Türkiye-AB ilişkilerinde ABD?nin aldığı izlenimin özü: Ankara?yla sorun çok

Obama?yla Sarkozy?nin bir tek Türkiye hakkında anlaşamadıklarını açıklamaları, Türkiye-AB ilişkilerinin halini anlatıyor: Pek hükümetin yansıtmak istediği gibi değil. AB Genişleme Sorumlusu Rehn?in birkaç gün önceki Washington temasları bunun kanıtı.
Rehn sonrası ABD?de kalan izlenim: Ankara?da reform süreci durdu, sözler tutulmuyor. Brüksel, Davutoğlu ve Bağış?tan farklı mesajlar alıyor, AB büyükelçileri eleştiri ve önerilerinin Erdoğan?a tam aktarıldığından emin değil..." /> Türkiye-AB ilişkilerinde ABD?nin aldığı izlenimin özü: Ankara?yla sorun çok

Obama?yla Sarkozy?nin bir tek Türkiye hakkında anlaşamadıklarını açıklamaları, Türkiye-AB ilişkilerinin halini anlatıyor: Pek hükümetin yansıtmak istediği gibi değil. AB Genişleme Sorumlusu Rehn?in birkaç gün önceki Washington temasları bunun kanıtı.
Rehn sonrası ABD?de kalan izlenim: Ankara?da reform süreci durdu, sözler tutulmuyor. Brüksel, Davutoğlu ve Bağış?tan farklı mesajlar alıyor, AB büyükelçileri eleştiri ve önerilerinin Erdoğan?a tam aktarıldığından emin değil..." /> AB ile işler iyi gitmiyor - MURAT YETKİN - Radikal

AB ile işler iyi gitmiyor

ABD Başkanı Barack Obama ile Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin bir tek Türkiye-AB konusunda anlaşamadıklarını açıklamaları sanırım Türkiye-AB ilişkilerinin ne durumda...

ABD Başkanı Barack Obama ile Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin bir tek Türkiye-AB konusunda anlaşamadıklarını açıklamaları sanırım Türkiye-AB ilişkilerinin ne durumda olduğunu anlatıyor: Pek de hükümetin yansıtmak istediği gibi değil.
Obama-Sarkozy görüşmesinde neler olduğunu anlamak için filmi birkaç gün geriye sarıp toplantının yapıldığı Fransa’nın Caen şehrinden, ABD’nin Vaşington şehrine gitmek gerekiyor.
Çünkü AB Genişleme Sorumlusu Olli Rehn geçen hafta oradaydı. Aynı günlerde Obama’nın Kahire Üniversitesi’nde yaptığı önemli İslam ve Batı konuşması yankılanıyordu. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Vaşington’da PKK-Irak-Afganistan-Pakistan odaklı görüşmelerde bulunuyordu. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Vaşington’dan Nev York’a geçmiş, BM Genel Kurulu oturumuna başkanlık etmeye hazırlanıyordu. Ve Ankara’da AB Baş Müzakerecisi Devlet Bakanı Egemen Bağış, müzakerelerde yeni bir faslın açılmasını sağlayacak sendikalar reformunun ‘kriz nedeniyle’ ertelendiğini söylüyor, AB doğrultusundaki ilerlemelere örnek olarak Nâzım Hikmet’e vatandaşlık verilmesini gösteriyordu.
Olli Rehn, Vaşington’da ABD Dı-şişleri, Dünya Bankası yetkilileri ve Amerika’daki bir grup kanaat önderi ile temaslarda bulundu. Bu temaslar Obama’nın Avrupa’da Almanya Şansölyesi Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile temasları öncesinde ve tabii Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde Avrupa’nın siyasi nabzını ABD’ye yansıttı. Reuters haber ajansına 4 Haziran’da söylediğine göre bu temaslarda ‘Türkiye dahil bir dizi konu’ ele alındı.
Radikal’e bilgi veren kaynaklara göre Rehn’in Amerikalılarla görüştüğü en önemli konu Türkiye idi.
Obama, Türkiye’yi ABD ulusal çıkarları açısından stratejik bir ortak görüyor, Avrupa odaklı (Ortadoğu değil) ilk dünya turuna Türkiye’yi dahil ederek hangi dünyada gördüğünü gösteriyor, Türkiye’nin AB üyesi olmasını istiyor, ayrıca böylelikle AB-NATO uyumunun da daha iyi sağlanacağını düşünüyordu. Ama bu istek Avrupa’da özellikle de kriz ortamında hâkim olan Merkel-Sarkozy siyasetine uymuyordu. Avrupa Parlamentosu seçimleri süreci de gösteriyordu ki, Avrupa’da Türkiye’yi kabul yönünde bir rüzgâr esmiyor.
Ama tek sorun bu da değildi. Rehn’in Vaşington temaslarından diplomatik kulise yansıdığı kadarıyla, AB Genişleme Sorumlusu Amerika’daki muhataplarına Avrupa’daki iştahın kapandığı kadar, Türkiye’deki iştahın da kapandığından söz etmişti. Temaslar sonrası Vaşington’daki izlenim, Türkiye’deki reform sürecinin durduğu, sözlerin yerine getirilmediği, Dışişleri Bakanı’ndan ayrı bir Baş Müzakereci’nin bakan düzeyinde atanmasıyla ortaya çıkan iyimserliğin kısa sürede yerini karamsarlığa bırakmaya başladığı, ayrı ayrı konuşulduğunda Brüksel’in Davutoğlu ve Bağış’tan farklı mesajlar aldığı, Ankara’daki AB büyükelçilerinin eleştiri ve önerilerinin Başbakan Tayyip Erdoğan’a tam aktarıldığından dahi emin olmadıkları, çünkü Ankara’da hoşa gitmeyen şeyleri duymak istemeyen bir atmosferin egemen olduğu ve işlerin genel olarak pek parlak gitmediği yönünde olmuş.
Rehn bu açıklıkta olmasa da Reuters ile mülakatında Türkiye konusunda iyi bir havanın esmediğini söylemiş. Örnek olarak sosyal politikalar ve istihdam faslının açılması için şart olan ve ‘üç yıldır talep edilen’ sendikalar reformunun ‘ocak ve nisanda söz verilmiş olmasına karşın’ çıkmamasını vermiş. Sadece bunlar değil, örneğin ‘ifade özgürlüğü ve medya’ ile ilgili konular bulunduğunu vurgulanmış. Rehn yine de AB ülkelerinin ekonomik krizin suçunu genişlemeye atmamasını istemiş mülakatında. 
Ama bu, Vaşington toplantılarında bırakalım Hırvatistan’ı bir yana, bırakalım kriz ardından AB’ye başvuru eğilimine giren İzlanda ve Norveç’in kısa sürede AB üyelik ihtimalini bir yana, Sırbistan’ın dahi Türkiye’den önce üye olma ihtimalinin konuşulmasını engellememiş.
Dolayısıyla, Obama ve Sarkozy’nin Türkiye üzerine münakaşasını daha iyi anlamak, işin ne kadar ciddi olduğunu daha iyi kavramak, filmi birkaç gün geriye sararak mümkün. AB İşleri Bakanı Bağış, Sarkozy ve Merkel’e ‘Modeliniz Tayyip Erdoğan mı, Usame bin Ladin mi olsun?’ diye sorarken muhakkak uluslararası bir teröristle Türk başbakanını karşılaştırmayı değil, Türkiye-AB ilişkilerindeki sorunu tanımlamaya çalışıyordu. Ama belli ki Avrupalıların zihnindeki soru o değil.