12 Eylül'ü başka türlü okumak

Dün 28 Şubat'tan ders çıkarıp kendi lehine çevirmeyi en çok başaran siyasetin AK Parti olduğu tahlilini paylaştık.

Dün 28 Şubat'tan ders çıkarıp kendi lehine çevirmeyi en çok başaran siyasetin AK Parti olduğu tahlilini paylaştık. AK Parti'nin ortaya çıkışını nasıl 28 Şubat sürecinden ayrı düşünmek mümkün değilse, ileride AK Parti'yi oluşturacak kadroların gelişim sürecini de 12 Eylül koşullarından ayrı düşünmek mümkün değil.
Ama 12 Eylül'e gelmeden bir 12 Mart hikâyesini anımsamakta fayda var.
11 Mart 1971 günü, MİT'in efsanevi müsteşarı Fuat Doğu, Başbakan Süleyman Demirel'i Güniz Sokak'taki evinde ziyaret eder. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'dan önemli bir mesaj getirmektedir. Sunay, Demirel'den görevinden ayrılmasını istemekte, bunun sağlık nedenleriyle açıklanmasının daha şık olacağı telkininde bulunmaktadır. Demirel, "Paşam siz ne diyorsunuz?" der; Doğu o tarihte korgeneraldir. Demirel daha iki gün önce, 9 Mart cuntası açığa çıktığında soluğu Köşk'te almış, kötü şeyler duyduğunu, önüne geçmek için alınacak bir önlem varsa, birlikte almaya hazır olduğunu söylemiştir. Ne de olsa Demirel, yüzde 46.5 oyla tek başına hükümet kurmuş AP iktidarının başıdır. Sunay ise, muhalefetteki CHP'nin de itiraz etmediği, asker kökenli bir uzlaşma cumhurbaşkanıdır.
Sunay, "Yok bir şey" der, "Merak etme, ben burada oldukça size bir şey olmaz."
Demirel, Cumhurbaşkanı ile aralarındaki kırmızı telefona sarılır: her sefer karşısında Cumhurbaşkanı'nı bulduğu telefonda ses yoktur. Canı sıkılır, Doğu'ya "Siz görevinizin başına dönün" der, "Benim sağlığım yerinde." Kurmaylarını Güniz Sokak'a çağırır. Sabah kırmızı telefonu bir kez daha kaldırır, yine ses yoktur. Hemen Bakanlar Kurulu'nu toplar, Meclis grup başkanvekillerini de çağırır, onlara durumu anlatır, kaşlar çatılır. Onların yanında Köşk'ü bir daha arar. Özel kalem, bu kez "Cumhurbaşkanımız sizi birazdan arayacak" der.
Demirel ve hükümet üyeleri, Sunay'ın aramasını beklerken, 12 Mart, öğlene doğru muhtıra gelir. Muhtıradan birkaç dakika sonra da Cumhurbaşkanı'nın telefonu. Sunay, "Engel olamadım" der.
Bundan dokuz sene sonra Demirel yine işbaşındadır. Ülkede siyasi kamplaşma silahlı mücadeleye dönüşmüş, okullar, mahkemeler, işyerleri işlemez olmuş, önemli şehirler sıkıyönetim altınadır. O yılın başında patlayan bir mektup hadisesi sonrasında Demirel, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren ve kuvvet komutanlarıyla toplantı yapar. Evren, Demirel ile CHP'nin başındaki Bülent Ecevit'in 'Zarar gelmez' görüşünde mutabık oldukları bir Genelkurmay Başkanı, Fahri Korutürk de yine asker kökenli bir uzlaşma cumhurbaşkanıdır. Demirel, askerlere yangının söndürülmesi için ne gerekiyorsa yapmaya hazır olduğunu söyler. Daha sonra somut talep gelmediğini açıklayacaktır.
Ama o tarihlerde olanlar yalnızca Türkiye'nin içiyle sınırlı değildir. 1978'de Sovyetler Afganistan'ı işgal etmiştir. İslamcı direniş ardından, 1979 başında o tarihe kadar İsrail ve Türkiye ile birlikte ABD ve Batı ittifakının bölgedeki en büyük kalesi olan İran, İslam devrimi ile Batı ittifakından kopmakla kalmamış, yeminli düşmanı haline gelmiştir. Türkiye'de siyasi ve ekonomik istikrarsızlık, güvenlik taahhütlerini sorgulanır hale getirmiştir. Üstelik Türkiye'nin 1974 Kıbrıs harekâtı sonrasında Yunanistan'ın NATO'nun askeri kanadından çıkması, Boğazlar ve Ege üzerindeki Sovyet tehdidini artırmış, Avrupa savunması güney kanadından aşınmaya başlamıştır.
12 Eylül 1980 darbesiyle yönetime el koyan askeri hükümetin ilk icraatı, Yunanistan'ın NATO'nun askeri kanadına dönüşü üzerinde (dolaylı olarak iki ülkenin birlikte, zamanki adı AET olan AB'ye alınmaları şartına bağlanan) vetosunu kaldırmak olmuştur. Yunanistan hemen ardından 1981'de topluluğa alınmıştır.
Yıllar sonra, 28 Şubat süreci ardından Ankara'da konuştuğum, Amerikan gizli sevisi CIA'in 1980'deki başı Stansfield Turner, o dönemki stratejilerinin Sovyetler'i güneyden bir 'Yeşil kuşakla' kuşatarak çökmesini hızlandırma olduğunu, ancak bu planın ters teptiğini ve bölgede ABD ve Batı karşıtı İslamcı akımları güçlendirdiğini söylemişti. O yıllarda Evren meydanlarda elinde Kuran ile nutuk çekiyor, yeni Anayasa'da din dersi zorunlu hale getiriliyor ve imam-hatip okulları patlama yapıyordu.
Turner'a neden başarısız olduklarını sormuştum. "Yanlış hesapladık" dedi; "Sovyet ekonomisi tahminimizden çok daha zayıfmış. Tahminimizden 10 yıl erken çöktüler."