5 dakikada değişir bütün işler

BDP'lilerin tahliyesinin reddi, Şükür'ün istifası ve operasyon gibi hükümetin canını sıkan üç gelişme peş peşe geldi.

Yazının başlığı Mazhar Alanson’un ‘New York Sokakları’ şarkısının sözlerinden alınma ve sanki dönem dönem Türkiye’de olup bitenleri özetliyor.

Böyle bir durumu 2001 başlarında yaşamıştım. Milli Güvenlik Kurulu toplantıya başlayınca, nasıl olsa birkaç saat boyunca önemli bir şey olmaz diye Kavaklıdere’deki Radikal bürosundan Cinnah’ın başındaki bir randevuya niyetlendim. Daha araçtayken radyodan Başbakan Bülent Ecevit’in ‘Devlet krizi’ diyerek toplantıyı terk ettiği haberini almıştım. Tarih 19 Şubat 2001 idi; gerçekten de o beş dakikalık yolculuk boyunca değişmişti bütün işler.

Beş dakika olmasa da 16-17 Aralık günleri 24 saatten az, belki 18 saat süre içinde Başbakan Tayyip Erdoğan ve hükümetinin canını sıkan üç gelişme peş peşe cereyan etti. Sıralayalım:
BDP’lilerin tahliyesine ret

1- 16 Aralık öğle saatlerinde Diyarbakır’daki KCK davasında tutuklu iki BDP’li milletvekili, İbrahim Ayhan ve Gülser Yıldırım’ın tahliye talebinin reddedildiği haberi geldi. Mahkeme, CHP Milletvekili Mustafa Balbay’ın Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurusunun ‘şahsi’ olduğuna vurgu yapıyor, AYM’nin içtihat üretme özelliğini görmezden geliyordu. Bu karara gelen tepkiler arasında belki en ilginci, Adalet Bakanı Başdanışmanı Adnan Boynukara’nın Twitter üzerinden mesajıydı: “Onca yasal düzenlemeye ve emsal kararlara rağmen, ne bu şimdi...!!!!” Boynukara’nın bir danışmandan fazlası olduğunu hükümetin hassas Kürt diyaloğundaki sır kâtiplerinden biri olduğunu bilenler bu mesajı “Ters giden bir şeyler var” şeklinde yorumladı. 

Hakan Şükür’ün istifası
2- Daha bu haberin etkisi soğumadan Ankara’dan eski milli golcü milletvekili Hakan Şükür’ün AK Parti’den istifa ettiği haberi geldi. Şükür, son haftalarda dershanelerin kapatılması planı üzerine Başbakan Erdoğan ve hükümetle tartışma yaşayan Fethullah Gülen cemaati ya da tercih ettikleri isimle, ‘Hizmet Hareketi’ne yakınlığı bilinen bir isimdi. Şükür, yaptığı bu ilk siyasi yazılı açıklamada Erdoğan’a sert eleştiriler getiriyor, adeta onu ‘11 yıllık AK Parti çizgisi’nden sapmakla itham ediyordu. Böylelikle İdris Bal’ın ardından AK Parti’den bir Gülenci isim daha istifa etmiş oluyordu. Ama AB Bakanı Egemen Bağış haklıydı; ‘Bal başka, Şükür başkaydı’. 

Yolsuzluk operasyonu
3- Türkiye 17 Aralık sabahına bambaşka bir haberle uyandı. Tanınmış işadamları, bankacılar, siyasetçi ve siyaset bağlantılı birçok isim gözaltına alınmıştı. Aralarında son dönem parlayan inşaatçı Ali Ağaoğlu’dan İran Azerisi işadamı Reza Sarrab’a (Türk vatandaşlığına geçiş sonrası Rıza Sarraf), Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan, İstanbul Fatih’in AK Partili Belediye Başkanı Mustafa Demir’in yanı sıra, üç bakanın çocuklarının da bulunduğu bildiriliyordu.

Bu isimler arasında en ilginci polisin kendisine bağlı olduğu İçişleri Bakanı idi; demek ki Emniyet Genel Müdürlüğü’nün operasyondan haberi olmamış ya da Bakan’a söylememişlerdi. Soruşturmayı yürüten savcılar arasında 2012 başında MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın soruşturulmak istenmesi sürecinde Ergenekon, Balyoz ve KCK davalarından alınan isimler olduğu, Zekeriya Öz’ün isminin geçmesini istememesine rağmen kulislere düştü. İşin bir başka ilginç yanı, kamuoyunda şarkıcı Ebru Gündeş’in kocası sıfatıyla tanınan Sarrab’ın 2012 baharında İran’a ambargo-dışı altın sevkıyatı gerekçesiyle soruşturulmuş olmasıydı. Bu nedenle ABD yönetimi Türk hükümetine satışa aracılık eden kamu bankası olan Halkbank’ın soruşturulması talebinde bulunmuştu. İnsanın aklına 16 Mayıs 2013’te Beyaz Saray’da ABD Başkanı Barack Obama’nın yüzü Erdoğan’a işaret parmağı Fidan’a dönük olarak getirdiği Suriye ve İran bağlantılı eleştiriler dahi geliyor. 

Belki de bu karmaşık tablo yüzünden Başbakan Erdoğan dün Konya’da olaya doğrudan değinmeden “Türkiye, üzerinde operasyon yapılacak bir ülke değildir” demekle yetindi.

Fazla mı tesadüf? Olabilir. Türkiye’nin gündeminde son yıllarda pek yolsuzluk haberi olmadığı için yolsuzlukların boyutu da büyümüş olabilir; boyutları soruşturmanın ortaya çıkarması gerekiyor. Ama müsaadenizle 30 Kasım 2013’te bu sütunda aktardığım bir duyumu tekrarlamak istiyorum; iş Ankara ve İstanbul savcılarının birbirine soruşturma açmasına dek uzar mı? Yoksa şu an aklımıza bile gelmeyen başka hamleler mi var sırada?