5 yıl, 5 ay, 5 hafta önceki Türkiye

Önümüzdeki beş gün içinde iyi haber alabilecek miyiz?

Beş yıl önce 2010 sonlarında Türkiye’nin dış siyasetindeki tek sorun İsrail ile ilişkilerdeydi.

İsrail komandolarının Mavi Marmara gemisini basıp 9 Türk vatandaşını öldürmesi ilişkileri dibe vurmuştu.

Oysa bir süre öncesine dek Türkiye, İsrail ile Suriye arasında arabuluculuk yapıyordu.

***

Beş yıl önce İsrail dışında AK Parti hükümetlerinin “komşularla sıfır sorun” siyaseti, Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” siyasetinin bir türevi görünümündeydi.

İsrail dışında her şey yolunda görünüyordu.

Ankara’nın yıllar yılı Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ni yok sayma siyaseti son bulmuş, hatta Ermenistan ile ilişkilerin normalleştirilmesi yolunda bir protokol imzalanmıştı.

***

Rusya ile bir biri ardına enerji, turizm, ticaret anlaşmaları imzalanıyor, Türkiye’nin Şangay Grubu'na girmesi gerektiğini söyleyenler çıkıyordu.

AB ile ilişkiler en iyi durumunda yine değildi ama henüz buzdolabına kaldırılmamıştı.

ABD Başkanı Barack Obama, daha bir yıl önce göreve başladığında ilk denizaşırı ziyaretini Türkiye’ye yapmış, laik demokrasisi ve serbest ekonomisiyle Türkiye’yi diğer Müslüman nüfuslu ülkelere örnek göstermişti.

***

İran’ın nükleer anlaşması için Türkiye (Brezilya ile birlikte) devredeydi; ne de olsa uzun aradan sonra BM Güvenlik Konseyi’ne iki yıllığına seçilmişti.

Irak’ta, Libya’da müteahhitlik hizmetleri yeniden parlamaya başlamıştı.

Dönemim başbakanı, şimdi cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Suriye hükümetiyle ortak bakanlar kurulu toplantıları düzenliyor, “kardeşim” dediği Beşar Esad ile ailece tatile çıkıyordu.

***

Arap Baharı'nın Tunus’ta patlamasına henüz birkaç gün vardı.

Tunus’taki olayların kısa sürede Libya, Yemen, Bahreyn, Mısır ve nihayet Suriye’ye sıçrayacağı, bunların (Tunus dışında) demokrasiye doğru değil daha çok baskı, darbe, karışıklık ve nihayet iç savaşa tırmanacağına ilk günlerde pek az kişi ihtimal verirdi.

ABD’nin Irak işgaline katılmamakla övünen Türkiye, ilk günlerde hâlâ bu kavganın tarafı olmama çizgisini koruyordu.

***

Beş ay önce, Temmuz ayında Türkiye ABD ile İncirlik Üssü'nün IŞİD’e karşı hava akınlarında kullanılması için bir anlaşma imzalamıştı.

IŞİD, Suriye iç savaşı sırasında 2013’te kuruluşunu ilan etmiş ve kısa sürede hem Irak, hem Suriye’nin üçte birini işgal etmiş bir örgüttü.

Daha bir yıl kadar önce, 2014 Haziranında Türkiye’nin Musul başkonsolosluğunu basmış, birkaç ay sonra, 1 Kasım’daki seçimlerde CHP milletvekili seçilecek olan başkonsolos dâhil 49 kişiyi esir almıştı.

***

Tam İncirlik anlaşmasının imzalandığı günlerde IŞİD Suruç’ta 34 kişiyi öldürdü, birkaç ay sonra Ekim’de Ankara’da 103 kişiyi daha öldürecekti.

Ama tek güvenlik sorunu IŞİD değildi. PKK, Kobani’deki “kanton” örneğini Türkiye’de de uygulamaya niyet etmiş, gücüne güvendiği yerleşim merkezlerinde bugün “hendek siyasetini” HDP’nin seçimlerden aldığı sonucu gölgeleyecek şekilde uygulamaya koymuştu.

AK Parti hükümetinin PKK ile dolaylı diyalog yoluyla Kürt sorununa siyasi çözüm bulma girişimi, yerini üç yıl aradan sonra yeniden saldırı ve çatışmalara bırakmaya başlamıştı.

***

Türkiye, IŞİD işgali altındaki Musul’u kurtarmak için Iraklılara askeri eğitim veren ülkeler arasına katılmıştı ama Tahran etkisi altındaki Bağdat hükümetiyle ilişkiler bozuluyordu.

Neyse ki Irak’taki büyükelçiliği henüz açıktı.

Çünkü Türkiye’nin sadece İsrail’de değil, Suriye, Mısır, Libya gibi Müslüman ülkelerde de büyükelçisi kalmamıştı.

Yine de İncirlik manevrasıyla Türkiye Suriye’nin geleceğinin tartışılacağı Viyana konferansındaki dört çekirdek ülkeden biri olabilmişti; diğerleri ABD, Rusya ve Suudi Arabistan olacaktı.

***

Beş hafta önce Türkiye hâlâ ABD uçaklarıyla birlikte Suriye’de konuşlanan Rus hava kuvvetlerine rağmen IŞİD mevzilerine hava akınları yapabiliyordu.

Ankara hâlâ Kilis’in hizasına düşen Suriye sınırında 98 km genişliğinde Suriye içine doğru 40 km kadar derinliğinde bir bölgenin hem IŞİD, hem Esad’a karşı savaşacak kişilerin üs olarak kullanması, hem de işler düzelirse mültecilerin geri dönüşü için bir güvenli bölge olarak hizmet etmesi için ABD’nin desteğini alma umudunu koruyordu.

Henüz Türk F-16 jeti, Suriye sınırını ihlal ettiği için Rus Su-24 jetini vurup düşürmemişti.

***

Henüz Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı şahsen hedef almaya başlamamış, önceden kararlaştırılmış devletlerarası görüşmeleri bir bir iptal etmeye başlamamıştı.

Henüz hem ABD, hem de Rusya, Suriye sınırındaki o 98 km’lik bölümün IŞİD sızması şüphesine son verecek şekilde kapatılmasını açıkça talep etmemişti.

Henüz Irak hükümeti, Musul yakınlarındaki Başika eğitim kampını IŞİD ve PKK tehdidine karşı takviye etmek isteyen Türk hükümetinden bütün askerlerini çekmesini talep etmemişti.

Henüz IŞİD o kampa saldırmamış, Türk askeri Irak toprağında IŞİD’le çatışmak zorunda kalmamıştı.

***

Önümüzdeki beş gün içinde iyi haber alabilecek miyiz?

Acaba yıllar sonra Türkiye’nin başbakan düzeyinde Ahmet Davutoğlu tarafından “aday” sıfatıyla temsil edileceği Avrupa Birliği zirvesinden Türkiye’nin yüzünü yeniden Ortadoğu bataklığından Batıya dönmesine yol açacak iyi haberler gelir mi?

Biraz iyi habere o kadar ihtiyacımız var ki…