İnsan hakları yargılanıyor

Avukat Sezgin Tanrıkulu, Diyarbakır'da tanınan bir isimdir.

Avukat Sezgin Tanrıkulu, Diyarbakır'da tanınan bir isimdir. Sadece Diyarbakır'da değil, İnsan Hakları Derneği'nin kuruluşunda,
baro ve vakıf çalışmalarıyla, AİHM konusunda zaman içinde geliştirdiği uzmanlıkla ismini duyurmuştur. Tanrıkulu güç bir görev daha üstlenerek Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın (TİHV) Diyarbakır Temsilciliği'ni de yapıyor. TİHV, işkence rehabilitasyonu konusunda uzman bir kuruluş. Yani işkence görmüş kişilerin tedavisi konusunda çalışma yapan bir sivil toplum örgütü. Ankara merkezli vakfın, İstanbul, İzmir, Adana ve Diyarbakır'da şubeleri var. Kendi uzmanları ve gönüllü hekimlerle tedavi yapıyor. Ayrıca bünyesindeki dokümantasyon merkezinde Türkiye hakkında en kapsamlı insan hakları ihlalleri ve gelişmeler arşivi oluşturup, yayınlar yapıyor. Tanrıkulu, şimdi vakıf bünyesinde izinsiz sağlık merkezi kurup, yasak yayın bulundurmak suçundan 6 ay hapis istemiyle yargılanıyor. Yıllardır faaliyet gösteren vakfın, Diyarbakır şubesi, geçtiğimiz günlerde basılmıştı. Hukuki prosedürlere göre kurulmuş vakfın niye yargılandığını anlamak mümkün değil.
Meclis'te zenne krizi
Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemi zaman zaman eğlenceli olabiliyor. Devlet Bakanı Hasan Gemici'nin yanıtlaması istemiyle, AKP Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu'nun verdiği soru önergesinin konusu: Denizli Çocuk Yuvası ve Yetiştirme Yurdu'nda düzenlenen bir gecede erkeklerin oryantal dans etmesi. Göksu diyor ki, "Kadın giysili erkeklerin küçük çocukların önünde vücutlarının bir bölümü açık olarak gösteri yapmaları, çocukları psikolojik ve eğitsel açıdan nasıl etkiler? Bu etkileme menfi yönde ise, çocuklar üzerinde bu menfi etkiyi azaltıcı bir çalışma yapıldı mı?" Göksu ayrıca vali ve diğer bürokratların bu gösteriyi kahkahalarla izlemesine de kızmış, haklarında soruşturma başlatılıp başlatılmadığını öğrenmek istiyor. Sıra zennelerde.
Duyuru
Cezaevleri ile ilgili yazdığım her yazıya Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun'dan bir yanıt geliyor. Artık bir tür 'mektup arkadaşlığı' ihsas etmiş olduk. 10 Ocak 2002 tarihli yazımda açlık grevi yapan ve sağlıkları bozulan dört tutuklunun bürokrasi nedeniyle raporlarının mahkemelere ulaşmadığı, bu nedenle tahliye edilip bakımlarının yapılamadığını yazmıştım. 15 Mart 2002 tarihinde bir cevap geldi. "Bekir Çadırcı ve Mehmet Ali Eser yargılandıkları 3 No'lu DGM tarafından, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı'nca tanzim edilen raporlara istinaden 10.1.2002 günü cezaevinden tahliye edilmişlerdir. Ramazan Öktülmüş, ölüm orucu sebebiyle sağlığı bozulduğu için 20.12.2001 tarihinde
İzmit Devlet Hastanesi'ne kaldırılmış, 27.12.2001 tarihinde Bayrampaşa Devlet Hastanesi'ne sevk edilmiştir. Raporu alınarak
yargılandığı 2 No'lu DGM'ye sunulmuştur. Yusuf Polat'ın da aynı tarihlerde önce İzmit sonra Bayrampaşa Hastanesi'ne sevki yapılmış, raporu alınarak 6 nolu DGM'ye sunulmuştur... Ne zaman tahliye edileceklerine bağımsız mahkemeler karar vermektedir. Bu nedenle bakanlığımızca veya idari makamlarca yapılabilecek herhangi bir işlem bulunmamaktadır. Yazınızda belirttiğiniz suçlama haksızdır." Ali Suat Ertosun'a yazımda belirttiğim kişilerin akıbetiyle ilgili verdiği bilgiden ötürü teşekkür ederim.
Düzeltme
20 Mart 2002 tarihli Cheney'in ziyareti ve tank yenileme ihalesinin İsrail'e verilmesiyle ilgili yazımda, İsrail'e de gitti ve Türkiye'ye geldi' yerine "Cheney buradan da İsrail'e gidecek" demişim. Düzeltir, özür dilerim.