Rum Vakıflarına eziyet

7 Mart tarihinde Posta gazetesinde Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın bir ihale ilanı yayımlandı. İlan turizmi geliştirme adına kamu arazilerinin dağıtımı üzerine.

7 Mart tarihinde Posta gazetesinde Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın bir ihale ilanı yayımlandı. İlan turizmi geliştirme adına kamu arazilerinin dağıtımı üzerine. Türkiye'nin çeşitli turistik beldelerindeki arazilerin içinde Gökçeada ve Bozcaada'da olan mülkler dikkat çekiyor. Bakanlık, mülklerin turizmi geliştirme bölgeleri kapsamında olduğunu belirtiyor ve otel ve pansiyon yapımı için 21 Mart'ta ihale açacağını ilan ediyor.. Gökçeada'da (İmroz) ilan edilen sekiz ve Bozcaada'da (Tenedos) ilan edilen dokuz mülk ve arazinin sahipleri Rum. Bu mülkler içinde, bir Kilise Vakfı'na ait olan mülk de var.
Söz konusu Kilise ve Patrikhane bu ihaleden şans eseri haberdar olmuş durumda. Daha önce mülkiyet konusunda açılan mahkeme Kilise'nin aleyhine ve Hazine'nin lehine sonuçlanmış. Ancak Patrikhane davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne götürmüş durumda. Öyle anlaşılıyor ki Bakanlık AİHM kararını beklemeyi uygun görmemiş. AİHM, bu mülkün Kilise'ye ait olduğu kararını verirse ne olacak?
Azınlık Vakıflar sorunu
Bilindiği gibi AB ile uyum sürecinde ciddi ihtilaf konularından bir tanesi 'Azınlık Vakıfları' meselesi. 1936 Beyannamesi sorunu olarak bilinen ve gayrimüslim azınlık vakıflarının gerek satınalma, gerekse hibe yoluyla taşınmaz mal edinmelerini engelleyen ve 1936 yılından sonra edindikleri taşınmazları ellerinden alan uygulama, vatandaşlık, azınlık ve insan haklarına aykırı bulunuyor. Hükümet azınlık vakıflarının yaşadığı haksızlıkları gidermek için yeni bir yasa hazırlığında bulunurken, bürokrasinin alt kademelerinde bu vakıflara yönelik haksız tutum ısrarla ve inatla sürdürülüyor. Meclis'te çok yönlü tartışmalara neden olan ve bir türlü yasalaştırılamayan Vakıflar Yasası'nda, Cemaat Vakıfları'nın el konulan mülklerinin iadesine yönelik bir yaklaşım görülmüyordu. Dolayısıyla tasarı bazı olumlu unsurlar içermekle beraber Avrupa Komisyonu İlerleme Raporu'nda özellikle vurgulanmış olan Cemaat Vakıfları'nın taşınmazları sorununa içeriden, gönüllü ve adilane çözümler üreterek Türkiye'nin Avrupa Birliği ile entegrasyonunun önünde bulunan önemli bir engeli kaldırmak hedefinden uzaktaydı.
Bugün Vakıflar Genel Müdürlüğü yangından mal kaçırırcasına gayrimüslim vatandaş ve vakıfların mallarını elden çıkarma uygulamasını sürdürüyor. Buna şimdi Kültür ve Turizm Bakanlığıda katılmış durumda. Diğer 16 mülk konusunda da durum aynı.
Tasarıda ayrıca "mütekabiliyet ilkesi" de yer alıyor. Yani Yunanistan'ın orada yaşayan Türklerin haklarını ihlal etmesi, Türkiye'ye de burada yaşayan Rumların haklarını gasp etme yetkisi verecek. Bir ülkenin kendi vatandaşlarının bir bölümünü şantaj unsuru olarak kullanması anlamına gelen mütekabiliyet şartı, insan haklarına ve anayasanın eşitlik ilkesine de aykırı.
Halbuki yapılması gereken, bugüne kadar 1936 Beyannamesi gerekçe gösterilerek gayrimüslim vakıflarından alınarak "eski sahipleri"ne veya Hazine'ye devredilen tüm gayrimenkullerin, yeniden ilgili Rum, Ermeni ve Yahudi vakıflarına iadesi.
Diğer ihlaller
Bu süreçte Rumlara ait 18 cemaatin mazbut ilan edilmesiyle bu cemaat vakıflarının mülkleri de hazineye devir edilmiş durumda.
16 Eylül 2004 tarihinde 'Cemaat Vakıflarının Yönetim Kurullarının Seçilmesine İlişkin Yönetmelik', valiliklere bir vakfın belirtilen bölgede cemaati kalmamışsa, seçim sınırlarını il bütününe yayma yetkisini veriyor. Bu konuda Ermeni ve Yahudi vakıfları bir sorun yaşamıyor. Ancak 6 Şubat 2006 tarihinde 61 Rum Ortodoks Vakfına yazılan bir mektup, Rum Cemaat Vakıflarının seçim için başvurabilecekleri ancak bu istisnai hükümden yararlanamayacakları şeklinde yorumlanıyor. Yasa tasarısında da 10 yıl boyunca seçimlerini gerçekleştiremeyen vakıfların kapatılacağı ve mal varlıklarına el konulacağı hükmü yer alıyor. Rum Cemaat Vakıfları, İstanbul Valiliği'nin kendilerine çıkarttığı engeller nedeniyle 1991 yılından bu yana seçim yapamıyor.
Türkiye Cumhuriyeti, bugün vatandaşlarına yaptığı muameleyi geçmişte yaşanan acılara dayandırma eğiliminde. Geçmişi değiştirmenin imkanı yok. Ama gelecek için durum böyle değil. Tüm din ve inançlardan insan haklarına duyarlı birey ve kurumlar, gayrimüslim kişi ve toplulukların haklarını onlarla birlikte savunmalı.



HAFTANIN TAHLİYESİ
Mehmet Tarhan
Askeri Yargıtay Daireler Kurulu, "mahkumiyet kararının bozulması ve tutuklulukta geçen süre gözönüne alınarak Mehmet Tarhan'ın tahliyesi"ne karar verince vicdani redci Mehmet Tahran serbest bırakıldı.
Sivas'taki Askeri Mahkeme, Mehmet Tarhan'a "emre itaatsizlikte ısrar" suçlaması nedeniyle verdiği dört yıl hapis cezasına avukatlarının yaptığı itirazı reddederek kararında direnmişti.
Tarhan, Sivas Askeri Cezaevi'nde tutulduğu süre boyunca, haklarını elde edebilmek için birden çok açlık grevi yapmıştı. Tarhan'a yine birden çok hücre cezası verildi. Askeri cezaevine konulduğu ilk günlerde kötü muamele gördü, gaspa uğradı; İnsan Hakları Derneği bu olayla ilgili bir rapor hazırladı. Olayla ilgili dava askeri mahkemede başladı. Cezaevinin o dönemdeki iki yetkilisi görevi kötüye kullanmaktan, iki hükümlü asker de, yağmadan halen yargılanıyor.


HAFTANIN PROFESÖRÜ
Tolga Yarman
Uzmanlık alanı nükleer reaktör fiziği olan Prof. Dr. Tolga Yarman, yakın zamana kadar bir vakıf üniversitesi olan Işık Üniversitesi'nde çalışıyordu. Bir mesai günü okuluna gelen Yarman'a, kapıdaki güvenlik görevlisi tarafından sözleşmesinin feshedildiği, o nedenle kişisel eşyalarını o gün toplayıp gitmesi gerektiği söylendi.
Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, bu gelişme karşısında şu açıklamayı yaptı:
"Her bilim insanının taşıması gereken sorumluluğu gereğince, ülkemizde hayata geçirilmeye çalışılan küreselleşmeye uyum politikalarına karşı, her boyutta ve düzeyde mücadele eden hocamızın, son dönemlerde özellikle dayatılmaya çalışılan nükleer santrallara ve Irak'taki işgale karşı duruşunu özellikle belirtmek istiyoruz.
Hocamızın bu tavırlarının, okyanus ötesi güçleri, nükleer santralcı lobileri ve Irak'taki işgali savunanları rahatsız ettiğini ve hiçbir kimsenin maruz kalmaması gereken bu işten çıkarılma işleminin altında bu güçlerin lobi çalışmasının yattığını düşünüyoruz."
"...Hocamızın hiç yakışık almayan bir biçimde üniversitesi ile ilişkisinin kesilmesi vakıf üniversiteleri üzerinde de yeniden düşünmemizi gerektiriyor. Antidemokratik ve otoriter yapısına dikkat çektiğimiz devlet üniversitelerinde bile görülmeyen bu işten çıkarılma biçimi, eğitim/öğretim kurumu niteliği yerine artık başka niteliklerin ağır bastığı bir üniversite yaşamına gidişin ipuçlarını veriyor.
... Ortadoğu'da ABD politikalarının (politik, ekonomik, enerji vb) destekçilerinin, nükleer santral lobicilerinin bir saldırısı gibi görünen bu işten çıkarma eylemini ve biçimini protesto ediyor, Üniversite Rektör'ünü istifaya ve özür dilemeye davet ediyoruz. Işık Üniversitesi'nde görev yapanları ve yapmak isteyenleri de dikkatli olmaya çağırıyoruz".


HAFTANIN KAMPANYALARI
Yeni sahne
Ankara Yeni Sahne'nin yıkılıp yerine alışveriş merkezi yapılmasına karşı imza kampanyası yürütülüyor. Siz de alışveriş merkezini sanata tercih edenlere tepki göstermek için kampanyaya destek olabilirsiniz. Destek için web adresi: http://www.yenisahne.net/imzalar/imza.htm
Belfast'lı avukat
Bir insan hakları avukatı olan Patrick Finucane, 17 yıl önce eşi ve çocuklarıyla Belfast'taki evinden çıkarken öldürüldü. İnsan hakları örgütlerinin yaptıkları araştırma ve topladıkları kanıtlar, İngiliz hükümetinin bu katliama karıştığını gösteriyordu. Buna rağmen, belki de bu nedenle, Finucane'in ölümüne ilişkin hiçbir soruşturma başlatılmadı.
Human Rights First bu cinayetle ilgili kamuoyunun güvenini kazanmış bir heyetle bağımsız bir kamu soruşturmasının bir an önce başlatılmasının Kuzey İrlanda Barış sürecine katkısı olacağını düşünüyor.
Bu kampanyayı desteklemek için, http://action.humanrightsfirst.org/campaign/FinucaneII adresinde imza verebilirsiniz.