2013 Erdoğan'ın yılı olmadı

Başbakan Erdoğan, gücünün zirvesine 16 Mayıs'ta Obama görüşmesiyle ulaşmıştı ama grafik o tarihten bu yana ters yönde işliyor.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın AK Parti’nin 2002’de iktidara gelmesinden bu yana kendisini gücün zirvesinde en çok hissettiği zaman belki de 16 Mayıs 2013’te ABD Başkanı Barack Obama ile Beyaz Saray’da görüştüğü gündü.

Erdoğan o görüşmeye pek çok sorunu geride bıraktığına inanarak gitti. Kürt sorununa siyasi çözüm arayışıyla PKK ile başlatılan diyalog 21 Mart’ta Abdullah Öcalan’ın silahlı mücadeleye son vereceği niyetini açıklamasıyla yeni bir aşamaya ulaşmıştı. Ardından, 24 Mayıs’ta ABD Başkanı Obama’nın devreye girmesiyle İsrail Başbakanı Mavi Marmara saldırısı nedeniyle telefonda Erdoğan nezdinde Türkiye’den özür dilemişti. Ekonomi fena gitmiyordu; özellikle de Yunanistan, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti, Bulgaristan gibi AB üyeleri ile karşılaştırıldığında. Mısır’da da Erdoğan’ın tezleri doğrulanmış, Suriye’deki muhalefetin çekirdeğini oluşturan Müslüman Kardeşler (MK) Muhammed Mursi başkanlığında seçim yoluyla iktidara gelmişti.

Ertesi gün Türk medyası Başbakan’ın Vaşington çıkarmasının başarısını övüyordu. Obama, Erdoğan çiftini kral ve cumhurbaşkanlarının ağırlandığı Blair House malikânesinde ağırlamış, Obama ve Erdoğan aynı gün içinde üç defa görüşmüşler, yalnızca dünya meseleleri üzerine ufuk turu yapmakla kalmamış, Suriye, Mısır gibi meseleler üzerine icraata yönelik fikir alışverişinde bulunmuşlardı. Kısa süre sonra Erdoğan’ın ekonomi konularında başdanışmanlığına atanacak olan Yiğit Bulut’a göre dünyada ‘İkibuçuk lider’ kalmıştı: Erdoğan, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin ve yarım da Obama.

Erdoğan belki de 2011’deki yüzde 50’lik seçim zaferinden bu yana yükselişte olan bu özgüven patlaması ile Obama görüşmesinden on gün kadar sonra, gayet sıradan bir gösteri olarak başlayan Gezi Parkı protestosuna aşırı tepki verdi. Erdoğan’ın işareti ve polisin tutumuyla -Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün işi yumuşatma girişimini de havada bırakacak şekilde- gösteriler üç hafta boyunca yurt çapında iki buçuk milyon insanın katıldığı Türkiye’nin gördüğü en büyük protesto dalgasına dönüştü.

Erdoğan’ın on yılda oluşturmaya çalıştığı demokrat-reformcu Müslüman lider imajının yerini elinde gaz maskesi ve padişah kıyafetinde resmedilen otoriter Erdoğan imajı almaya başladı.

Bir gündem değiştirme ustası olan Erdoğan hemen dışarıya, Mısır ve Suriye’ye yöneldi. Tam İsrail’i by-pass ederek Gazze’ye Mısır üzerinden gitmeye hazırlanıyordu ki, Mısır’da ordu, Suudi Arabistan destekli bir darbeyle 3 Temmuz’da yönetime el koydu; Mursi ve MK dönemi sona erdi. Bu, fiilen Suriye’de MK çekirdekli muhalefetin de sonu demekti; El Kaide bağlantılı gruplar muhalefet inisiyatifini ele alınca, Batı’nın bunlara yardım etmesi ihtimali varsa da ortadan kalktı.

Erdoğan’ın ABD ve AB’yi sürekli olarak Mısır’a karşı eyleme çağırması ve İsrail konusunda Obama’nın beklentisinin gecikmesi, Erdoğan ile arasını açmaya başlamıştı. Beyaz Saray, 30 Temmuz’da Obama’nın Erdoğan ile Suriye-Mısır görüşmesi sırasında, elinde beyzbol sopasıyla bir resmini yayımladı. Obama 5 Eylül’de St.Petersburg’da Erdoğan’ın görüşme talebini karşılıksız bıraktı. Erdoğan’ın ertesi gün Putin ile ortak basın toplantısında yönetimine açık cephe alınca, Mısır Türk Büyükelçisi’ni ‘istenmeyen adam’ ilan etti. Erdoğan’ın yeniden yurtiçi gündeme döndüğünde yaptığı hamlelerden birisi, dershaneleri kapatma kararını açıklamak oldu. Bu karara, Gülen cemaati ya da Hizmet Hareketi’nden beklenmedik sertlikte bir direniş geldi. Erdoğan, ordu, yargı ve üniversite içindeki dindar olmayan isimleri temizleme ve yargılama sürecinde büyük destek aldığı Gülen çevresinden şimdi tepki alıyordu. Tartışmalar 17 Aralık’ta başlayan ve Erdoğan’ın dört bakanını feda etmek zorunda kalmasına yol açan bir yolsuzluk soruşturmasıyla tırmandı. ABD ve AB, olanları hükümetin yolsuzluk soruşturmalarını engelleme çabası sayarak izlemeye aldı. İş polis ve yargı içinde karşılıklı hamle ve tasfiyeler sürecine dek geldi, şimdi o noktadayız.

Yılın bu son günü sulh olsa da bu kavganın hükümette derin izler bıraktığı görülebiliyor.

Başa dönersek, Erdoğan gücünün zirvesine 2013 Mayıs ayında Obama görüşmesiyle ulaşmışsa, grafiğin o tarihten bu yana yükselme göstermediği de söylenmeli; 2013 Erdoğan’ın yılı olmadı.