AB ile vize anlaşmasından Türk kökenli Alman bakana

AB ile imzalanan anlaşma vizeyi otomatik kaldırmadığı gibi bunun garantisini de vermiyor.

Almanya Başbakanı Hıristiyan Demokrat Angela Merkel ya da onun koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Sigmar Gabriel’in bakanlar kurulu listesinde Türk kökenli Aydan Özoğuz’a Göç ve Uyum gibi Almanya için önemli bir koltuğun verilmesi üzerine ortalık yine boş böbürlenmeden geçilmez oldu.

Oysa bu, Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı ve öncesindeki hatalarından ders çıkararak kurduğu çokesli, çokkültürlü demokrasi ve hukuk sisteminin bir zaferidir. Gerçek ‘Nereden nereye’ işte budur.

Türkiye’de geçim sıkıntısından kurtulmak için umudu Almanya’ya göç etmekte görmüş bir ailenin çocuğu bütün zorluklara karşı okumuş, Alman vatandaşlığına geçmiş, kendisini siyasette göstermiş, yükselmiş ve şimdi de bakan olmuş. Alman siyasi sistemi, “Nüfusumuzun yüzde 5’inin kökü zaten Türkiye’de, bunları yükseltirsek başımıza çıkarlar” diye düşünmemiş. 

Almanlar, bir kez vatandaşlığı kabul edenleri artık ‘Kürt’ü, Arap’ı, Boşnak’ı’ söylemiyle ayrı aidiyetlerde ifade etmekte ısrar da etmemişler. Her vatandaşı eşit sayarak geçmişine sünger çekip, bugününe, yaptığı, yapabileceği işlere bakmışlar. Hatta Özoğuz’un iki kardeşi, radikal İslamcı faaliyetlere karıştı diye onu dışlamamışlar da. Özoğuz’un bir sosyal demokrat olarak kardeşlerinin siyasi görüşlerine katılmadığını söylemesi yeterli olmuş.

Bir adım daha gidelim, Alman sistemi Özoğuz’un Türk kökenli olması nedeniyle Almanya’nın çıkarları aleyhine Türkiye’yi kayıracağı kompleksine de kapılmamış. Tersine, bu köprünün sorunların daha kolay çözülmesine vesile olacağına güvenmişler. (O nedenle bugün Almanya’da Türk bakan kutlaması yapanların bir kısmının, ilk sorunda ‘Sırtımızdan vurulduk’ hezeyanlarına şimdiden hazır olmak lazım.) Siz insanlara güveneceksiniz ki insanlar da size güvensin. Özoğuz’un Almanya’ya (Türkiye’yi çok ilgilendiren) ‘Göç ve Uyum’ bakanı olacağının ilan edildiğinin ertesi günü, yani 16 Aralık Pazartesi günü, Ankara’da Türk hükümeti Avrupa Birliği ile ‘Geri Dönüş’ anlaşmasına imza attı. Bu anlaşmayı ‘AB ile milat’ olarak tanımlayan Başbakan Tayyip Erdoğan başta olmak üzere hükümet üyeleri bir süredir bu anlaşmayı halka “Vizeler kalkıyor” diye duyuruyorlar.

Oysa anlaşma Türk vatandaşlarına AB ile vizeleri, özellikle Schengen vizesini otomatik olarak kaldırmadığı gibi bunun garantisini de vermiyor.

Ne mi getiriyor? Türkiye önümüzdeki üç yıl boyunca kendi üzerinden Avrupa’ya kaçak giriş yaptığı belirlenen, daha çok Güney Asya, Afrika’dan gelen göçmenleri ‘geri kabulü’, onları kendileri ayrı bir yere gidene dek misafir etmeyi, sınır güvenliğini, özellikle Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarını AB ile koordine edecek ve Türk vatandaşlarına biyometrik pasaport uygulamasını tamamlayacak. 

Türkiye üç yıl içinde bu yükümlülükleri yerine getiremezse ne olacak? O zaman, vize kolaylığı AB Komisyonu oylamasına dahi sunulmayacak, yükümlülüklerin yerine getirilmesi beklenecek. (Kaldı ki yükümlülükler yerine getirilse dahi vize oylama sonucuna tabi olacak.) Peki, oylama yapılmazsa, o zaman Türkiye kendisini AB kapılarında bir tür göçmen ağırlama kampı, tampon bölge yapacak uygulamayı askıda tutabilecek mi? Hayır. Türkiye açısından anlaşmayı bozup köprüleri yakmadan bir çıkış seçeneği bulunmuyor.
Türkiye’nin AB ile daha iyi ilişkiler içinde olmasını hep Türkiye’nin ve Türk halkının çıkarına gördüm; demokratik, toplumsal ve ekonomik standartların yükselmesi için Türkiye’nin doğusuna değil batısına bakması gerektiğine inandım. Hâlâ da inanıyorum. Ama bu anlaşmanın
Türkiye’yi AB üyeliğine ne kadar yakınlaştıracağından emin değilim.

Yine de Türkiye’nin yüzünü 3-4 yıllık bir Şark macerasının ardından Batı’ya dönmüş olmasından, bu mecburiyeti anlamasından memnunum. Gerçi Başbakanımız AB anlaşması imzalarken bile Mısır’ı, Bangladeş’i öne çıkarmadan yapamıyor, Doğu ufkunda Türklere bir ikbal kalmadığını kabullenmek istemiyor. Yine de kadın haklarından hukukun üstünlüğüne, yolsuzlukla mücadeleye dek Batı’nın standartlarına yaklaşmak için zararın neresinden dönülse kâr sayılmalı.