ama bir yere kadar; çünkü o da, bunları yazdığı tarihlerde, buradan epey kopmuş, birçok şey onun için de 'uzak' anı haline gelmiş.
Bazı konuları da sansürlüyor mu, acaba, diye düşünüyor insan. Çünkü Zarifi'nin bir rol oynadığı ya da en azından içinde yer aldığı önemli siyasi olaylar var. Torun Yorgo, dedesinin Sultan Hamid'le dostane ilişkisini, ona nasıl 'mali müşavirlik' yaptığını, padişahın herkesten kuşku duymaya başladığı günlere kadar ilişkilerinin ne kadar iyi olduğunu anlatıyor. Ama Sultan Aziz faslına galiba hiç girmiyor (henüz yarısındayım da onun için 'galiba' diyorum). Oysa onun tahtından indirilmesinde Zarifi'nin de bir payı olmalı. Burjuvazinin 'politik rol' oynamaya başlamasının belki de ilk örneğidir bu olay.
Ama bu kitabı okuyacaksanız, zaten, bu türden siyasi tarih ayrıntıları için okumayacaksınız. Bunun en hoş tarafı, gündelik hayatı anlatması.
Gerçekten 'kaybolmuş' bir 'dünya' bu. Yazarın üslubu da, anlattığı şeylerin çoğu gibi, bir başka çağa özgü. 'Teşrifat' var anlatımında -belki 'vah vah', belki 'oh oh', ama artık olmayan bir şey.
Beni asıl büyüleyen ve bugün yaşadığım olayların hiç değilse bazılarına hâlâ bağlayan özellik, gene bu 'kayıplar' arasında olan, 'ulusal uyrukluk' konusu. Torun Zarifi bir Yunan yurttaşı olmuş artık; belki o bile tam değil, benzer bir 'bağlılık bölünmesi' yaşamamış olan, daha yeni, herhangi bir yurttaşı olmamış tam olarak. Ama olacağı kadar olmuş. Dedesinin, nenesinin kuşağı asıl ilginç yaşantıyı yaşayanlar. İstanbullu Rumlar olarak, Yunanistan'a çok sempati duyuyor ve ellerinden gelen bir yardım varsa, bunu esirgemiyorlar. Ama İstanbul'da yaşamaya devam ediyorlar ve İstanbullular -bu, onların hayatlarında en güçlü bağlılıkları. Bunu aslında torun Zarifi dahi tam anlamıyor. Babaannesinin, Atina'da altı topu yan yana dizip, "Bunlarla artık Konstantinopolis'i alacağız" diyen Yunanlara hem hak verip, hem son derece sinirlenmesini anlayamıyor.
Bu, insanlığın muhtemelen ebediyen kaybettiği değerli bir duygu oysa.