Toplantı ve mahkeme provokatörleri

Beş gazetecinin yargılandığı davaya bakacak olursanız her şey karışmış durumda. Bu tür mahkemelerde alışılmış görüntü, demokrasi ve özgürlükleri savunanların polis baskısına uğramasıydı.

HAFTANIN MAHKEMESİ
Beş gazetecinin yargılandığı davaya bakacak olursanız her şey karışmış durumda. Bu tür mahkemelerde alışılmış görüntü, demokrasi ve özgürlükleri savunanların polis baskısına uğramasıydı. 'İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri: Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları' konulu konferansı erteleyen mahkemenin kararına ilişkin yazıları nedeniyle 'yargıyı etkilemeye teşebbüs ve yargıyı aşağılamak' suçlarından yargılanan gazeteciler Hasan Cemal, İsmet Berkan, Murat Belge, Haluk Şahin ve Erol Katırcıoğlu mahkeme salonuna polis korumasında girebiliyorlar. Polis onları kimden koruyor? Müştekiler ve yandaşlarından. O yandaşlar, mahkeme girişinde, "Atama, vatanıma, bayrağıma sövdürtmem", "Adalete uzanan eller kırılsın", "Dün Ali Kemal, bugün Hasan Cemal" ve "Brüksel vokalistleri" yazılı pankartlar açıyor. Yabancı gözlemcileri işaret ederek, "Eyalet komiserleri" diye bağırıyor. Kim bunlar? Mahkeme kapılarında ve müşteki kürsülerinde, Kıbrıs sorunu, Ermeni meselesi, Avrupa Birliği gibi toplantılarda müdahil, provokatör. Çoğu zaman aynı kişiler. Kendilerini sivil toplum temsilcisi olarak da tanıtıyorlar...
Sivil toplum alanını da kullanıp laçkalaştırma niyetindeler. Yeni bir olguyla karşı karşıyayız: Paramiliter sivil toplum kuruluşları devri. Toplantılarda, mahkemelerde sıradan vatandaş postuna bürünüp kamuoyunu etkilemeye çalışıyorlar.
Yalnız değiller...
Ceza Yasası'nın amaç maddesi olan 1. maddesi, kanunun amacını 'kişi hak ve özgürlüklerini korumak' olarak tanımlanmışken, savcılıklar hakkın kötüye kullanılması amacıyla hak kullanımına yol veriyor. Amaç maddesine aykırı olarak özgürlükleri yok etme özgürlüğüne imkan tanıyor.
Bu kadarla kalmıyor. Yukarıda belirttiğim konularda bir merkezden düğmeye basılmışçasına hareket ediyorlar. Toplantıları takip ediyorlar ve bu toplantılarda provokatör olarak hazır bulunuyorlar. Sonra basında destek başlıyor. 'Vatan elden gidiyor' korosu göreve başlıyor. Faşizmi savunuyorlar. Ayan beyan. Ardından eylemler geliyor.
Bu ülkede faşizmi savunanlar, bir strateji değişikliği içinde. Belli merkezlerden yönlendirildiklerine hiç kuşku bırakmayacak şekilde eylemlilik içinde. AB kod adı altında özgürlüklerle mücadele ediyorlar. 'Elit'i ve sokağı ile şiddet için yeni bir yapılanma peşindeler. Resmi ideolojiye karşı tutum ve düşüncelere bazen hükümetten, bazen idareden müdahele geliyor. Ardından basında karşı salvo başlıyor. Sonra gösteriler gündeme geliyor. Ardından da davalar açılıyor. Ermeni Konferansı'nda böyle, Pamuk'un demeçlerinde ha keza, Sabiha Gökçen haberleri nedeniyle Agos gazetesine yapılan saldırıları, kapısı önünde yapılan gösterileri, açılan davaları hatırlayın. Her şey aynı cereyan ediyor. Birileri düğmeye basıyor, paramiliter STK'lar, yandaşları harekete geçiyor.
Bunların münferit ve kendiliğinden olduğuna inanmamız isteniyor.
İnanmıyoruz. İnanmak için son 50 yılı bu ülke dışında her şeyden bihaber geçirmiş olmak lazım.
Bu halat çekme 'oyunu' sürecek.
Avukatlara düşen, 12 Eylül sonrasında olduğu gibi Türkiye için çok önem arz eden Şemdinli, ifade özgürlüğüne ilişkin, vicdani redde dair davalarda, gövde gösterisi yapmak, toplu bulunmak. Bize düşen bu davalarda insanları yalnız bırakmamak. Farklı görüşlerin dile getirilebilmesi için düzenlenen Türkiye'nin tabu konularındaki toplantılara katılmak, katılımı artırmaya çalışmak. Yoksa bir avuç çapulcuya karşı sessiz çoğunluk haline gelmek işten bile değil...



HAFTANIN MEKTUBU
Kadının statüsü
27 Şubat'ta yapılacak BM Kadının Statüsü Komisyon toplantısına, Türk delegasyonuna hiçbir kadın sivil toplum örgütü temsilcisinin davet edilmemesi tepkiye yol açtı. Kadın örgütleri, Kadından Sorumlu Devlet Bakan Nimet Çubukçu'yla birlikte, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Kadının Statüsü Genel Müdürü Esengül Civelek'e bir mektup gönderdi: "Bildiğiniz üzere, her yıl olduğu gibi bu yıl da Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonu (KSK) yıllık olağan oturumunu 27 Şubat-10 Mart tarihleri arasında New York'ta gerçekletirecektir. Tüm dünyada, son 20 yıldır, kadınları ilgilendiren tüm BM toplantılarında kadın hareketinden aktif STK temsilcilerinin ülke resmi delegasyonlarında yer almaları bir gelenek haline gelmiştir. 2000 yılındaki BM Pekin+5 toplantısından başlayarak Türkiye'de de bu uygulama yerlemiş ve kesintisiz devam etmiştir. 2000 yılından beri, kadın konusundaki tüm BM toplantılarında kadın hareketinin seçtiği STK temsilcileri Türkiye resmi delegasyonunda yer almıştır. Bu sayede tarihinde ilk defa Türkiye uluslararası arenada BM nezdinde etkili rol oynamaya başlamış ve BM camiasında büyük takdir toplamıştır. Bu seneki BM olağan KSK oturumu için Türkiye resmi delegasyonuna, konunun uzman hiçbir kadın STK temsilcisi davet edilmemiş, bunun yerine sadece bazı akademisyenler çağrılmıştır. Bu, yıllardır Türkiye'de kadının statüsünün yükseltilmesi için en büyük emeği veren biz kadın örgütleri için kabul edilebilir bir durum değildir. Dolayısıyla, New York'da yapılacak olan BM KSK oturumunda aramızdan seçeceğimiz dört kadın STK temsilcisinin Türkiye resmi delegasyonunda yer almasını talep ediyoruz. Zamanın çok kısa olması nedeniyle bu hafta içerisinde yanıtınızın tarafımıza bildirilmesini rica ederiz."


HAFTANIN YENİ DAVA VE KAMPANYASI
Patrikhane Yunanistan'a!
Bu örgütlü paramiliter STK'ların ana hedeflerinden biri Orhan Pamuk. Beş gazetecinin davasındaki müşteki Kemal Kerinçsiz, bu kez yine Orhan Pamuk hakkında dava açmış. Yanında bazı 'şehit anneleri' de var. Pamuk'un Türk milletini ve Ata'sını katil ilan ettiği savıyla, ("hangi Ata, nasıl?" diye sormayın) 36 bin YTL'lik manevi tazminat davası açılmış.
Türk Eğitim-Sen ise Birgün'ün haberine göre internet sitesinde, "Patrikhane Yunanistan'a kampanyası" başlatmış. "Pontus hayalini canlandırmak için Trabzon'a papazlar çıkarmaya yeltenen Patrikhane" ifadesine de yer verilen kampanya kapsamnda imza ve dilekçe çağrısında bulunuluyor. Evet Trabzon aynı Trabzon, Katolik kilisesi papazının öldürüldüğü Karadeniz'in olaylı ili.


HAFTANIN DEĞERLENDİRMESİ
Ezilmişin şiddeti
Trabzon Santa Maria Katolik Kilisesi'nin papazı Andrea Santoro geçtiğimiz pazar göğsünden iki kurşunla vurularak öldürüldü. Söz konusu olayın zanlısı sıfatıyla 16 yaşında bir çocuk kolluk kuvvetlerince yakalandı. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Melek Göregenli, Bianet'e yaptığı açıklamada önemli noktalara dikkat çekiyor. Göregenli, yaygın medyanın ve iktidarın bu tür olayları olabildiğince bir meczuba mal etmeye çabaladığı, olayın gerisindeki siyasi süreci örtmek için kişileştirdiği görüşünde.
"Böyle davranıldığında olaya teşhis koymamız gerekmiyor. Devlet siyasal ve toplumsal boyutunu görmezden gelerek birkaç kişiyi damgalayıp bu sorundan kurtuluyor. Bu olaylar medyada çokça verilerek yüceltiliyor".
"Popüler kültür, genel olarak ezilmişlik, kendini gerçekleştirememe, yoksulluk halleriyle birleşince bireysel adaleti gerçekleştirme hakkını meşrulaştırır hale geliyor. Bu tür mitlerin içselleştirilmesi erkek egemen ideolojinin hakim olduğu bir coğrafyada militer varolma biçimiyle sürekli pekiştiriliyor".
"Ayrımcılık her düzeyde şiddeti besliyor, hem iktidarların hem de mağdurların bir tür adaleti gerçekleştirmek için uyguladığı şiddeti meşrulaştırıyor ve besliyor. Çünkü ayrımcılık hiyerarşik olarak en çok alt ve orta kesimleri vuruyor."
"Çözüm için işsizliğe ve eşitsizliğe dayalı ayrımcılıkla uğramak gerekiyor. Çünkü, aşağıdaki grupların kullandığı şiddet aslında iktidarların ayrımcılığa dayalı şiddetini meşrulatırıyor."


HAFTANIN DİZİSİ
Kadınlarla...Mor Dizi
Aslında haber alıp yakaladıysanız mesele yok. Ama aksi durumda bu yazıyı okuduğunuzda ilk bölümünü kaçırmış olacaksınız. Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Vakfı ile NTV'nin işbirliğiyle hazırlanan "Kadınlarla...Mor Dizi" bu Cuma başladı. Ama daha her Cuma NTV'de yayımlanacak 11 bölümü var. 10 Şubat Cuma günü saat 12.30'da birinci bölümü yayınlanan dizi her Cuma 12.30'da NTV'de devam edecek. Haklarının farkına varıp yaşamlarını değiştiren kadınlar Türkiye'de ilk kez ekrana geliyor. "Kadınlarla...Mor Dizi" medeni haklardan şiddete, ekonomik haklardan cinselliğe, doğurganlık haklarından örgütlenmeye hayatın her alanında haklarını hayata geçiren kadınları konu alıyor. Kadınların mağdur edildiği televizyon programlarının aksine, bu belgesel haklarını öğrenip bunları hayata geçirmeyi başaran kadınların gerçek hayat hikâyelerini ve kazanımlarını anlatıyor. Ev kadını iken şoförlük mesleğine atılan, eşleriyle ve aileleriyle daha eşit ve sağlıklı ilişkiler kuran, eğitimine geri dönen, kendi bedeni ve cinselliği üzerine söz söylemeye başlayan, muhtarlığa seçilen, çalışmaya başlayan, ihtiyaçları etrafında örgütlenen kadınların dönüşüm hikâyeleri de yer alıyor.
Arzen Atalay'ın yapım ve yönetmenliğini üstlendiği belgesele, aralarında Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Ayşe Kulin, Derya Baykal, Gülriz Sururi, Zeynep Oral ve Ece Uslu'nun da olduğu yazar ve sanatçılar da destek veriyor.