AB uygulaması -1

Biz 'anadilde öğretim' diyoruz ama Resmi Gazete'deki adı 'Türk Vatandaşlarının Günlük Yaşamlarında Geleneksel Olarak Kullandıkları Farklı Dil ve Lehçelerin Öğrenilmesi Hakkında Yönetmelik'.

Biz 'anadilde öğretim' diyoruz ama Resmi Gazete'deki adı 'Türk Vatandaşlarının Günlük Yaşamlarında Geleneksel Olarak Kullandıkları Farklı Dil ve Lehçelerin Öğrenilmesi Hakkında Yönetmelik'.
İş burada da bitmiyor, bu Yönetmelik, Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi ve
Özel Öğretim Kurumları kanunlarına dayanarak şekillendirilmiş. Yani bu belirtilen kanunların gerekli şartlarını yerine getiremeyen kurumlar, 'günlük geleneksel' dillerde eğitim veremeyecek. Eğitimi verecek kadrolara ilişkin de başka engel ve güçlükler var. Bu konuya kaçınılmaz olarak tekrar tekrar döneceğiz. Dışarıdan dayatmayla gönülsüz yapılan koalisyon düzenlemesi, bu kadar oluyor.
Malatya'dan bir grup genç üniversite öğrencisi, İnönü Üniversitesi'nde okuyorlar, ya da daha doğrusu okuyorlardı. Biliyorsunuz dilekçe verdiler, 'anadilde öğrenim için'. Baskı sonucu dilekçelerini geri çektiler çekmesine de, yine de DGM'de 'bölücü örgüte yardım ve yataklık etmek' gerekçesi ile 3 yıl 9 ay ceza istemli davada yargılanıyorlar. Haklarındaki suçlama, diğer örneklere bakılacak olursa düşecek ama, bir de okuldan verilen 'atılma ve uzaklaştırma' cezaları var. Okulda verilen cezalara karşı Malatya İdare Mahkemesi'ne yürütmenin durdurulması talebiyle dava açmışlar. Dava aleyhlerine sonuçlanmış, Bölge İdare Mahkemesi'ne itiraz etmişler. Diyorlar ki, "Buradan da aleyhimize karar çıkarsa, son seçenek AİHM'ye başvurmak. Çünkü 23 Eylül'de okulumuz açılıyor ve mağduriyetimiz telafisi mümkün olmayan bir hale geliyor. AİHM'yi kesinlikle tercih etmiyoruz. Özellikle AB'ye giriş sürecinin önemli aşamalarından birindeyiz ve 12 Aralık'ta belki müzakere tarihi alabileceğimiz bir sürece gireceğiz ama basından da takip ediyoruz, özellikle 3 Ağustos kararları sonrası Avrupa tarafından yoğun bir uygulamanın takibi süreci başladı. Gerek dilekçe davaları, gerek Kürtçe isimler ile ilgili davalar yakından izleniyor. Bütün bunlar kararlarımızı verirken üzerinde yoğun olarak ve samimiyetle durduğumuz noktalar." Dilekçe verdikleri üniversite çağında gözaltına aldığımız, baskı yaptığımız, örgüt üyeliği ve destekçiliğiyle suçladığımız, okuldan uzaklaştırdığımız veya attığımız gençlerin durumu bu. Peki bu ülkede hep mağdurlar mı sorumluluk duyacak?
AB taraftarlığı
Frankfurt Kitap Fuarı. Artık hepiniz biliyorsunuzdur, dünyanın en önemli kitap fuarı bu, her yıl ekim ayında yapılıyor. Türkiye de bu fuarda stand açıyor. Eskiden fuarda ülke standı açan bir Sovyetler Birliği ve periferisindeki ülkeler, bir de Türkiye varmış. Artık sadece Türkiye var. Diğer ülkeler, yayıncılar birliklerinin ya da yayınevlerinin açtığı standlarla temsil ediliyor. 2001'e kadar iki yıl boyunca standları Türkiye adına Yayıncılar Birliği düzenliyordu. Ancak artık Yayıncılar Birliği'ne verilmiyor, Kültür Bakanlığı TÜYAP desteğiyle kendisi düzenliyor. Şimdi gelelim Bakanlığın Yayıncılar Birliği'nden vazgeçme gerekçesine. Biz şu nedenle, bu işbirliğine son veriyoruz, diye bir yazı ortada yok tabii. Ama yayıncılık çevreleri işin aslının şu olduğunu iddia ediyor:
Fuara Frankfurt Konsolosluğu'ndan gelen görevliler, standda Kürtçe ve Ermenice kitaplar görüyor. Bunlar, Türkiye'de yasal yayınevlerince yayımlanmış yasal yayınlar, yayınevleri de Yayıncılar Birliği üyesi. Zaten Birlik, Fuar'a götürdüğü her kitap için Türkiye Gümrüğü'ne, Emniyet Müdürlüğü'nden alınmış 'sakıncası yoktur' yazısını vermek zorunda. Ama işte o günden sonra Yayıncılar Birliği, Frankfurt Kitap Fuarı'nda kendi standını açıyor.
Kültür Bakanlığı standında da, bir daha Türkçe dışında kitaba rastlanmıyor.
Tüm bunlar, rotasını doğrudan Avrupa Birliği'ne çevirmiş bir siyasi partinin, YTP'nin önde gelen kurucularından ve halihazırda da partinin Genel Sekreteri olan İstemihan Talay'ın Kültür Bakanlığı sırasında oluyor.