2007 kehanetleri ve Erdoğan

Bilinen fıkradır; adam otoyolda giderken radyo müzik yayınını keser: 'Dikkat! Otoyolda ters yönde seyahat eden bir otomobil var!'

Bilinen fıkradır; adam otoyolda giderken radyo müzik yayınını keser: 'Dikkat! Otoyolda ters yönde seyahat eden bir otomobil var!' Adam üzerine gelen araçlardan dehşet içinde kaçmaya çalışırken söylenir: Ne bir tanesi kardeşim? Hepsi ters yönde!
Türkiye'nin 2007'deki görünümünün çok rahat olmayacağı açık. Ülke, içeride ve dışarıda çok sayıda sorunla, peşi sıra ya da aynı anda başa çıkmak zorunda. Üstelik bunların bir kısmını iç, dış ya da ekonomi, idari ya da güvenlik diye ayırmak da mümkün değil.
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın önceki gün 'Irak, AB'den daha önemli' demesi bile tek başına bu saptamaya kanıt olacak türden. Bu saptama doğru da.
AB'nin Türkiye ile ilişkileri 2006'nın son ayında Kıbrıs limanına demirlemesinden ve yılın son günlerinde Milli Güvenlik Kurulu'nun Kıbrıs'ı müzakerelere konu etmeyeceğini ilanı ardından 2007'de AB ile ilgili heyecan verici beklenti yok. İlişkilerde kopma da, sıçrama da beklenmiyor. Belki yılın ilk aylarında Kıbrıs Türk halkını ilgilendiren bazı gelişmeler mümkün, ama bunun AB ile ilişkilerde bir vites yükseltmeye yol açmayacağı görülebiliyor.
Oysa Irak öyle değil. Irak'ta 2007'yi belirleyecek iki gelişmeden söz edilebilir: ABD Başkanı Bush'un, Saddam Hüseyin'in idamı ardından açıklaması beklenen yeni Irak politikası ve yıl sonunda yapılması öngörülen Kerkük referandumu; daha doğrusu referandumun yapılıp yapılmayacağı. Türkiye'nin Irak'taki gelişmelerle ilgili konumlanışına çok daha geniş açıdan bakmak gerekiyor. Çünkü Irak'ta olacak her şey Kürt ve Kürtçülük meselesinin alacağı boyutu, Türkiye sınırları içinde de etkileyecek. Bu ise Türkiye için yalnızca güvenlik değil, siyasi ve ekonomik açılardan da yakıcı bir sorun.
Türkiye, Irak ve Irak'taki PKK varlığı için ABD ile işbirliği yapmak durumunda. Ralston-Başer koordinasyonunda giden işbirliğinin şu sıralar bir sonuç vermesi, hem Bush'un, hem de seçim yılında Erdoğan'ın elini rahatlatacaktır.
Ancak burada Bush'un da, Erdoğan'ın da fazla elinde olmayan bir unsur, nisan ayına doğru ABD Kongresi'nde gündeme gelecek Ermeni soykırımı iddiaları olacaktır. Temsilciler Meclisi'ndeki Demokrat çoğunluk, sırf Bush'u tersyüz etmek için bile tasarıyı onaylayabilir. Erdoğan'ın son ABD gezisinin neredeyse bütünüyle bunu önlemeye yönelik olduğu üzerinde nedense fazla durulmadı. Türkiye, belki Azerbaycan ile bir orta yol bulup Ermenistan sınırını açarak zorluğu hafifletebilir mi? Zor. Çünkü durumu karmaşıklaştıran iki unsur daha var: Fransa'da başkanlık seçimlerinin ilk turu 22 Nisan'da yapılacak. Yani Ermenilerin soykırım günü olarak andıkları 24 Nisan'dan iki gün önce. İkinci tur 6 Mayıs'ta. Ermenistan meclis seçimleri ise mayıs ayında. Yani uzlaşma ihtimali zayıf.
Bu sürecin Türkiye'deki cumhurbaşkanlığı seçimi süreci ile örtüştüğünü hatırlatmak belki gereksiz. Türkiye'deki seçim süreci 16 Nisan'da başlıyor. Anayasa'ya göre, 11'inci cumhurbaşkanı, 16 Mayıs günü görevi Ahmet Necdet Sezer'den devralmak zorunda. Tesadüfe bakın ki, PKK'nın kendi ilan ettiği ateşkesi bitirme tarihi de tam mayıs ortası. Her şeyin Ankara'nın üzerine geldiği tablosuna, AB'de Almanya'nın dönem başkanlığının biteceği günlerde, haziran ortalarında Fransa'da parlamento seçimlerinin yapılacağını ekleyelim.
İşte bu ahval ve şerait altında, Çankaya'da kimin oturduğu Türkiye'nin 2007 krizlerini nasıl yönettiğini de gösterecek. Çünkü, Çankaya'da kimin oturuyor olacağı da Türkiye için bir başka krize dönüşebilir. Zaten cari açık, enflasyonla mücadele ve istihdam hedefleri açısından tatsız işaretler veren ekonominin bu tablodan etkilenmeyeceğini söylemek inandırıcı değil.
Gerek Erdoğan, gerek AK Parti yönetimi, '11'inci cumhurbaşkanı kriz nedeni olmayacak' derken, söz konusu olanın Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı adaylığı olduğunu elbette biliyorlar. Cumhurbaşkanlığı seçimi ile oluşacak havanın 4 Kasım'daki Meclis seçimleri üzerinde doğrudan etkisi olacağını elbette biliyorlar. Dışarıdan Türkiye ile ilgilenenler de şu an Türkiye'deki bütün siyasi ve ekonomik denklemlerin aslında cumhurbaşkanlığı seçimine kilitlenmiş olduğunun farkında.
Yeni yıla girerken her şey Erdoğan hükümetinin üzerine geliyor gibi görünüyor.
Ama dedik ya, her şey üzerinize geliyorsa, belki de yanlış yönde seyreden sizsinizdir.