Lagendijk'e de hakkını bildiririz!

Avrupa Parlamentosu Türkiye Karma Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk de kovuşturmalardan payını aldı. Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı, Lagendijk hakkında, "Askeri aşağılama" ve "adil yargılamayı etkilemeye çalışma" iddiasıyla soruşturma başlattı.

Avrupa Parlamentosu Türkiye Karma Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk de kovuşturmalardan payını aldı. Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı, Lagendijk hakkında, "Askeri aşağılama" ve "adil yargılamayı etkilemeye çalışma" iddiasıyla soruşturma başlattı.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de NTV'yle yaptığı özel röportajda, bu ve benzeri davalar nedeniyle dış basında çıkan makalelerin iki klasörü bulduğunu, bu durumun Türkiye'nin imajını 'Midnight Express' filminden daha fazla zedelediğini söylüyor.
Mesele elbette bir imaj meselesi değil! Bu Ceza Yasası bu hükümet zamanında çıktı. AB sürecindeki kararlılıklarıyla alay edercesine... Adalet bünyesindeki kadrolaşma bu hükümetle başlamadı ama bu hükümet eliyle de sürdürüldü. Yani, 'ne ekersen onu biçersin,' durumu.
Klasörlerde yer alanların tümünü bilemem ama bakın davalar dökümüne:

Aziz Özer davası
İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, aylık 'Yeni Dünya İçin Çağrı' gazetesi sahibi ve yazı işleri müdürü Aziz Özer'e, "Cumhuriyeti ve hükümeti alenen aşağıladığı" gerekçesiyle 18 ay hapis cezası verdi.

Berkan, Belge, Katırcıoğlu, Şahin, Cemal davası
Osmanlı Ermenileri Konferansı'nı iptal ettiren Hukukçular Birliği'nin suç duyurusu üzerine 'Radikal' gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan ile gazete yazarları Erol Katırcıoğlu, Murat Belge, Haluk Şahin ile 'Milliyet' gazetesi yazarı Hasan Cemal hakkında da, yazılardan "yargıyı etkilemek" ve "devletin yargı organlarını aşağılamak" iddiasıyla dava açıldı. Gazeteciler, 7 Şubat'ta yargılanacak. Cemal ve Belge'nin TCK'nın 288. maddeye göre "Bir olayla ilgili soruşturma veya kovuşturma sonuçlanıncaya kadar savcı, hâkim, mahkeme, bilirkişi veya tanıkları etkilemek amacıyla sözlü veya yazılı beyanda bulunmak" ve 301. maddesine göre de "devletin yargı organlarını alenen aşağılamak" suçundan ikişer kez, Şahin ve Katırcıoğlu'nun her iki maddeden birer kez, Berkan'ın ise sadece "yargıyı etkileme" iddiasıyla cezalandırılması isteniyor.

Dink, Engin, Seropyan ve Arat Dink davası
Gazeteciler Hrant Dink ve Aydın Engin ile 'Agos' gazetesi yazarları Serkis Seropyan ve Arat Dink hakkında, Eylül 2005'te Osmanlı Ermenileri Konferansı'nın durdurulmasına ilişkin mahkeme kararının ardından yazılan yazılardan, "adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ettikleri" iddiasıyla dava açıldı.

Emin Karaca davası
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idamının 30. yıldönümü dolayısıyla 'Türkiye'de ve Avrupa'da Yazın' dergisinde 2002'de yayımlanan yazılardan "Askeri kuvvetleri tahkir ve tezyif" iddiasıyla yargılanan gazeteci-yazar Emin Karaca, beş ay hapis cezasına çarptırıldı. Gazetecinin cezası 900 YTL paraya çevrilip ertelenirken, yazı işleri müdürü Mehmet Emin Sert beraat etti. Avrupa'da yaşadığı için ifadesi alınamayan derginin Genel Yayın Yönetmeni Doğan Özgüden'in dosyası ise ayrıldı.

Fatih Taş davası
Aram Yayınları sorumlusu Fatih Taş'ı, 12 Mart 1994'te kaçırılan ve bir daha haber alınmayan gazeteci Nazım Babaoğlu ile ilgili 'Kayıpsın Diyorlar' kitabı nedeniyle "devleti alenen aşağıladığı" gerekçesiyle 6 ay hapisle cezalandırdı. Gıyabında yargılanan yayıncıya ceza, 5 Aralık'ta tebliğ edildi.

Ferhat Tunç davası
Özgür Gündem gazetesinde yazmış olduğu "Bir devrimci Leyla ve bir şarkı" isimli yazısı nedeniyle, TCK eski 159., yeni 301. madde "Adliyenin manevi şahsiyetini neşren tahkir ve tezyif etmek" suçlamasıyla altı aydan üç yıla kadar hapsi isteniyor. Suç kanıtı olarak gösterilen bölümden: "... Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde görülen DEP milletvekillerinin duruşmasının sonucunu hiç merak etmedim. Çünkü sonucu baştan biliyordum ve nitekim böyle oldu. Tahliye yok!.. Sayın 'Derin' yargımız yapacağını yine yaptı ve yıllardır oynanan pis bir oyunu tüm Avrupa'nın gözleri önünde devam ettirdi. Hem de hukuk alet edilerek..."

Hrant Dink davası
Haftalık 'Agos' gazetesinde Ermeni kimliği üzerinde bir yazı dizisi yazan gazeteci Hrant Dink, "Türklüğe hakaret" ettiği iddiasıyla yargılandığı davada ertelemeli 6 ay hapse mahkum edildi.

Kabaoğlu, Oran davası
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma sonucunda, Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Çalışma Grubu Raporu nedeniyle dava açılan Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu'nun eski Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ile Kurul üyesi Prof. Dr. Baskın Oran, 15 Şubat 2006'da hakim karşısına çıkacak.

Korkmaz ve Salaz davası
2002'de izlediği bir paneli sahibi olduğu 'Demokrat İskenderun' gazetesinde "Kürtlerin önderi alındı faşistlere teslim edildi" başlığıyla yayımlanan gazeteci Ersen Korkmaz ve panelde konuşan TKP'den Necmettin Salaz ile birlikte İskenderun 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılanıyor. 1 Ekim 2002'de yayımlanan haberden Korkmaz ve Salaz 301/2 maddesi uyarınca iki yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyorlar.

Sucu, Selçuk, Yıldız ve Taşçı davası
Cumhuriyet gazetesinden, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Mehmet Sucu, gazete sahibi İlhan Selçuk, Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız ve haberin yazarı İlhan Taşçı ise, Mardin Kızıltepe'de 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ile babasının Kasım 2004'te öldürülmesiyle ilgili soruşturmada iddianame içeriğinden ve dosyadaki çelişkilerden söz ettikleri için yargılanıyorlar.

Zülküf Kışınak davası
22 Aralık'ta yargılanan 'Yitik Köyler- Bin Yılların Mirası Nasıl Yakıldı?' kitabının yazarı Zülküf Kışanak, "Devleti alenen aşağıladığı" gerekçesiyle 6 ay hapse mahkum edildi.

Haftanın haberi
Biber turşusu
Ben habere bianet'te rastladım. Tolga Korkut'un haberiydi. Diyarbakır E Tipi Cezaevi'nde, kantinden aldıkları yeşil biberle turşu yapan kadın hükümlülere idari soruşturma açılmış.
Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü, İnsan Hakları Derneği'nin yazısına, "kantinde satılan yiyecek maddelerinin amacı dışında kullanılamayacağını" söyleyen genelgeyi gerekçe göstererek; "keyfi uygulama yok" diye yanıt vermiş. Genel Müdürlüğe göre, biber yenmek içinmiş, turşu kurmak için değil! Adalet Bakanlığı'nın konuya dayanak teşkil eden olağanüstü genelgesi 'amaç dışı kullanım' cezalandırmak üzere çıkartılmış. Cezaevlerinde bu gün uygulanan bir çok yasak, bu genelgeye dayandırılıyor. İHD Genel Başkan Yardımcısı Reyhan Yalçındağ, olayla ilgili suç duyurusunda bulunacaklarını açıklayarak, "bu uygulamaların dayanağı olan mevzuat genelge. Bu tür olaylara konu olan genelgelerin tamamının iptal edilmesi gerek," diyor. Yalçındağ'a göre, "Genelgenin iptali için hukukçular dava açmalı. Burada görev en çok barolara düşüyor."

Haftanın iddiası
Şemdinli dosyası kapatılmaya çalışılıyor!
CHP Hakkari Milletvekili Esat Canan, TBMM Şemdinli Olaylarını Araştırma Komisyonu Başkanı AKP Kastamonu Milletvekili Musa Sıvacıoğlu ile Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanı Tuğgeneral Mehmet Çörten'in baş başa görüşmesini "Şemdinli komisyonunun yönlendirilmesi" olarak yorumluyor. Canan, "Dosyanın içeriğini bilmiyorum; ama komisyonun ilgilileri çağırıp dinlemesi gerekirken, dosyanın kapalı bir biçimde sunulması, Şemdinli olayının kapatılmasına yönelik," diyor... Esat Canan, geçen hafta Komisyon'la görüştüğünde gündeme getirdiği 13 sorunun, "askeri ve resmi yetkililere sorulması gerektiğini" de söylüyor. Öyle ya, Başbakan'ın Şemdinliler bu olayda şahit olamaz sözüne nazire CHP de olaylara şahit olan Esat Canan'ı Şemdinli Olaylarını Araştırma Komisyonu'na aday göstermemişti. Canan ne yapsın, sorularını medya aracılığıyla iletiyor...
Canan'ın sorduğu soruların arasında, astsubayların aracında bulunan isim listesinde Seferi Yılmaz'ın isminin kırmızı kalemle daire içine alınmış olması, krokilerde de işyerinin yine kırmızı kalemle işaretlenmesi; savcılığın Veysel Ateş'in kimi, hangi dakikada aradığını saptayıp saptamadığı; aracın bagajında bulunan iki el bombası ile Seferi Yılmaz'ın dükkânında patlatılan bombanın aynı olması gibi konular yer alıyor.

Portre
DİSK, TÜSİAD ve Çelebi
Her şey TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç'un,Van YYÜ Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın'a yapılan muameleyi ve uzun gözaltı süresini onaylamanın mümkün olmadığını söylemesiyle başladı. Başbakan Erdoğan bu açıklamayla Koç'un Anayasal suç işlediğini söyledi. Bunu bir talimat kabul etmeyen ve kendi bağımsız iradesiyle hareket eden Ankara Cumhuriyet Savcılığı, Koç ve benzer açıklama yapan YÖK Başkanı Teziç hakkında soruşturma başlattı. Başbakan yargıyı etkilememiş oldu, ancak Koç, Teziç, Baykal, Barolar Birliği, rektörler yargıyı etkilemiş oldular.
Koç hakkında açılan soruşturma sonrasında DİSK Başkanı Süleyman Çelebi, "Eğitim, Yücel Aşkın ve seçim barajı konusundaki açıklamalarının altına imza atıyorum," dedi ve gerekirse Koç için eylem yapacaklarını söyledi.
Çelebi, cesur davrandı!
Etik ve politikayı birbirine karıştırmadı. Temel insan hakları arasında sayılan ifade özgürlüğüne sahip çıktı. Çünkü özgürlükleri savunmak, bundan kimlerin yararlanacağı üzerine yapılmaya başlandığında, adına insan hakları ve özgürlük mücadelesi değil, oportünizm denmeli.
İnsan hakları ve demokrasinin temel kurallarına sahip çıkmak için ön koşul ileri sürülmemeli. 'Siz 12 Eylül'de darbeye karşı tutum almamıştınız', 'sendikalaşma nedeniyle işten çıkarmalar konusunda duyarsızsınız' türünden gerekçeler haklı olmakla birlikte ilkeleri savunmanın önkoşulu haline getirildiğinde iş 'politika'nın alanına girmiş oluyor.
Çelebi açıklamasıyla etik bir politik tutum sergiledi. Bu ülkede temel hak ve özgürlükleri de, demokrasiyi de savunma konusunda solcular öncü rol oynadı.
Çelebi'nin tutumu bu öncüllüğün sürdüğünün göstergesi! Yeni yılın ilk günü sizleri bu manzarayla başbaşa bırakmak istemezdim. Ancak, emin olun 2006'nın en önemli gündem maddelerinden biri bu manzara.