8 Mart'a doğru

10 Şubat'ta Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu, Hürriyet İnsan Kaynakları ile birlikte 'Kadın İstihdamı Zirvesi'ni düzenledi. Türkiye'de vakıf, dernek ve platform olarak örgütlenmiş olan kadın örgütleri bu toplantıyı olumlu bulduklarını açıkladı.

HAFTANIN TALEBİ
10 Şubat'ta Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu, Hürriyet İnsan Kaynakları ile birlikte 'Kadın İstihdamı Zirvesi'ni düzenledi. Türkiye'de vakıf, dernek ve platform olarak örgütlenmiş olan kadın örgütleri bu toplantıyı olumlu bulduklarını açıkladı. "Ancak, gerek toplantının örgütlenmesi sürecinde, gerekse toplantı sonucu ortaya çıkan sonuç bildirisinde yıllardır bu konu üzerinde çalışan kadın örgütlerinin, akademisyenlerin ve aktivistlerin deneyim, birikim ve taleplerinin büyük ölçüde dışlanmış olduğunu görüyoruz," dediler.
Türkiye'de kadın istihdamının OECD ülkeleri içinde en düşük seviyede olmasının başlıca nedenleri olarak şu saptamaları yapılıyor.
1. Hükümetler tarafından sürdürülen makroekonomik politikaların düzenli ve güvenceli istihdam yaratma kapasitesinin yetersizliği ve toplumsal cinsiyet perspektifinden yoksunluğu, kadınların hem çalışma yaşamına katılırken hem de katıldıktan sonra yaşadıkları sorunları derinleştiriyor. İşsizlik oranları her yıl daha da yükseliyor, kadın işsizliği erkeklere kıyasla çok daha yüksek düzeylerde seyrediyor.
2. Toplumsal yaşamda süregelen toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık, eğitimden çalışma yaşamına ve siyasi temsile kadar her alanda kadınların ikincil olarak görülmesine neden oluyor, bu çerçevede erkeklerin kazancı birincil, kadınlarınki ise ikincil olarak değerlendiriliyor.
3. Geleneksel cinsiyet rollerine dayalı aile içi iş bölümü çerçevesinde çocuk, hasta, yaşlı bakımı ve ev işleri gibi hizmetlerin esas olarak kadınların sorumluluğu olarak görülmesi, onların iş yaşamına girerken ve kariyer basamaklarında yükselirken önlerine çıkan en önemli engeldir.
4. Kadınların hareket özgürlüğü üzerinde erkek egemen aile ve toplum yapısının oluşturduğu baskılar nedeniyle kadınların ev dışında çalışmasına engeller konuyor.
5. Aile içinde olduğu gibi iş yaşamında da cinsiyete dayalı ayrımcılık bütün şiddetiyle kendini gösteriyor. Kadınlara açık olan işler büyük çoğunlukla düşük ücretli, sosyal güvencesiz ve ağır çalışma koşullarına tabi işlerdir.
6. Kadınların işe girerken ve çalışırken karşılaştıkları ayrımcılığın önlenmesine ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına yönelik girişimlerde bulunacak ve bu konudaki gelişmeleri izleyecek mekanizmalar bulunmuyor.
Kadın örgütlerinin Türkiye'de kadın istihdamının artırılmasına yönelik önerileri şöyle sıralanıyor:
1. Yeni istihdam alanları yaratmak ve bunların kadınlara açık olmasını sağlamak devletin ve özel sektörün en başta gelen sorumlulukları arasındadır. Bu bağlamda, işsizliğin azaltılmasına yönelik aktif istihdam politikaları oluşturulmalı ve içine kapsamlı bir kadın istihdam politikası dahil edilmelidir.
2. Parlamentoda Kadın Erkek Eşitliği Daimi Komisyonu kurulmalı ve bu komisyon Meclis'e intikal eden bütün yasaları toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinden değerlendirmelidir.
3. Kadınların ve erkeklerin sorumlulukları toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifi ile yeniden ele alınmalı; varolan zihniyet kalıplarını değiştirmeye yönelik mekanizmalar oluşturulmalıdır. Bu çerçevede, kadınların üzerindeki çocuk, hasta, yaşlı bakımı gibi sorumluluklar, erkeklerin de eşit şekilde üstlenmeleri beklenen toplumsal bir sorumluluk olarak kabul edilmeli, kamu ve özel sektör kaynaklarının seferberliği ile bu hizmetlerin sağlanması yoluna gidilmelidir.
4. İş Kanunu'nun kapsamı kadın istihdamı açısından bakıldığında oldukça dardır; kadın istihdamını sadece artırmak değil aynı zamanda çalışma koşullarını da düzeltmek açısından gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
5. Kamu ve özel sektör kurum ve kuruluşları eşitliği sağlamak ve her türlü ayrımcılığa karşı mücadele etmek için, kadınların işe alınma aşamasından, meslek içi eğitime ve işte yükselmeye kadar, her aşamada karşı karşıya kaldıkları cinsiyete dayalı ayrımcılığın sorgulanmasını ve dönüştürülmesini sağlayacak aktif mekanizmalar geliştirilmelidir.
6. Çalışma hayatında kadın erkek arasında dengeli bir yapı oluşana kadar pozitif ayrımcılık uygulanmalı; pozitif ayrımcılık uygulaması devlet tarafından yapılmalıdır.
7. Ekonomik, sosyal ve siyasal hayatta kadınlar için nihai eşitliği sağlayacak düzenlemelere ihtiyaç vardır. Bunun için toplumsal yaşamda eşitliğe ulaşılıncaya kadar geçici özel önlem politikaları uygulanmalıdır. Kadınların karar alma mekanizmalarında yer almaları için en az yüzde 30 kota uygulaması siyasi partiler kanunu çerçevesinde kadınlar tarafından yıllardır talep ediliyor. Kadınlar lehine benzer kota uygulamaları, kamu ve özel işyerlerinde işe alımlarda, atama ve yükseltmelerde de hayata geçirilmelidir.
MEDYA VE KADIN
Dünya Hıristiyan İletişim Derneği (World Association for Christian Communication-WACC), 76 ülkede yürütülen çalışmaya göre, dünya nüfusunun yüzde 52'den fazlasını oluşturan kadınların, haberlerin sadece yüzde 21'ine konu olduğunu belirledi. Haberlerin yüzde 79'luk kısmını ise erkeklerin yaptıkları ve söyledikleri oluşturuyor.
Yine rapora göre, siyaset, hukuk, iş dünyası gibi "profesyonel" konuları genellikle erkek gazeteciler takip ediyor. Kadınlarsa daha ziyade aile, eğitim, sosyal sorunlar gibi konularda haber yapıyorlar.
Kadınlar erkeklerin iki katı oranında, mağdur olarak haberlerde yer alıyorlar.
Haberlerde kadınlar erkeklerin üç katı oranında, anne, eş, kız çocuğu gibi sıfatlarla ailelerine bağlı şekilde tanımlanıyorlar.
Kadınlar tarafından yapılan haber oranı 1995'te yüzde 28 iken, 2005 yılında bu oran yüzde 37'ye çıkmış. Rapora göre, kadınlar bugün TV'de haber sunumu söz konusu olduğunda yüzde 57'yle çoğunluğu oluşturuyor. Gazetelerde, makalelerin yüzde 29'unu kadınlar kaleme alıyor.



HAFTANIN KAMPANYASI
Sıfır tolerans
Human Rights First adlı ABD kökenli kuruluş, "Yönetimin sorumluluğu: Irak ve Afganistan'da ABD gözaltında ölümler" adlı bir rapor açıkladı. 100 vaka üzerinde yapılan kapsamlı araştırma sonucunda, ölümler sonrasında gerekli araştırmaların yapılmadığı özellikle üst düzey yöneticilerin sorumlu tutulmadığı ortaya kondu. Kuruluş açtığı kampanyada, ABD hükümetinin ABD'nin denetimindeki tutuklulara kötü muamele ve işkence konusunda sıfır tolerans kampanyasını sürdürüyor. İşkenceye izin veren askeri yöneticilerin de cezalandırılmasını talep ediyor.
www.humanrightsfirst.org


HAFTANIN PORTRESİ
12 Eylül'ün Komiser Kemal'i...
Ordu Valisi Kemal Yazıcıoğlu yaş haddinden emekli oldu. Basında çıkan haber ve yorumlara göre Ordu onu hiç unutmayacak. Orada devletin otoritesinin aşındırılmasına engel olduğu gibi, Ordu'da terörün yuvalanmasına da izin vermemiş. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin örnek bir bürokratı olarak emekli olmuş. Son dokuz yıllık 'devlet hizmetini' Ordu'da Vali olarak geçiren Kemal Yazıcıoğlu'nun siciline bir gözatmak ister misiniz?
70'li yıllarda henüz Bitlis Emniyet Müdürü'yken faaliyetlerini ülkücü itirafçı Ali Yurtaslan'dan dinleyip hatırlayalım: "ÜGD Ankara Şubesi Yönetim Kurulu üyesi olan Burhan Emiştekin'in cinayet şebekesi ile ilgisi vardı. Ankara'daki cinayetlerde önemli rolü oluyordu. Ali Bal adlı şahsı öldürdü. Burhan hemen o gece yakalandı ve olayı itiraf etti. Burhan'ın yakalanmasından sonra Şevkat beni çağırdı ve bu adamın önemli olduğunu ve hemen çıkarılması gerektiğini söyledi. Gerekirse kaçırın veya şahitleri temizleyin, dedi... 'Olay sırasında Bitlis'te gösterin,' dendi. Bitlis'te MHP'ye yakınlığıyla tanınan ve o zaman Emniyet Müdür Vekili olan Kemal Yazıcıoğlu'na bir adam yolladım... Bitlis'e gittim ve Yazıcıoğlu'yla bizzat görüştüm. Önce Burhan Emiştekin'in Bitlis'te bir otele kaydını yaptık... Emniyet Müdürlüğü'ndeki otel kayıtlarına da Burhan'ın adını yazdık. Ayrıca Yazıcıoğlu, iki polisi de şahit gösterebileceğimizi söyledi... Burhan Emiştekin sorgu hakimliğinde polisleri şahit gösterdi, polislerin ifadesi alındı ve Burhan serbest bırakıldı..."
Ne oldu? Hiç! Yazıcıoğlu devlet görevine devam etti ve terfi etti. Yazıcıoğlu, 12 Eylül'de Ankara Siyasi Şube'de oluşturulan 'Derin Araştırma Laboratuvarı' nam-ı diğer DAL Grubu'na, Orgeneral Recep Ergun tarafından başkomiser olarak atandı. Ekibinde Amerika'da terörle mücadele eğitimi görmüş polisler vardı. O dönemde DAL'da ağırlanıp sorgulamadan sağ ya da sakatlanmadan çıkanlar şanslı addediliyor. Askeri darbe olmuş, gözaltı süresi 90 güne çıkartılmış, yetmiyor. 90 gün gözaltından sonra Mamak Askeri Cezaevi'ne tutuklu olarak gidenler, tekrar DAL'a sorguya çağrılıyor. Ben diyeyim 30, siz deyin 60 gün daha. Hatırladığım kadarıyla Yaşar Gündoğdu, Hasan Asker Özmen, Behçet Dinlerer, Zeynel Abidin Ceylan, DAL'da sorguda işkencede öldürülen isimler. Ne oldu? Yazıcıoğlu işkencede ölümler konusunda hakkında açılan davalarda "şerefli bir Türk polisi" olduğunu, "Kenan Evren tarafından beş ikramiyeyle taltif edildiğini," söylüyor. Leblebici ile bozacı!
Terfi sürüyor
Sonra 90'lı yıllarda mafya, kaçakçılık bölgesi içindeki Sakarya'ya Emniyet Müdürü oluyor. Ankara Emniyet Müdürlüğü için Türkeş'in Cumhurbaşkanı Demirel ile üç kez görüşmesi yetmiyor. Demirel kararnameyi onaylamıyor! Olsun! Daha sonra dörtlü kararname ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne getiriliyor. Şimdi vatana millete bunca hizmetten sonra emekli oluyor. Yaş haddinden. Vali olarak. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin üst düzey bürokrat atamalarında ne tür bir sicili önemsediğini görüyoruz. Ancak bu kişi emekli oldu diye basında dökülen gözyaşlarına ne demeli? Diyeceksiniz ki bu ülke darbeci generale paye veren üniversiteden, resimlerini öven sanatçılara kadar neler gördü. Kemal Yazıcıoğlu'nu mu alkışlamayacak...