Beş yıldan seçmeler

Beş yıl boyunca 600 civarında yazım yayımlanmış. Gazetelerin internette okunma oranlarının ne kadar geçerli bir gösterge olduğuna ilşkin yapılmış bir araştırma yok.

Beş yıl boyunca 600 civarında yazım yayımlanmış. Gazetelerin internette okunma oranlarının ne kadar geçerli bir gösterge olduğuna ilşkin yapılmış bir araştırma yok. Ama bir fikir verdiğini kabul etmek lazım. Bu nedenle yazıları internetteki okunma sayılarıyla veriyorum. Hangi konuların daha çok ilgi çektiği hakkında size de bir fikir versin diye...

10 gazetede 563 köşe yazarı
07/11/2001 (535 kişi okudu)
Bu rakam 1998 yılından. Sadece 3 yıl önce bir hafta boyunca (25 Mart-31 Mart) bütün ekleriyle birlikte incelenen 10 ulusal gazetede tam 563 köşe yazarı vardı. Haber Gazete Pazar'dan Ayşen Gür'e ait. Basın sektörünün de had safhada etkilendiği bir ortamda bu sayımı yeniden yapmayı doğru bulmadım. Gün herhangi bir fazlalığa dikkat çekecek gün değil. Ancak gazetelerin mutfağını önemseyen biri olarak hep gazeteleri yapanlarla, köşeleri dolduranlar ayrımına inandım. Gazete her ne kadar bir bütün de olsa, o köşelerin arasını dolduranlar, yani haber yapan kişiler olmasa köşe yazarları da olmazdı. İsmet Berkan "Sen gel, bizde yazı yaz" dediğinde bu nedenle tereddüt geçirdim. Önce kendime ihanet etme duygusuna kapıldım, derken sahne korkusu başladı. Bu zamanda iş teklifi almış biri olarak, tabii ki reddetmedim. Ancak kişilik bölünmesine de yol açmayacak bir formül gerekiyordu. Formül bulundu: Bu köşe haber köşesi. Üstelik de artık haber değeri kalmadığı düşünülenlerin, taşranın, işçilerin, kadınların, sivil toplum örgütlerinin, yani genellikle ters köşeden gol yiyenlerin haberlerinin.

Üç kapı, üç kilit
05/01/2002 (306 kişi okudu)
Ölüm oruçlarında 44. kişi de yaşamını yitirdi. 250 kişi ölüm orucu sonucunda sağlığını yitirdiği için tahliye edildi. Bunların hemen hepsi sakat kalacak. Şu anda 145 kişi hâlâ ölüm orucunu sürdürüyor. Neden, devletin koğuş sistemini ortadan kaldırmak için tecrit politikası uygulaması. Yani tutuklu ve mahkûmları hücre cezasına da mahkûm etmesi. Bugün dört baro başkanı, yeni bir öneri getiriyor. Üç kapı, üç kilit şeklinde özetlenebilecek bu öneride, üç hücrenin kapısının açılmasıyla dokuz kişinin birbirleriyle görüşebilmesi sağlanacak. Sadece bir koridordaki üç hücrenin kapısı söz konusu olan. Böylece tecrit uygulaması bir nebze hafiflemiş olacak. Dünyanın her yerinde yasalar mahkûmların asgari 8 saat birbirleriyle görüşebilmesi uygulamasını getirmiş. Adalet Bakanı her zamanki anudluğuyla "Bu, koğuş sistemine dönmek demektir" diyor. Doğru değil. Bu öneriyle tutuklu ve hükümlüler asgari 8 saat birbirleriyle görüşebilecek ve sonra tekrar odalarına dönecek. Hepsi değil, sadece 9'u. Bu uygulanırsa ölüm orucundakiler, bunun tecrit politikasından vazgeçme iradesi olduğunu kabul ederek ölüm orucunu bırakacaklar. Bunun gerçekleşmesi için bize, bu öneriyi hep birlikte desteklemek düşüyor.

ABD Irak'a müdahale hazırlıyor
20/04/2002 (526 kişi okudu)
Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü/The Organisation for the Prohibition of Chemical Weapons (OPCW), aynı zamanda Kimyasal Silahların İmhası Antlaşması'nın arkasındaki itici güç. Anlaşmayı imzalayan ülkeler, ki aralarında Türkiye de var, bu uluslararası kuruluşun da üyesi oluyor. Fabrikaları, laboratuvarları denetleyen, kimyasal silah bulduğunda da bunları tahrip eden kuruluş bu. Genel müdürü Jose Butani adlı Brezilyalı bir diplomat. Son beş yılda 2 milyon kimyasal silahın imhasından ve dünya üzerinde kimyasal silah üreten birimlerin üçte ikisinin ortadan kaldırılmasından sorumlu. Mayıs 2000'de üye ülkelerce bu göreve tekrar seçildi. ABD, Ocak'ta Brezilya hükümetinden çalışma tarzını beğenmediği gerekçesiyle diplomatını geri çekmesini istedi. Bu, antlaşmanın, 'Genel müdür hiçbir üye ülkeden talimat almaz' maddesine aykırıydı. Nitekim Brezilya talebi reddetti. Mart'ta ABD, Butani'nin istifasını istedi. Bu da antlaşmaya aykırıydı, Butani işi bırakmadı. 19 Mart'ta ABD, Butani için güven oylaması istedi, Butani kazandı. Mesele şu: Butani ABD'yi de denetlemekte ısrarlı. Ama ABD, aynen Irak gibi silah denetçisi kabul etmiyor; denetim izni verdiklerinin de bir fabrikanın neresini denetleyip neresini denetleyemeyeceğine kendi karar vermek istiyor. Ayrıca Başkan Bush'a denetlemeleri engellemesi ve numune alımını yasaklayabilmesi için yeni yasal yetkiler tanındı. Öte yandan Butani, Saddam Hüseyin'i antlaşmayı imzalamaya ikna etmek üzere olduğunu açıkladı. BM Güvenlik Konseyi'nin OPCW'yi desteklemesini istedi. Bu, ABD için savaş dışı bir seçenek anlamına geliyor. Butani çok oluyor. 'Şer güçler'in tek belirleyicisi ABD ve o da barış seçeneğini bu günlerde duymak bile istemiyor.

Hortum Süleyman sunar!
29/05/2002 (1012 kişi okudu)
Müzikhol tıklım tıklımdı. İçerde her zamanki gibi Anadolu'dan, çevre semtlerden gelen erkekler içki içiyordu. Birden bir adam bağırarak içeri girdi: "İbneler bu semte adım atamayacaksınız." Bağıran adam komiserdi ve yanında baskın için gelen polisler vardı. Müzikholü hakaretlerini sürdürerek boşalttı. Dışarıda sıraya dizdiği müşterilere şunları söylüyordu: "Nonoş musun? Senin ibne olduğun her tarafından belli, bıyığın da olsa fark etmez." Adamları yumruklayıp tekmeliyordu.
Bu sahne, geçen cumartesi gecesi Fatih'teki Değirmen Müzikholü'nde yaşandı. Baskını yapan Süleyman, namı diğer 'Hortum Süleyman'. Hani gözaltına alınan travestilere hortumla dayak atarken görüntüleri yayımlanan adam. Hâlâ gözaltındakilere kötü muameleden 27 yıl hapis istemiyle Beyoğlu'nda yargılanıyor. Olsun, emniyet teşkilatı onu başka bir semtin başına bela etmekten geri durmuyor. Şimdi Fatih'de 'görev' yapıyor.

Agos'a tehdit
03/03/2004 (1256 kişi okudu)
Sabiha Gökçen' in Ermeni asıllı olabileceği iddiaları üzerine tartışma büyüdü. Bilindiği gibi bu iddiayı Agos gazetesi yayımlamıştı. Ancak tartışmaya yer veren basın organları, bu tartışmalar sonucunda Agos'un uğradığı saldırıya yer vermedi.
Agos binasının önünde Ülkü Ocakları'na bağlı olduğu iddia edilen bir grup gösteri yaptı, 'Ya sev ya terk et' sloganları atıldı. Agos'un bulunduğu caddede trafiğin tıkanmasına yol açan gösteride konuşan İstanbul Ülkü Ocağı Başkanı Levent Temiz'in, gazeteyi ve gazete çalışanlarını tehdit ettiği, Agos ve yönetmeni Hırant Dink'i hedef gösterdiği de iddia ediliyor. Hırant Dink, Türkiyelidir. Çocukluğu, azınlık vakıfları uygulaması nedeniyle Ermenilerin elinden alınan Tuzla Yetiştirme Yurdu'nda geçti. Eşiyle beraber büyüdüğü yere haksızca el konuldu. Bu durum, Dink'in toplumların barış içinde yaşamaları ve çokkültürlü demokrasi konusunda görüşlerini etkilemedi. Dink, aydın, demokrattır. Türkiye, onun ülkesi. Kimsenin zoruyla terk edeceği yok. Terk edilmesi gereken, azınlıklara karşı dayatmacı milliyetçi çizgidir.

Mardin Kızıltepe
01/12/2004 (2279 kişi okudu)
Mardin'in Kızıltepe ilçesinde 12 yaşındaki Uğur Kaymaz'ın, babası Ahmet Kaymaz ile Emniyet güçlerince öldürülmesi, bir vaka olarak, sadece 12 yaşındaki bir çocuğun ve kamyon şoförü bir vatandaşımızın 'terörist' diye öldürülmesinin çok ötesinde. Ölümden hemen sonra Mardin Valisi, Anadolu Ajansı'na açıklama yaparak "İki terörist öldürüldü" dedi. Emniyet'ten yapılan açıklamada, bu iki kişinin çatışmada öldüğü söylendi. Uğur'un annesi, oğlunun ensesinden tutularak infaz edildiğine şahit olduğunu söylüyor. Bölgede bu ve benzer birçok olayda bir devlet refleksi var. İdare, bu tür bir olaya neden olan devlet memurlarını korumak adına, sıkça 'terörist', 'çatışma' ifadelerine başvuruyor. Ancak bu kez bu gerekçelerle öldürülen, ayağında terlikleriyle babasına kamyonu hazırlaması için yardım eden 12 yaşında bir çocuk. Bu gerekçelerle bir çocuğun öldürülmesi o kadar çarpıcı ki, babayı gündeme getirmeyi unuttuk bile.
Devlet refleksi nedeniyle özellikle bölgede yaşayan vatandaşlarımızın vicdanları kanıyor, adalet duyguları sarsılıyor. Öyle ya, aynı şey İzmir veya İstanbul'un bırakın varsıl mahallerini, bir varoşunda meydana gelse, halkın, medyanın ve devletin yaklaşımı aynı mı olurdu? Bölgede şiddeti önleme, hukuk düzeninin egemen kılınmasından, adaletin hızla ve adil olarak işletilmesinden geçmiyor mu?
Abbas yolcu...
Soranlara üç yıldır Radikal'de yazıyorum diyorum. Şuursuzluk işte, bu yazıyı yazmak için Radikal arşivine girdiğimde, 'Dünden kalanlar' adlı köşenin ilk yazısının tarihinin, 7 Kasım 2001 olduğunu gördüm. Yaklaşık dört buçuk yıl olmuş.
Radikal, gazeteciliğime yazarlığın da katıldığı mecra oldu. Yazarlığı da gazeteci gibi yapmaya çalıştım. Ne de olsa ben hâlâ muhabirliğin ve haberciliğin çok önemli olduğuna inanan 'eski' kuşaktanım!
Dört buçuk yıllık serüven boyunca Radikal mensuplarından azımsanmayacak destek gördüm. İsmet Berkan'dan, yayın yönetmeni yazar ilişkisinin ne olması gerektiği konusunda çok şey öğrendim. Bu süreçte yazılarım içerik açısından hemen hiç müdahaleye uğramadı. İlana kurban gittiği oldu ama ilanlar olmasa gazeteler nasıl yaşayacak değil mi?
Yazılarımın haber ağırlıklı olması nedeniyle doğal rakibim olması gereken Haber Merkezi'nin desteğini de unutmuyorum. En çok onlar kahrımı çekti! Haber desteği veren muhabir arkadaşlarıma da teşekkür borçluyum! Radikal İki'de kahrımı çeken arkadaşlarımı da unutmuyorum. Tabii telefon, mektup ve mail ile hem beni habersiz bırakmayan, hem destekleyen, hem de eleştiren okura da teşekkürlerimle...
Radikal'i başka bir mecrada yeni bir göreve başlamak için bırakıyorum.
Yenilik, heyecana rağmen, beraberinde hüznü de taşıyor.
Bu bir veda!
Yeniden görüşmek üzere...
AÇIKLAMA
Işık Üniversitesi'nden Metin Göksel imzalı, bir açıklama aldım. Prof. Dr. Tolga Yarman ile ilgili üniversitesinin açıklaması. Açıklamayı yayımlıyorum. Gazetecilik konusunda verilen 'dersi' ciddiye alamıyorum. Çünkü söz konusu olan Tolga Yarman'ın iddiasına yer vermek değil, İstanbul Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi'nin basın açıklamasını haberleştirmekti. Bu açıklamaya yer verdim, aynen Işık Üniversitesi açıklamasına yer verdiğim gibi. Her iki açıklamadan çıkartılacak gazetecilik vazifesi meslektaşlarımın işi. Yorum ise size ait...: "Işık Üniversitesi eski öğretim üyesi Prof. Dr. Tolga Yarman'ın görevine son verilmesi hakkında basında çıkan haberler gerçeği yansıtmadığı gibi siyasi bir içerik de kazandırılarak, durum üniversitemiz için üzücü bir hal almıştır. Prof. Dr. Tolga Yarman'ın görevine, iddia edildiği gibi siyasi sebeplerle değil sözleşmesine aykırı davrandığı için son verilmiştir. Prof. Yarman, özellikle üniversitemizin yeni yerleşkesi olan Şile kampusunda diğer öğretim görevlilerinden ayrıcalıklı bir konum isteyerek görev yapmayı kabul etmemiştir. Yazılı olarak defalarca davet edilmesine rağmen göreve gelmemeyi sürdürmüş ve bu durumda hizmet sunamayacağının kesinlikle anlaşılması üzerine usulüne uygun ve adresine yapılan tebligat ile üniversitemizdeki görevine Ekim ayında son verilmiştir. İlgilinin görevine yakışıksız bir şekilde son verilmesi ise kesinlikle söz konusu değildir. Tam aksine, varsa yakışıksız davranış, usulüne uygun göreve son verme işleminden sonra, üniversiteye girmek için yapılan zorlamadır."