Hanım Tosun yaşıyor...

Hanım Tosun 38 yaşında. </br>üç erkek, iki kız beş çocuk anası. Liceli.

Hanım Tosun 38 yaşında.
üç erkek, iki kız beş çocuk anası. Liceli. Köyleri yakılıp boşaltılınca, kocası Fehmi Tosun ve beş çocuğuyla Diyarbakır'a göçtü. Oradan da İstanbul'a Avcılar'a. 25 Ekim 1995 günü evden çıkan Fehmi Tosun telsizli, sivil kılıklı kişilerce kaçırıldı. Bağırıp çağırması para etmedi, kimse yardıma gelmedi, beyaz bir arabaya tıkıldı, kaybedildi.
O gün bugündür Kayıp. Hanım Tosun, bu tarihten itibaren 'kayıp yakını' oldu. Galatasaray Postanesi önünde her cumartesi toplanan kayıp yakınlarına katıldı. İnsan Hakları Derneği'nde çalıştı. Denetleme Kurulu'na seçildi. İki kızı 10 yaşından beri konfeksiyon işçisi. Biri geçen hafta işten çıkartıldı. Aile 20'li yaşlardaki en büyük oğul ile 16 yaşındaki konfeksiyon işçisi genç kızın geliriyle geçiniyor. Daha doğrusu geçinemiyor.
Hanım Tosun evvelki gün tutuklanarak Bakırköy Cezaevi'ne kondu. Tutuklanana kadar 2 gün İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde gözaltında tutulmuştu. Suçu "yasadışı örgüte yardım ve yataklık etmek". Suç gerekçesi: Milli Eğitim Müdürlüğü'ne dilekçe vermek. Oğlunun Kürtçe de eğitim görebilmesini istemiş. Önce güneydoğu ve göç; sonra kayıp yakınlığı; insan hakları mücadelesi; çocuklarını büyütme ve geçim savaşı derken Hanım Tosun şimdi cezaevinde. Suçu: Dilekçe vermek. Yer: Türkiye. Yıl: 2002.
Hani bana?
Hazine, belediyeye sebze ve meyve hali yapılmak üzere arazi tahsis etmiş. Bursa'nın Karacabey Belediye Başkanı ve encümen üyeleri hızla inşaatı tamamlamışlar. Ancak hal, inşaat tamamlanırken benzin istasyonuna dönüşmüş. Şimdi Ağır Ceza'da görevi kötüye kullanmaktan yargılanıyorlar, haklarında 6 yıla varan hapis cezası isteniyor. Belediye Başkanı Erol Onur, suçlamayı kabul etmiyor. Diyor ki: "Ben 1994 yılında göreve geldim. Hazine'ye ait araziye benzin istasyonu yapılması için çalışmalar önceki başkan döneminde başlamıştı.
Göreve geldiğimde inşaat yarım kalmıştı. Ben 6 ayda tamamlayıp hizmete soktum." Yani taltif beklerken mahkemeye verilmiş. Hani vardır ya, 'Bu tutmuş, bu yolmuş, bu pişirmiş, bu yemiş...' 'Hani bana' da artık kısmetse yeni yönetime!
ABD'nin suçuna ortaklık
ABD, 11 Eylül sonrası başta Afganistan olmak üzere çeşitli ülke ve bölgelere karşı başlattığı savaşta birçok suç işledi, işlemeye de devam ediyor. Cenk Kalesi'ndeki katliam, Kızılhaç ve Kızılay binalarının ve sivil yerleşimlerin bombalanması bunlardan sadece birkaçı. Şimdi yakaladığı Taliban ve ElKaide mensubu zanlılarını Küba'daki Guantanamo Üssü'ne götürmesi ve oradaki muamelesi bütün dünyada tartışılıyor. ABD, bu esirlere bütün savaş esirlerine uygulanması gereken Cenevre Sözleşmesi kurallarını uygulamıyor. İki gerekçeyle; birincisi Afganistan'daki Taliban rejimini resmen tanımamış olması, ikincisi ise ortada bir savaş olmadığı iddiası. Evet ABD'ye göre ortada bir savaş yok. Çünkü hukuken savaş ilanı yok ve yine hukuken ABD, ülkesine yapılan saldırıya karşı meşru müdafaa hakkını kullanıyor. Bunun sonucunda da savaş esirlerinin hukuki konumunu kasten belirlemiyor ve onları hiçbir hakkı olmayan kişiler olarak niteliyor. Başlarına çuval geçirilmiş, elleri ayakları zincirlenmiş ve uyuşturulmuş olarak 13 bin km uzağa götürüyor, her türlü duyularını köreltecek giysiler içinde veya çıplak dolaştırıyor, gözlerini bağlıyor, ses duymamaları için kulaklarını tıkıyor, her tarafı açık mekânlarda barındırıyor. Bunların hepsi hukuka aykırı uygulamalar. İlk esir kafilesi, Türkiye aktarmalı götürüldü. Sonrası hakkında bilgi yok. ABD üsleri suç işlemek için mi kullanılıyor? Durum bu, ama siz yine de aldırmayın, bugün Dünya Öpüşme Günü'ymüş, kutlu olsun!