AB Fransa'ya teslim

Fransa'nın AB'ye Türkiye konusunda dediğini yaptırmasına hükümet cephesi sessiz kaldı. CHP ve MHP'yse öfkeli: "İlişkilerimiz gözden geçirilsin."

Üzücü olan, Avrupa Birliği'nin aldığı kabul edilemez kararda teselli arama çabasına giren Türk Dışişleri mensuplarının olması. Karar, tıpkı iki gün önce Radikal'de uyardığımız gibi, AB dışişleri bakanlarının Brüksel'de yaptığı Genel İşler Konseyi'nde Fransa'nın ısrarına boyun eğerek Türkiye ile müzakerelerin devam edeceği cümlesinden 'katılım' kelimesini çıkarmaları. Geçen cuma günü birbiri ardına üç toplantı yapan AB üyelerinin Brüksel temsilcileri, sonuca varamadıkları için
kararı dünkü bakanlar toplantısına bırakmışlardı. Öyle anlaşılıyor ki, cuma günü Fransa'ya karşı Türkiye'nin yanında olan İngiltere,
İsveç, İtalya ve İspanya da dün Sarkozy'nin ısrarına boyun eğdiler.
Haber geldiğinde Dışişleri Bakanlığı bütçesinin Genel Kurul görüşmelerini izlemek üzere kulisteydim. Haberin kuliste duyulması ile Genel Kurul salonuna iletilmesi bir oldu; yani görüşmeleri bütün üst düzey kadrosuyla izleyen Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın kısa süre sonra gelişmeden haberi oldu.
Babacan, cuma günkü tartışmaların ardından, AB-Afrika zirvesi için bulunduğu Lizbon'da Fransız, Alman, İspanyol, Belçikalı, İtalyan meslektaşlarıyla görüşmüştü. Aynı amaçla Lizbon'da bulunan Başbakan Tayyip Erdoğan da, Almanya Şansölyesi Angela Merkel, İspanyol Başbakanı Zapatero'nun yanı sıra, gelişmelerin baş sorumlusu Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy ile bir araya gelmişti. Görüşmelerde bu konu görüşülmüş, bu gelişmenin Türkiye'nin AB ilişkilerini etkileyeceği söylenmişti.
Anlaşılan bu görüşmeler Fransa'nın Türkiye'yi AB dışında tutma ısrarını kırmaya yetmedi, üstelik Türkiye'nin yanında duranların direnişi kırıldı.
Kararın ne olduğu açık: Kırk yıla yakın bir çabadan sonra 1999 Helsinki Zirvesi ile elde edilebilen tam üyelik hedefi, o zamandan bu yana ilk kez bir AB metninde yer almadı.
Evet, son kararı 14 Aralık'ta toplanacak AB liderleri verecek, ama dışişleri bakanlarının aldığı kararı değiştirip yeniden 'katılım'
sözcüğünü eklemeyi diğerlerinin Sarkozy'ye kabul ettirme ihtimali çok zayıf.
İşte bu noktada, dış politika gazeteci ve yazarlarının, en azından bir kısmının tanık olduğu tablo üzücü. Bazı Dışişleri mensupları gayet samimi bir tepki ve üzüntüyle gelişmenin vahim olduğunu söylemekten çekinmezken, görevleri en kritik noktalarda Türkiye'yi temsil etmek olan bazıları, AB'nin aldığı bu kararın aslında o kadar da vahim olmadığını göstermek için metinde bahane arayışına ve gazeteci ve yazarları bu bahanelere ikna etme gayretine girdi.
'O sözcük çıksa da metinde daha önceki zirvelere atıf var', ya da 'Konsey kararı değil ya, hukuken bir şey değişmez' türü gerekçeleri bulup Türk kamuoyunu buna iknaya çalışmak Türk diplomatlara düşmemeli. Nitekim pazar günkü Radikal'de, bu yüzden Fransa'ya daha çok direnmek istemeyince İngiltere'nin bu gerekçelerle bir ara yol arayışına başladığını aktarmıştık. Türk diplomatlara düşen AB diplomatları bu gerekçelerle karşılarına çıktığında da Türkiye'nin hakkını savunmak. Neyse ki çoğunluğu hâlâ bunu yapıyor.
Bütçe görüşmelerinden çıkıp Bakanlar Kurulu'na gitmekte olan Babacan'a bu karar konusunda ne düşündüğünü, Türkiye'nin bu kararı kabullenip kabullenmeyeceğini ısrarla sordum ve "Değerlendireceğiz" dışında bir yanıt alamadım. Babacan'ın da Dışişleri ekibinin çoğu gibi durumdan rahatsızlığı
apaçık görünüyordu, ama belli ki Başbakan Erdoğan'a ve belki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e danışmadan bağlayıcı bir şey söylemek istemiyordu.
Kulisteki muhalefet sözcüleri ise tepkiliydi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, hükümetin böyle bir tepki göstereceğinden umutlu olmadığını söyleyerek, "Şimdilik AB ile değil, ama Fransa ile ilişkilerin gözden geçirileceği ilan edilerek, 14 Aralık'taki zirveye dek durumu düzeltmek için yoğun çaba harcanmalı" dedi.
MHP Genel Başkan Danışmanı Deniz Bölükbaşı da hükümetin gerekli tepkiyi göstereceğinden umutsuzdu. Ama Bölükbaşı'nın tepkisi, Öymen'inkinden sertti: "Öyle anlaşılıyor ki, Türkiye'nin de, AB'nin de bir süre kafa dinleyip, ilişkerini gözden geçirmelerinde yarar var. Sanıyorum ilişkileri dondurma, iki tarafa da bu fırsatı verecektir."
Hükümet ne yapacak? Zaten aç-kapa durumuna gelen müzakerelerin görülmeyen bir gelecekte, görülmez olan bir amaçla devamını sağlamak umuduyla, Türkiye'nin kırk küsur yıllık çabasıyla gelebildiği noktadan geriye düşmesine karşı hükümetin ne yapacağını birlikte izleyeceğiz.