Hukukun üstünlüğü

Yeni yargı yılı, sorunlu başlıyor. Yargıya bütçeden ayrılan pay binde 7. Haliyle bu parayla mahkemelerin araç, gereç, personel gereksinimi karşılanamıyor.

Yeni yargı yılı, sorunlu başlıyor. Yargıya bütçeden ayrılan pay binde 7. Haliyle bu parayla mahkemelerin araç, gereç, personel gereksinimi karşılanamıyor. Seçim ortamında tartışılması gereken program ve ilkeler yerine, transferlerle koltuk kontenjanları ve kaderi Türkiye'yi yönetmek olan yönetici bir zümre oluşturuluyor. Kimse çıkıp da 'Adalet, eğitime, sağlığa bütçe payını şu kadara çıkaracağım, bunu da şuradan kısarak ve şu gelirleri arttırarak sağlayacağım' demiyor. Ama sosyal demokrat partiden de geçilmiyor. Körler sağırlar birbirini ağırlıyor.
İzmir Barosu'nun yeni adli yılda tespit ve talepleri şöyle: Anayasa'da olumlu değişiklikler yapılmakla birlikte, 12 Eylül darbesinin 'Önce devlet, sonra yurttaş' felsefesi devam ediyor. Anayasa'nın geçici 15. maddesinin tamamı kaldırılmalı ve ülkemizin insanlarını perişan eden 12 Eylül yöneticileri aynen Yunanistan, Arjantin ve Şili'de olduğu gibi yargı önünde hesap vermeli. DGM'ler mutlaka kaldırılmalı ve en kısa sürede doğrudan cumhuriyet savcılarına bağlı adli kolluk örgütü kurulmalı. Karakollarda, gözetim yerlerinde işkence ve pek fena muamele devam ediyor. Adalet ve İçişleri Bakanlığı işkence olaylarına etkili ve ciddi yaklaşmıyor. Cezaevlerinde, hükümlü ve tutuklulara insanca yaklaşılmalı ve insan onuruna aykırı tecrit uygulamalarından vazgeçilmeli. Hâkim ve Savcılar Kurulu'nda, Adalet Bakanı ve müsteşarı yer almamalı. Hâkim ve savcıların bağımsızlığının olmadığı ve hükümetçe yargı kararlarının açıkça çiğnendiği bir ülkede hukuk devletinden bahsedilemez.
'Kıbrıs Türktür'
Kıbrıs, Türkiye için yakıcı bir sorun olmaya başladı. Saçmalamayın canım, bugün değil tamı tamına 47 yıl önce, 1955'te. Nedenlerden biri İngiltere'nin Kıbrıs'ta karşılaştığı güçlükler yüzünden Türkiye ve Yunanistan'ı adanın yönetimine ortak etmeyi planlaması ve Türkiye'nin bu konuda açık seçik bir planının olmamasıydı. Birdenbire Atatürk'ün Selanik'teki evinin bombalandığı haberi, önce radyodan duyuruldu, akabinde Demokrat Parti'ye yakınlığıyla bilinen istanbul 'Express' adlı akşam gazetesi olayları sansasyonel bir şekilde yayımladı. 20 bin baskı yapan bu gazete, her nedense o gün 290 bin adet basıldı. Kıbrıs Türktür Cemiyeti'nin örgütlediği büyük gruplar Taksim Meydanı'na yürüyüşe geçti. Önce çeşitli Rum gazetelerinin yakılmasıyla başlayan olaylar, daha çok Rum vatandaşlara ait ev, işyeri, kilise, mezarlık gibi yerlerin tahrip edilmesiyle büyüdü; Ermeni ve Yahudi vatandaşlara da yöneldi. 4 binin üzerinde dükkân, 73 kilise, 110 otel, 27 eczane, 20 fabrika, 2 bin 600 civarında ev, 52 Rum ve sekiz Ermeni okulu yakılmış, yıkılmış, tahrip ve talan edilmişti, üç ölü, 30 yaralı vardı. Güvenlik kuvvetleri neredeyse müdahale etmemiş, ordu ancak gece yarısı civarında olayların üzerine gitmeye başlamış, İstanbul ve İzmir'de sıkıyönetim ilan edilmişti.
Hükümet bu işi komünistlerin yaptığını belirtmiş, Kemal Tahir, Aziz Nesin, Hasan İzzetin Dinamo, Asım Bezirci gibi sosyalist görüşleriyle tanınan 45 kişi gözaltına alınmıştı. Yassıada Mahkemeleri'nde başka bir iddia ortaya atıldı: Atatürk'ün evinin bombalanması aslında Türk gizli servisinin işiydi. Selanik Konsolosu M. Ali Balin, Hasan Uçar'ı azmetirmeye çalışmış, ancak başarılı olamayınca devreye Oktay Engin adında bir hukuk öğrencisi girmişti. Selanik'te Türk hükümetinden burslu olarak okuyan Engin, Hasan Uçar'ı 'bombalamaya azmettirmişti.' Bu konuda belki de en net sözleri, bir dönem Özel Harp Dairesi'nde görev yapan orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu ortaya koydu: "6-7 Eylül de bir Özel Harp işiydi ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amaca da ulaştı..." (Tanksız Topsuz Harekât, Fatih Güllapoğlu, s. 104 )... Bu gün 6-7 Eylül'ün yıldönümü... Kıbrıs sorunu, Kıbrıs sorunu; Gladio, Gladio... Azınlıklar mı? Onlar da 'ne mozaiği ulan!'